“Oku! Rabbin Adıyla” -5

Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

08 Kas 2018 11:21

  • “Yerde ve gökte ne varsa Allah’ı  tesbih ediyor.” âyetinde (59/1,64/1), ‘Ne varsa’ ifâdesinin içine bütün canlı-cansız maddeler giriyor. Peki bunlar Allah’ı nasıl tesbih ediyor? sorusuna; Müslümanlar, inançları gereği Kur’an Allah kelamı olduğu için inanıyorlar.  ‘İlmin, bilimin kabul etmediğine inanmam’ diyenlere gelince, onlara da akıl, mantık ve irâdelerine hitap edilerek bazı misallerle gerçekler anlatılması gerekiyor.
    Bağdat Üniversitesi’nde Biyolog Dr. Ra’d tarafından bir gurup öğrenciyle yapılan buğday deneyinde;  beş ayrı alana buğday tohumları ekilerek aynı şartlarda bir süre boyunca büyüme durumları tesbit edilir.
    Birinci alanda görevli öğrenciler, haftada iki defâ olmak üzere Kur’ân-ı Azİmüşşân’dan sesli bir şekilde Fâtiha, İhlâs ve Yâsin sûrelerini okurlar.
    İkinci alandaki öğrenciler, yine haftada iki defâ klasik müzik dinletirler.
    Üçüncü alandaki öğrenciler, haftada iki kere hakâret içeren sözler sarfederler.
    Dördüncü alandaki öğrenciler, haftada iki defa bitkilere şiddet uygular, zarar verirler.
    Beşinci alanda herhangi bir şey yapılmayarak, tabii büyüme seyrine bırakılırlar.
    Dört ay sonra bu beş alandaki neticelere bakıldığında hayret verici farklılıklar gözlemlenir. Beşinci alandaki buyday filizleri ölçü alınarak; birinci alandaki filizlerin % 175 daha fazla büyüdüğü, buğdaylarda da %44 lük bir artış olduğu tesbit edilir. İkinci alandakilerin % 25 büyümesi, üçüncü ve dördüncü alandakilerde ise  artış olmadığı gibi azalma tesbit edilmiştir. Üçüncü alandaki eksi 35, dördüncü alandaki durum ise  eksi 80 olmuştur. 
    Bu deneyle, bilim adamları buğdayın ilâhi kelâm ile diğer ifâdeleri birbirinden ayırt edebilecek kâbiliyette ve özellikte olduğunu tesbit etmişlerdir. Böylece ‘Besmele’nin veya Allah Kelâmı’nın bereket getirdiği, bu deneylerde görülmüş  ve anlaşılmıştır.
    11 Kasım 2015 de yayınlanan bir habere göre, ‘TÜBİTAK’ın yaptığı bir çalışmada mûsiki eşliğinde ilâhi dinletilen ineklerin normal ineklere göre iki kat daha fazla süt verdiği tespit edildi’ denmektedir. 
         Yine TÜBİTAK’ın Çankırı Karatekin Üniversitesi Zooteknik Bölümü ile ortaklaşa düzenlediği çalışmaya göre, ilâhinin inekler üzerinde bir çok olumlu etkisi olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya göre sürekli ilâhi dinleyen inekler diğer ineklere göre iki kat daha fazla süt veriyor. Çalışmada bir sağım odasına kurulan ses düzeni ile, ineklere bir ay boyunca çeşitli sesler ve  müzikler  dinletilerek verimlilik-performans araştırması yapılmiştır.
           Günde beş saat boyunca ‘hevay metal’ dinletilen ineklerin, iki hafta sonunda strese girdikleri ve süt verimlerinin belirgin bir şekilde azaldığı tespit edilirken; günde sekiz saat boyunca ilâhi dinleyen ineklerin süt verimi normale göre % 15’e yakın bir şekilde arttığı tesbit edilmiştir. Bu çalışma TÜBİTAK’ın aylık olaral yayınladığı “Bilim Hakikatleri” adlı popüler bilim dergisinde yayınlandı. 
