Bir kazadan geriye kalanlar

Erkan Çıplak

Erkan Çıplak

28 Eyl 2019 09:30


  • Bir adam düşünün , görev yaptığı süre boyunca büyük fedakarlıklar yapan, ailesini ihmal edecek kadar işini  ve vatanını çok seven, teröristlerin ve her türlü kötünün kabusu olan. Lütfü Dalga işte böyle polis, sicili tertemiz ve başarılarla dolu. Fakat binlerce masum gibi O da terörist olmakla suçlanıp daha birkaç gün koklayabildiği bebeğinden ve eşinden koparılıp hapse atılır. Yaşadıkları, kırılan mesleki onuru başlarda onu çok üzse de sonrasında kaderine boyun eğer. Onun boynunu büken tek şey eşine ve kızına olan hasrettir sadece,fakat bir gün tekrar bir araya gelme hayali umudunu diri tutar. Sadece ziyaretlerde görebildiği kızını görebilmek için günler öncesinden hazırlar yapar, bir bayram çocuğu gibi  bekler. Ve büyük gün geldiğinde kızına doya doya sarılır,eşinin gözlerine uzun uzun bakar. Lütfü beyin üç yılı bu şekilde geçer,fakat eşinin ve kayınbiraderinin son ziyareti gerçekten son ziyaret olur. Lütfü bey olanlardan habersiz koğuş arkadaşlarına kızının fotoğraflarını gösterirken,haberlerden öğrenir görüş sonrası yaşanan kazada kayınbiraderinin ve üç çocuğunun vefat ettiğini ve eşinin ağır yaralı olduğunu. Lütfü bey 30 kişinin kaldığı koğuşa sığamaz, acının ve çaresizliğin verdiği hüsranla ağır bir sinir krizi geçirir.Gardiyanlar onu hastaneye değil hücreye götürür. Resmen koca dünyada tek başınadır, yanında sadece omuzlarındaki büyük imtihan vardır. Göz yaşları içinde eşi ve kızı için dua ederken, eşi Hicran hanım ise ilk kez ona vefasızlık eder ve yüreğinde koca bir hasretle ruhunun ufkuna yürür.  


    Bir eş düşünün, birkaç aylık bebeği ile yapayalnız kalan, masumiyetinden şüphe bile etmediği kocasına hasret bırakılan, hiç isyan etmeyen ama mücadeleden de hiç vazgeçmeyen . Hicdan hanım  böyle bir eş, evlenirken söz verdiği gibi eşinin kötü günlerinde de yanında olan, vefalı bir eş, fedakar bir anne. Sadece birkaç gün görmesine rağmen kızına babasını hiç unutturmaz. Diğer çocuklar prenses masalları ile uyurken, minik Sibel Erva baba masalları ile büyür . Masalların sonu hep mutlu biter tabi, çünkü babayla yapılacak çok şey vardır. Hicran hanım sabırlı ve güçlü bir kadındır. Bir yandan kızının babasızlığıyla uğraşırken, bir yandan da verdiği   motivasyonlarla eşinin moralini yüksek tutar, umudunu hiç kaybettirmez, görüş sürelerinde bile hayal kurmayı ihmal etmez, ve bir gün bu hayallerin gerçekleşeceğine inanır. Son gidişinde eşine vedaya gidişinden habersiz,yine kavuşma hayali kurar, şakalar yapar, aile fotoğrafı çektirir. Fakat dönüş yolunda saniyeler içinde bütün sıfatlar değişir, minik Sibel  Erva yetim, Lütfü bey dul, hayaller yarım, buluşma ise ahirete kalır.   


    Bir abi düşünün, adam gibi adam…Birçok abinin ve anne babanın aksine teröristlikle suçlanan  kız kardeşine ve onun kocasına sahip çıkacak kadar koca yürekli bir abi. Hakan Umuç böyle bir adam. Kız kardeşinin derdini kendine dert bilen ,en yalnız ve en kötü günlerinde kardeşinin elinden tutup kaldıran, yeğeninin babasızlığına ilaç olmaya çalışan, eniştesini ziyaret etmek için kilometrelerce yol giden bir adam.  Yine bir ziyaret gittiğinde bu yolculuğunun dönüşü olmadığını bilmez, sadece o değil kimse bilmez. Ziyaret esnasında kız kardeşinin yüzünün güldüğünü gördüğünde dakikalarca bakar, çünkü herşey onun mahzun yüzünü güldürmek, yeğeninin ekseklerini gidermek içindir. Enişte ve yeğeninin sevimli hallerine ise bakamaz,çünkü kendisi çocuklarına çok düşkündür ve bir babanın evladından ayrı kalması onu kahreder. Belki de bu yüzden ötelere uzanan yolculuğunda ona üç melek eşlik eder. Allah ölümde bile onu oğullarından ayırmaz. Sadece geride gözü yaşlı bir eş bırakır. 

    Bir anne düşünün , üç çocuğu olmasına rağmen, görümcesinin her  türlü ihtiyacına koşan, onun kızını çocuklarından ayırmayan, işinden, alışverişinden, uykusundan fekadarlık eden bir anne. İşte böyle bir şefkat kahramanı Aysun Umuç, henüz komada olan, bir kabusa uyanacak bir anne. Çünkü gözünü açtığında acıktığını düşündüğü bebeğini emzirmek isteyecek ama cennet kokulu Yunus Emre’si yanında olmayacak, belki uyuyor diyecekler. Onsuz bir dakika bile durmayan Yusuf Kenan’ı etrafta göreyince şaşkınlıkla soracak, buraya almıyorlar, kantinde oynuyor diyecekler. Aysun hanım ilk göz ağrısı Yavuz Selim’i görmek isteyecek, hafif yaralı başka hastanede diyecekler belki.Ama onun elini hiçbir zaman bırakmayan eşini sorduğunda acı gerçek daha fazla saklanamayacaktır. Dünyası başına yıkılan Aysun Hanım tekrar uykuya dalmak ve eşine ve çocuklarına kavuşmak için bir daha uyanmak istemeyecek belki de.     


    Daha üç yaşında bir dünyalar güzeli bir kız çocuğu düşünün, en tatlı en sevimli çağında acıların  büyüğünü yaşayan, üç yıllık kısa ömründe babasıyla sadece saatler geçiren, akranları gibi babasıyla  parka gidemeyen, doğum günlerinde boynu bükük kalan, bir kere bile baba kucağında uyuyup kalma fırsatı bulamayan ,annesinin baba masalları ile büyüttüğü bir kız çocuğu. Fakat artık ona masal anlatacak ,babasını özleyince teselli edecek, sarılıp uyuyacak annesi yok yanında. Onu daha birkaç aylıkken babasından koparanlar şimdi de ebedi olarak annesinden ayırdı. Daha üç yaşındaki bu öksüz nasıl yaşayacak ? Özlediğinde babasına kim götürecek, ağladığında kim teselli edecek, ateş çıktığında başında kim sabahlayacak, kim oynayacak onunla, kim masal anlatacak, kim uyutacak? Her anneyi sorduğunda, çok özledim dediğinde kim ne cevap verecek?  
     

    Bir ülke düşünün,küçük kızları diri diri toprağa gömen cahiliye dönemi adetleri gibi çocuklara ve annelere zulmeden, öldürmeden bütün acıları yaşatan. Bir ülke düşünün, halkının en eğitimli,en vatansever,en yardımsever kesimine savaş açan, öğrenmeni, polisi,iş adamını,doktoru,mühendisi, ev hanımını ,öğrenciyi bile darbe  yapmakta  suçlayan, hapishanelerinde bebeklerin büyüdüğü, anne babaların çocuklarını sadece görüş günlerinde gördüğü bir ülke. Hasta ve yaşlı mahkumların tahliye edilmediği, hamile kadınlara bile kelepçe vurulduğu, hücrelerde doğum yaptığı, birçok mahkumun aile cenazelerinde bile kelepçelerinin çıkarılmadığı, imkan bulanların terk ettiği , kardeşi kardeşe,babayı evlada düşman eden bir ülke.

    Bir varlık düşünün, zifiri karanlık bir gecede simsiyah bir taşın üstündeki  kapkara bir karıncanın sesini duyabilen. Bir varlık düşünün, her şeyi bilen, her şeyi gören,asla ihmal etmeyen ama ikmal eden.  Bir varlık düşünün, bütün bunların hesabını soracak olan….

    MESAJLARINIZ İÇİN 

    28 Eyl 2019 09:30
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR