Kur’an’da ‘Mala Çökme’ ve Rüşvet yiyen Hakimler(1)

Numan Yılmaz Yiğit

Numan Yılmaz Yiğit

09 Şub 2024 10:37
  • Kur’an’daki pek çok sure ve ayetin düne, bugüne ve yarına bakan yüzleri vardır. Yüzeysel bir nazarla bile bakılsa bu sure ve ayetlerin her asırda iyi-kötü yaşanan olaylara ve o olayların faillerine işaret ettiği, hadiselerin aynen olmasa da benzerlik arz ederek cereyan ettiğine şahit olunabilir. Bu da Kur’an’a gönül veren müminlere hayat rotalarının doğru istikamette olup olmadığına dair bir fikir verme adına oldukça önemli bir referans olur. Diğer taraftan da yanlış yolda ilerleyenlere bir ikaz ve uyarı görevi görür. Bunun yanında bir de apaçık Kur’an’ın ‘Yapmayın’ dediği bazı ameller vardır ki, bir Müslümanın bu ayetlere karşı lakayt kalması düşünülemez. O amelleri işleyenler ne Allah nezdinde ne de kullar nezdinde gerçek mümin olarak addedilemezler. Dolayısıyla da onlara ve sözlerine güven olmaz.

    Her dönem gücü elinde bulunduran hırslarının kurbanı zayıf ve masum insanların mallarına çöken kimseler olmuştur. Bazen bu kişiler muktedir yöneticilerin içinden çıkmıştır. Kendi halkını soymak ,onların mallarına çökmek için hukuku, hukuk sistemini hukuk adamlarını kullanarak onları bu zulümlerine perde yapmak istemişlerdir. Bu tarihi hakikat her dönemde aynı olmasa da benzer şekillerde olagelmiştir. Hangi şekilde olursa olsun neticede olay, haksız ve hukuksuz bir şekilde biri/lerinin ‘Malına Çökme, gasp etme, yağmalama’ dır. İşte bu konuyu ele alan  iki ayet kötülerin karakteri olan bu davranıştan bahsederek o vicdanı çürük kişilerin akıbetlerini haber vermektedir. O ayetlerden birincisi “Bir de, birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin. Halkın mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, rüşvetlerle hâkimlere koşmayın.” (Bakara sûresi, 188) Diğeri de “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur.  Sakın haram yiyerek, başkasının hakkını gasp ederek kendinizi öldürmeyin! Allah size pek merhametlidir.” (Nisâ sûresi, 4/29) ayetleridir. Her iki ayet de aynı konuyu ele alır. 
     Öncelikle, birinci ayetle ilgili muasır ve güncel iki farklı tefsirden alıntı yaparak objektif bir şekilde okuyucuya ayetlerin ne ifade ettiğini, hangi hükümlere kaynaklık yaptığını sunmakla yazıya başlamak yararlı olacaktır. 

     Tefhimü’l-Kur’an’ın yorumu

    İşte bu iktibaslardan birincisi, Mevdudi’ nin ‘Tefhimü’l-Kur’an adlı tefsirinden: Bu ayetin iki yönü vardır: Hiç kimse hâkimlere rüşvet vererek başkalarının malını ele geçirmeye çalışmamalı ve başkalarının malını ele geçirmek için yalan iddialarla mahkemeye başvurmamalıdır. Varolan delillere göre hâkimin, haksız kimse lehine hüküm vermesi mümkündür. Fakat bu, o malın haksız kişiye helâl olduğu anlamına gelmez. Hz. Peygamber (s.a) böyle kimseleri şu şekilde uyarmıştır: Öteyandan Müslim’in, Ümm-FFü Seleme’ye dayanarak naklettikleri bir hadise göre Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Hiç kuşkusuz ben de bir insanım. Zaman zaman bana da davacı başvurur. İçinizden biri, bir başkasına göre davasını daha etkileyici bir dil ile savunabilir ve ben de onun lehine hüküm verebilirim. Bu şekilde kimin lehine hüküm verir de başkasının hakkını zimmetine geçirirsem bilsin ki, bu haksız mal, bir ateş parçasıdır. Buna göre ister onu taşısın, isterse bıraksın.” (Müslim, Müsâkât 137)

    Diyanet’e ait Tefsir ne demiş?

     Şimdi de yine birinci ayetle ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı’nın neşrettiği ‘Kur'an Yolu’ Tefsirinde yapılan açıklamaları aktaralım:
    “Haksızlık” diye çevirdiğimiz bâtıl kelimesi “hakk”ın zıddı olup “asılsız, gerçek bir şeyin karşılığı olmayan, kalıcı olmayan” şeklinde tanımlanmıştır (Reşîd Rızâ, I, 195). Âyette İslâmiyet’in temel bir ilkesi ortaya konmaktadır. Buna göre –aksini mümkün kılan özel bir hüküm bulunmadıkça– hiçbir müslüman kişi veya kurum, başka hiçbir kimsenin malını, rızâsı olmadan veya tam ve gerçek bir karşılığını vermeden alamaz, yiyemez; hâkimin kararı da bu hükmü değiştiremez, haramı helâl yapamaz. Bu genel bir hüküm olup aslında bu hükmün kapsamına giren rüşvet yasağı, önemi ve yaygınlık kazanmaya elverişli olması sebebiyle özellikle zikredilmiştir.
    Âyetten hem kazanç hem de harcama faaliyetlerinin meşrû zeminde yürütülmesi şeklinde genel bir ilke çıkmakta; haksız menfaat sağlamak, maddî veya mânevî bir karşılık elde etmek için işbaşındakilere mal (veya para) vermek yasaklanmaktadır. Bu şekilde çıkar elde etmek için yetkili kişilere menfaat sağlamaya rüşvet denir. Helâl ve meşrû yollardan kazanıp harcamayı emreden genel hükümlü başka birçok âyet ve hadis rüşvet yasağını da kapsamakla birlikte, bu âyette ve bazı hadislerde rüşvet özellikle söz konusu edilerek yasaklanmış, hatta hadislerde buna tevessül edenler lânetlenmiştir (bk. Tirmizî, “Ahkâm”, 9; Ebû Dâvûd “Akdıye”, 4). Rüşvet vermek ve almak haram olduğu gibi, rüşvet vererek temin edilen menfaat da haramdır. Rüşvet zaman zaman bazı toplumlarda son derece ciddi, yaygın ve yıkıcı bir hastalık halini alabilmektedir. Bu hastalıktan korunmayı veya tedavi etmeyi başaran toplumların uygulamasından anlaşıldığına göre bunun için başta eğitim olmak üzere din, ahlâk, hukuk, iktisat, siyaset gibi sosyal disiplinlerin birlikte işletilmesi gerekmekte; bu illete karşı verilen mücadelenin başarılı olmasında, bir yandan toplumda sosyal adaletin geliştirilmesi bir yandan da hukuk düzeninin kurulması ve adalet mekanizmasının etkin biçimde çalıştırılması özel bir önem taşımaktadır.

    Âyetten, “Gerçekte size ait olmayan bir malı elde etmek için haksız olduğunuzu bile bile onun kendi malınız olduğunu iddia etmeyiniz, bu şekilde haksız kazanma yollarına tevessül etmeyiniz, bunu dava konusu yapmayınız” anlamı da çıkmaktadır. Buna göre bir mal başka birinin hakkı olduğu halde bir kimsenin bunu bile bile kalkıp onun kendi malı olduğunu iddia etmesi, meseleyi mahkemeye taşıması, haksız olduğunu bildiği halde haklı çıkmak için hâkim önünde dil dökmesi, avukat tutması, hele rüşvet vermesi kesinlikle haramdır. Hz. Peygamber bir hadisinde bazı insanların hitabet ve ikna kabiliyetlerinin başkalarına göre daha güçlü olduğunu, birinin bu kabiliyetini iyi kullanarak mahkemede başkasına ait bir malı kendisine hükmettirirse bu malın kıyamet gününde o kişi için bir ateş parçası olacağını ifade buyurmuştur (Müsned, VI, 203, 290-291, 307).

    Fahreddin er-Râzî âyetin son cümlesinden beş farklı anlam çıkarıldığını belirterek bunları sıraladıktan sonra en uygun anlamın rüşvet yasağı olduğunu ifade etmektedir (V, 118). (Cilt: 1 Sayfa: 289-290)

    Çıkan hükümler 

     Bu yapılan izahlara kim itiraz edebilir ki? Hepsi de yerinde ve doğru açıklamalardır. Buna göre ortaya çıkan sonuçlar, kısaca şöyle özetlenebilir;

    -Bir kimsenin başka birinin malını haksız yere yemesi haramdır.
    -Halk tabiri ile ‘Alavere dalavere ‘ile bir kısım sözde hukuki düzenlemeler adı altında insanların malını gasp etmek, malına çökmek haramdır. 
    -(Hükkama) yani, hakim ve savcılara rüşvet vermek suretiyle insanlara kumpas kurma, sahte deliller üretme ve mallarını ellerinden alma da haramdır.

    Dinin haram kıldığı bir fiili (mala çökme) hukuki, dini kılıflar altında işleyenler, insanları kandırabilirler. Fakat asla gerçek hukuktan, Allah’ın adaletinden kurtulmaları mümkün olmayacaktır.

    Şimdi objektif tefsirlerde hatta Diyanetin hazırladığı tefsirde bile ayette, hukuku suiistimal etmek suretiyle, hukuk adamlarına ‘Rüşvet vererek Müslümanların malını yemenin ‘haram olduğu apaçık ifade edildiğine göre bir Müslümanın veya grubun böyle bir uygulamayı kim yaparsa yapsın onu tasvip etmesi, desteklemesi, yardımcı olması, ortak olması katiyen caiz olmadığı gibi  apaçık bir günahtır.

    Peki sözde 15 Temmuz darbesinden sonra Türkiye’de Müslümanlık adına hareket ettiğini iddia edenler  ne yaptılar ? İsterseniz buna da gelecek yazı da değinelim.

    09 Şub 2024 10:37
    YAZARIN SON YAZILARI