İran'a saldırılar, Askeri'nin akıbeti ve Türkiye...


Nükleer programı yüzünden İran'ın çeşitli gizli, örtülü saldırılara uğradığına hiç şüphe yok. Bu saldırılar çeşitli hedeflere karşı çok profesyonelce yürütülüyor. Bunlar zaman zaman nükleer programla ilgili bilim adamları, teknisyenler, zaman zaman bizzat nükleer tesislerle ilgili sistemler, zaman zaman füze tesisleri ve benzerleri, zaman zaman da kaybolan önemli askerî yetkililer olabiliyor. Nükleer sistemlerle ilgili saldırılara son örnek geçen ekimde İran'ın uranyum zenginleştirme tesisleri ile ilgili bilgisayar sistemlerine karşı Stuxnet adı verilen virüs saldırısı elbette. İran bu saldırıdan muhakkak zarar gördü; ama ne kadar, bilinmiyor. Nitekim, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da zararı kabul ederken bunun kısmi olduğunu, zararın kısa zamanda giderildiğini saldırıdan sonra itiraf etti. Esasen, bugün bile bu, o zaman yazdığımız gibi Stuxnet konusu hâlâ tam anlaşılamayan bir konu, bir muamma olarak ortada duruyor. Füze tesislerine karşı yapılan saldırılara ise yine geçen ekimde Zagros Dağı civarındaki bir Şahap füze üssünde meydana gelen ve haberlere göre 18 kişinin öldüğü patlama örnek verilebilir. Nükleer programla ilgili öldürülen bilim adamları ise belki de diğer saldırılardan daha vahim olarak nitelenebilir; zira haberlerden öğrendiğim kadarıyla benim hesabıma göre bugüne kadar çok değerli 5 bilim adamı çeşitli suikastlar sonucu öldürülmüş bulunuyor. Bunlardan en sonuncusu, geçen yılın aralık başlarında Tahran'da motosikletli katiller tarafından bomba ile öldürülen Mecid Şehriyari'ydi. Ayrıca merhumun öldürüldüğü gün Dr. Feridun Abbasi adlı başka bir bilim adamı da benzer saldırıdan yaralı olarak kurtulmuştu. Kaybolanlara bakılınca da akla hemen Ali Rıza Askeri geliyor. Yıllarca önce İran savunma bakan yardımcılığında bulunan ve bu ülkenin önemli askerî ve nükleer sırlarına vâkıf olduğu söylenen bu şahsın bizimle de ilgisi var; zira Askeri, 2007 Şubat'ında Şam üzerinden geldiği İstanbul'da ortadan kaybolmuş, bir daha kendisinden hiçbir haber alınamamıştı. Kayboluşundan sonra Askeri'nin akıbeti hakkında çeşitli spekülasyonlar yapılmıştı. Bunlardan bazıları Askeri'nin CIA, MOSSAD ya da başka bir gizli servisle anlaşıp bunlar vasıtasıyla bilinmeyen bir ülkeye iltica ettiğini ileri sürmüş, diğerleri de Askeri'nin iltica etmeyip zorla kaçırıldığını söylemişlerdi. İran da bu sonuncu tezi yıllardır savunuyor, Askeri'nin MOSSAD tarafından kaçırıldığını öne sürüyor. İşte bu Askeri ve akıbeti, bugünlerde İran tarafından yeniden gündeme getirilmiş bulunuluyor. İsrail medyasında çıkan bazı haberlere ve muhtemelen başka bilgilere dayanarak İranlı yetkililer, Askeri'nin kısa bir süre önce, bulunduğu bir İsrail hapishanesinde öldüğünü söylüyorlar. İsrail hapishane yetkilileri, bu haberleri yalanlayıp böyle bir olaydan haberlerinin olmadığını söylüyorlar. İranlı yetkililere dayanak teşkil eden ve daha sonra kaldırılan bu haberlerde, adı verilmeyen bir İranlının hapishanede intihar ettiği söyleniyor. İranlılar ise Askeri'nin intiharının söz konusu olamayacağını, mutlaka öldürülmüş olacağını ifade ediyorlar. İran işte bu haberler üzerine Askeri'nin akıbetini aydınlatmak üzere resmen harekete geçmiş bulunuyor. Nitekim, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, birkaç gün önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon'a yazdığı mektupta Ban'dan Askeri'nin akıbetinin aydınlığına kavuşturulmasını, bu konuda İran'a yardımcı olmasını resmen talep etmiş bulunuyor, mektubunun bir yerinde şöyle diyor: "... Çıkan bu haberler Askeri'nin Siyonist rejim tarafından kaçırılmış olduğu şüphelerini güçlendiriyor. İsrail, Askeri'nin hayatından doğrudan sorumludur." Salihi, Ban'a müracaatının yanı sıra ayrıca, özellikle barış ve güvenlikten sorumlu milletlerarası kurumlardan ve milletlerarası camiadan uygun tepkiler ve karşılıklar beklediklerinin altını da çiziyor. Bu bağlamda Askeri'nin ailesi de onun akıbetinden Türkiye'yi sorumlu görüyor. Ban, İran'ın bu müracaatını nasıl değerlendirecek, bu konuda ne yapacak, İran'a ne cevap verecek, şimdiden söylemesi zor. Belki de hiç cevap vermeyecek, müracaatı sümen altı yapacak ya da müracaatı Askeri'nin kaybolduğu ülkeye, yani Türkiye'ye havale edecek, bizden Askeri'ye ne olduğunu soracak, belki de rapor isteyecek. Böyle bir durum ortaya çıkarsa biz ne yapacağız, buna hazır mıyız acaba? Askeri konusunu bugüne kadar ne kadar araştırdık, bu konuda ne biliyoruz acaba? Bunlar zor sorular, ancak cevapları mutlaka olması gereken sorular elbette....
<< Önceki Haber İran'a saldırılar, Askeri'nin akıbeti ve Türkiye... Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER