'Gençlere Pırlanta Ölçüler'den mühim bir tevbe sorusu!


"Muştu Yayınları", Hocaefendi'nin eserlerinden derlediği özel konuları bir araya getirip "Gençlere Pırlanta Ölçüler -2" adıyla okuyucusuna sunmuş. Bugünkü soru-cevaplar da işte bu pırlanta ölçülerdeki soru-cevaplardan oluşmaktadır. Sözü uzatmadan, önemli bir tevbe soru ve cevabını birlikte okuyoruz 290 sayfalık kitaptan. * * *** Soru: İnsan bazen tevbe ederken bile tevbe ettiği günahı tam manasıyla terk edip etmeyeceği hakkında tereddütler geçiriyor. Böyle bir ruh haliyle yapılan tevbe hakiki tevbe sayılır mı? Cevap: Bu soruya cevap verirken, Efendimiz'in şu mübarek beyanını hatırlamak gerekir: -"Herkes hata işler. Hata işleyenlerin en hayırlıları da tevbe edenlerdir!" Bu hadis-i şerife dikkat edilecek olursa, hata işlemenin insanın cibilliyetinde var olduğu görülür. Yani insanın tabiatında her zaman onu günaha çekecek bir kısım duygu ve hisler vardır. Aslında bunlar, iyiliklere de esas teşkil etsin diye insanın benliğine yerleştirilmiş nüveler mahiyetinde istidatlardır. Aktif (uygulanan) bir Kur'an ahlakıyla bunların hepsinin yüzü hayra ve istikamete çevrilebilir. Mesela, insana öfke verilmiştir. İnsan bununla bazen gazilik ve şehitlik elde edebileceği gibi, aynı duyguyla Allah için öfkelenip Allah için nefret ederek sevap da kazanabilir. Şehevi hisler ve diğer bedene ait arzu ve istekler de böyledir. İnsan onları disiplin altına alıp ruhunu kanatlandırabildiği takdirde, velilerle omuz omuza yaşayabilir. Aksine, disiplin altına alınmayan behimi arzuların, insanı baş aşağı getirmesi de az görülen felaketlerden değildir. Meseleye bu zaviyeden bakıldığında, potansiyel hata, insanın ikiz kardeşi gibidir. Bu itibarla, insan, azminin ve iradesinin hakkını vererek bu negatif duygudan hem kurtulmasını bilmeli, hem de onu mutlaka faydalı hale getirmelidir. Diğer taraftan insan hayatında ömrü en az olması gereken bir şey varsa, o da hata ve günahlar olmalıdır. Katiyen unutulmamalıdır ki insan işlediği bir hatayı hemen tevbe ile silmezse, bu ikinci bir hata ve günaha davetiye çıkarmak gibi olur ki, tevbe etmeme durumu zamanla insanın kalbî ve ruhî hayatını mahvedebilir!. Böyle tevbesiz bir insan, lahut âlemine karşı kapanır. Allah adına duyması gereken şeyleri duyamaz olur ve herhangi bir cisim gibi sürekli bir düşüş yaşar ama, asla bunun farkına varamaz; latifeler ölür; "sır", sırrakadem basar, "hafi"gizlenir, "ahfa " adeta yok olur; ama o bunlardan haberdar değildir. Onun için insan günaha bulaşır bulaşmaz hiç vakit kaybetmeden hemen Rabb'ine teveccüh etmeli ve O'ndan işlediği günahın affını istemelidir.. Düşünülmesi gereken bir diğer önemli husus da şudur: İnsan bir taraftan tevbe ediyor diğer yandan da kendi iradesinin zaafı ile biraz evvel tevbe ettiği günah ona yine musallat oluyor, o da yine aynı günaha giriyorsa, böylelerinin istikamete ulaşmaları ve sonra da istikametlerini korumaları oldukça zordur. Bununla beraber böyle bir insan, işlediği günahtan tevbe ederken hakikaten samimi ve tevbesini vicdanından gelen sese uyarak yapmış da olabilir. İhtimal, işlediği günahtan onun da içine bir tiksinti düşmüştür ve dolayısıyla tevbesini çok samimi olarak yapmıştır. Ancak bu gibilerde, çok defa tiksinti halini geçip, yerini arzu ve isteklere bırakması söz konusudur ki, bu tür iradezedeler her zaman sürçebilirler. Bu ikinci durum, onun daha önceki tazarru ve duasında samimi olmadığı neticesini de doğurmaz, dolayısıyla tevbe etmesine mani hiçbir sebep yoktur. Evet, insan ne kadar günah işlerse işlesin ve tevbesi hangi sayıya varırsa varsın mutlaka yine tevbe etmelidir. Bugünün geçmişten çok farklı sokak şartları da bu tevbeyi her an zaruri kılmaktadır.." Konunun kalan önemli kısmını kitaptan tamamlamak gerekmektedir.
<< Önceki Haber 'Gençlere Pırlanta Ölçüler'den mühim bir tevbe sorusu! Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:  
ÖNE ÇIKAN HABERLER