            İsrâ sûresi 85.âyette; “Bir de sana ‘rûh’ hakkında  soru sorarlar. De ki: ‘Rûh Rabbimin emrindedir, O’nun  bileceği işlerdendir. Size sadece az bir ilim verilmiştir.” buyrulmuştur.
    Psikolojisi bozuk bir insan nasıl verimsiz oluyorsa, bitkilerde idrak ruhuna sahip oldukları için acı duyuyor, psikolojileri bozulabiliyor. 
    Japon bilim adamı Prof. Masara Emoto, ABD’de gördüğü bir cihazla sıvı ve canlı organizmalardaki belli frekansların ölçülebildiğini, kar tanelerinin hiç birinin diğerine benzemediğini, kar sudan oluştuğu için su kristallerinin de farklı olabileceğini keşfetmiştir. ‘Su Kristalleri’ kitabında; su cansız bir madde değil, canlı ve duyguları algılayan kistallerden oluştuğunu, çevresinden olumlu yada olumsuz bilgileri alıp ona göre tepki verdiğini yazmıştır. 
    Prof. Masara Emoto; ‘21. yy’da en önemli olayın ilimle dinin yeniden buluşması olacağını düşünüyorum. Eğer din olmasaydı insan aptallaşacak, modern ilim de hiç bir zaman ortaya çıkamayacaktı’ demiştir. Su kristalleri ile depremin önceden tesbit edilebileceğini de söylemiştir.
     Bütün bu gerçeklere dayanarak, Rabbimizin sonsuz nimetlerine karşı tavrımızı ayarlamamız, kerem ve lütuflarını düşünmemiz, tesbih ve tekbiri de ihmal etmememiz gerekiyor.
    Galaksiler, güneş, ay, dünya ve gezegenler  ve Kâbe;
    Bunların hepsinde de bir dönme olayı var..                                         Hepsinin dönüşü soldan sağa doğru..                                           Hepsinde de dönüşler bir merkez etrafında..                                        Bütün bu dönüşler hiçbir zaman tesâdüfe verilemez.            Hepsindeki hareket, aynı kumanda altında bir emirle olmaktadır.
       Kâbe’nin etrafında neden insanlar dönüyor. Herkes bilir ki, bu dönme bir zikir, tesbih ve ibâdettir. İbâdet ise, niyet, hareket ve dil ile yapılır. Atom çekirdeği etrafında elektronların hızı, bin km/saniye’dir. Dünya güneş etrafında saniyede 30 km, yani saatte 108 km hızla dönmekte, hareket etmektedir. 
         Galaksilerde bulunan bütün varlıkların da hareket hızları, olması gereken en uygun ayardadır. Bu hareketlerde biraz fazlalık veyâ eksiklik olsaydı, mevcut düzen ve âhenk de bozulurdu.
        “Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mîzânı koydu”ki,  “Siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız.” (Rahmân sûresi, 7-8)
    Görülüyor ki, kâinatın Hâlık’ı, âlemlerin Rabbi olan Allah (cc); her şeyi kusursuz bir ölçü, hesap ve düzen içinde yarattığı  varlık ve sistemlerle  kendini tanıtmakta, sonsuz ilim ve irâde gücünü göstermektedir.
     Kâinattaki bu ince hesaplar gösteriyor ki, herşey Allah’ın denetimi altında hareket etmektedir. Allah (cc) dileseydi, gökyüzüne koskoca ‘Kelime-i Şehâdet’ lafzını yazardı. Yazardı ama, o zaman da sırr-ı teklif (imtihan sırrı) bozulurdu.
    İmtihanda hem soru hem cevap verilmez. Allah akla kapıyı açıyor, aklını ve irâdesini insanın elinden almıyor. Akıl îmana açılan kapıyı aralarsa, yerde ve gökte ne varsa hepsinin hâl diliyle ‘Bismillah’ dediğini görür. Yoksa insanlarda oluşan gaflet, güneşe gözünü yumarak güneşi inkar edenin durumuna düşürecektir.
    Levh-i Mahfuz’da kalemin ilk yazdığı ilâhi sır ve hazînelerin anahtarı ‘Besmele’dir. Biz de böylece; günlük meşrû hayattaki yaşantılarımızı ‘Besmele’ ile ibâdete çevirebiliriz. Bu mü’minler için hem bir nîmet, hem de ahiretlerini kazanma ve rızâ-yı ilâhiye ulaşma adına iyi bir fırsattır.
      Niyetle bu fırsatı değerlendirebiliriz. Çünkü niyet, günahları sevaba, sevapları da günaha çeviren bir iksirdir. Bir yudum suyu Besmele ile içtiğin zaman,  hem  Allah’ın emrini ve Resûlüllah’ın sünnetini ihyâ etmiş, hem de su ihtiyacını gidermiş; böylece, su içme âdetini ibâdete çevirmiş olursun.
    Besmele ile, yatıp kalkma, yiyip içme, eve girme ve çıkma, araçlara binme inme gibi hayatımızın bütün meşrû yönlerini ibâdete çevirebiliriz.
    Rabbimizin (bizim için bizden) istediği üç kelime; Zikir, fikir ve şükür’dür. Nimetlere karşı şükürsüzlük, nankörlük ve nimeti verene karşı saygısızlıktır. O halde biz ‘Bismillah’ diyerek Mün’im-i Hakiki olan Allah’a teşekkür edeceğiz. ‘Her nefesimiz ‘Hu’dan ibârettir. ‘Hu’ hayat kaynağımızdır.   
             Eskiden bir bayan yazar tarafından bayanlara özel  konferanslar veriliyordu. Bizde sinemanın yola bakan cephesinde konferansa getirdiğimiz âile efrâdımızı bekliyorduk. Mübârek Ramazan ayı idi, oruçlu idik. Sinema önü olduğu için,  seyyar meyve satışı yapan bir manavdan alış veriş yaparken, ağızlarında sigara olan birkaç tane genç geldi. Bende portakal veya mandalina alıyordum; manava biraz yüksek sesle dedim ki:
         Bu aldığım meyvelerin parasını bu gün benden alma. 
         Niçin efendim? diye sordu. 
         Param yok da onun için diye cevap verdim.
         Paran yoksa sen alma, dedi. 
         Yapma etme,  eve varacağım çocuklarım elime bakacaklar, dememe rağmen kabul etmedi. Sonra gençlere döndüm ve şöyle dedim:
          ‘Bakın bir kilo portakal veya mandalini, yalvarıp rica etmeme rağmen manav efendi parasız vermedi. Allah (cc) sayısız nimetler lutfetmiş. Akıl, şuur, göz-kulak, el-ayak ve paha biçilmez kıymet ve değerdeki  bu uzuvları ücretsiz, bedâvadan verip ve bizleri nimetler denizinde yüzdürmesine mukâbil;  siz Allah’a teşekkür etmiyor, oruç tutmuyorsunuz.’ Bunları söyleyince gençlerin ellerinden sigaraları düştü. ‘Abi özür dileriz; bilemedik düşünemedik,  tövbe bir daha oruç yemeyiz’ dediler.
    Önemli olan insanların suçlarını yüzlerine vurmak değil, kavl-i leyyin, tatlı dil ve güleryüzle onları iknâ edecek bir şekilde, meselelerimizi sevgi ve şefkatle anlattığımız takdirde kabul görmemesi mümkün değildir. Onlara haşin, sert bir şekilde; ‘Siz ateist misiniz, dinsiz misiniz, müslüman değil misiniz? Diyerek azarlayarak ikaz edilselerdi; hem dine, hem müslümana, hem de oruca düşman olurlardı.
        Bir gençle tanışmıştım. Komünist dinsiz olduğunu, buna sebep olarakta; camide birisinin hakâret dolu ifadelerle kendisini kovalaması olduğunu söylemişti.
         İnsanlara, evlatlarımıza, gençliğimize sert ve haşin davranmaktan  ziyâde, tatlı dil güleryüzle muâmelede bulunarak, maddî mânevî değerlerimizi sevdirmemiz gerekmektedir.

    08 Kas 2018 11:21
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR