Israrlı propaganda, bir toplumu nasıl vahşileştirdi?

Propaganda gücü ile toplumu baskı altına almak deyince İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya'da yaşananlar akıllara geliyor. tr724 .com sitesinde Hitler Almanyasını değerlendiren Kemal AY yazısında tarihten ilginç notlar aktarıyor.

SHABER2.COM



Adolf Hitler, Birinci Dünya Savaşı’na katıldı, Almanya için bir utanç olan Versay Anlaşması’nın imzalandığını gördü, ardından politikaya atıldı ve bu uğurda hapis yattı. Burada geçirdiği sürede, Davam (Mein Kampf) isimli kitabını yazdı. Bu kitapta iki şey dikkati çekiyordu: (1) Propagandanın gücünün ordu kadar önemli olduğunun farkına varmıştı; (2) Yahudiler ve Bolşevikler savaşta Almanya’ya ihanet etmişti, her türlü kötülüğün kaynağında onlar vardı.

Hitler, Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman medyası Yahudilerin elinde olmasaydı, savaşı Almanya’nın kazanabileceğini düşünüyordu. Komünistler, sosyalistler ve Yahudiler, Alman entelektüel hayatını ele geçirmişti ona göre. Bu da toplumu zayıflatıyor, Alman ırkının bir araya gelmesini engelliyordu. 1930’larda Naziler iktidara yürürken, Hitler’in ve kadrosunun Yahudi karşıtlığı (anti-Semitizm) herkesçe bilinen bir durumdu.

GÜNAH KEÇİSİ LAZIM
1900’lerin başında Avrupa’nın her yerinde baskıya maruz kalan Yahudilere, ilk kucak açan, ironik bir biçimde, Almanlardı. Bir Alman yazar, “1900’de Prusya’ya gelip vatandaşlık alan bir Yahudi’ye 33 yıl sonra senin vatandaşlık hakkını elinden alacaklar ve toplama kampına gideceksin” dense, herkesin bunun bir deli saçması olduğunu düşüneceğini belirtmişti. Ama Birinci Dünya Savaşı’nda yıkıma uğrayan Almanya, bir günah keçisine ihtiyaç duyuyordu.

Yahudilerin “günah keçisi” olarak belirmesi, baştan aşağıya Nazilerin icadı değildi. Ortaçağ’dan bu yana Avrupa’da anti-Semitizm yaygındı. Savaşın felaketine, 1929’daki küresel ekonomik kriz de eklenmişti, şartlar ağırlaşmıştı. 1900’lerde Almanya’ya yerleşen Yahudiler kısa zamanda önemli yerlere gelmiş, zengin olmuştu. Bu da halkta, bir çeşit haset duygusunu tetikliyordu. Kaotik durumdaki Almanya’da yarı-bilimsel bir ırkçılık ve aşırı popülist derecede bir halkçılık hâkimdi.

ASIL HEDEF TEK ADAM OLMAK
Yani Hitler’in “Yeni Almanya” propagandası, toplumdaki mevcut duyguları ve önyargıları alıp parlatmak ve onlara daha güçlü şekilde geri satmaktan ibaretti. Propaganda şu dört şey ekseninde sürüyordu: (1) Önce birey değil toplum. (2) Saf ırk teorisine dayanan bir ulus inşa modeli. (3) Düşman nefreti: Yahudilerin Almanya’ya ihaneti. (4) Karizmatik liderlik.

Bazı yorumlara göre Hitler’in asıl amacı Yahudileri yok etmek değil, Almanya’da gücü tamamen ele geçirmekti. Hatta ilk toplama kampları Komünist ve Sosyalistler için kurulmuştu. Ama zaman içerisinde Yahudilere yönelik nefretin politik olarak kullanışlı olduğunu keşfetti. Zira ülkedeki her türlü aksilik için Yahudileri suçlamak kolaylık sağlıyordu. Komünizmi bile zamanla “Yahudi ideolojisi” olarak itham edecekti.

MEDYA VE KALABALIK MİTİNGLER
Elbette bu propagandanın toplumda etkili olmasının koşulları vardı. Nisan 1933’te Naziler, Yahudi dükkânlarına ve ürünlerine karşı bir boykot başlattığında halk buna fazla destek olmamıştı. Ancak bu boykotla birlikte Nazilerin Yahudileri tek tek fişlediği ve büyük bir hazırlık içinde olduğu ortaya çıktı. Nitekim kısa süre sonra Saf Alman (Aryan) olmayanların memuriyetten emekli edilmesi gündeme gelmiş, polislerin üçte ikisi bu vesileyle değiştirilmiş, üniversitelerden ve kültürel alandan Yahudiler uzaklaştırılmıştı. 1935’te Hitler Nüremberg Yasaları’nı Meclis’ten geçirtmiş ve Yahudileri vatandaşlıktan çıkartarak, adeta köle seviyesine indirmişti.

Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, bu süreçte medyayı tamamen kontrol ediyordu. Her sabah editörlerle bir araya geliyor ve nasıl haber yazılacağını anlatıyor, gazetelerde yayınlanacak makaleleri kendi dairesinde hazırlatıyordu. Dış dünyayla ilgili haberlerin yalnızca Alman Haber Ajansı’ndan kullanılması şartı koşulmuştu. Der Stürmer gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Julius Streicher, 14 sayfalık özel bir sayı hazırlayarak Yahudilerle Hıristiyanlar arasında Ortaçağ’dan kalma nefreti körüklüyordu. Gazetenin bu sayısı 100 binden fazla basılıp dağıtılmıştı.

Propagandanın diğer ayağıysa sıklıkla miting yapmaktı. Nazi yöneticileri ve çoğu zaman Hitler’in kendisi halkı bir yerde toplayıp onlara motive edici konuşmalar yapıyordu. Bu konuşmalarda hem “Yeni Almanya” ideali anlatılıyor, hem de anti-Semitik propaganda tekrarlanıyor, Yahudilere hakaretler ediliyor ve çıkarılan yasalara destek sağlanıyordu. Komünist, sosyalist ve Yahudi öğretmenlerin ‘temizlendiği’ eğitim sisteminde de anti-Semitik propaganda gençleri hedef almıştı.

PROPAGANDANIN ETKİSİ: UMURSAMAZLIK
Tarihçilere göre, Almanların çoğu Yahudi karşıtı olmamasına rağmen, bu propagandadan etkilenerek Yahudilere yapılanlara karşı umarsız hâle gelmişti. Bu süreçte hiçbir siyasî parti, Yahudilerin çıkarları için eylem düzenlemedi. Bilakis, toplumun önemli bir kısmı Yahudilerden boşalan memurluk, öğretmenlik, iş imkânları sayesinde, hayatından memnundu. Yahudilerin başlarına gelen hemen her şeyle ilgili bilgi almak mümkündü ama propagandanın gücü, Almanların “başka yöne bakmasını” sağlıyordu.

1938’deki Kristallnacht’ta, Yahudilere yönelen şiddet eylemleri sırasında, birçok Almanın bu şiddeti fazla bulduğu fakat sokağı teslim alan Gestapo yüzünden sesini çıkaramadığı biliniyor. Zaten Yahudilere yapılanlara karşı sesini çıkaranlar da hemen hapse atılıyor ve işkence görüyordu.

Anti-Semitist Alman politikacılar birçok konuşmasında Yahudilerin zeki, becerikli, eğitimli ve çalışkan olduklarını söylemişti. Bu da, onlara duydukları öfkeyi arttırıyordu bir bakıma.

VAHŞİ BİR TOPLUM YARATMAK
Nihayet 1938-39’da yükselen tansiyon ve savaşa girilmesiyle Nazi Almanya’sı, milyonlarca Yahudi’yi toplama kamplarına taşıdı. Burada, savaş boyunca Yahudiler sistematik bir biçimde işkenceye maruz kaldı ve vahşice katledildi. Savaştan sonra mahkemeye çıkarılan Nazi yöneticileri iki çeşit savunma geliştirmişti: (1) Yahudilere yapılanlardan haberim yoktu. (2) Bana verilen emri uyguladım.

Tarih kayıtlarına göre ilki yalandı. İkincisiyse, otoriter, karizmatik bir liderin sık tekrarlanan propagandası altında koskoca bir toplumun nasıl vahşileşebileceğinin kanıtıydı. Zira sadece Nazi yöneticilerini değil, Yahudileri ihbar eden dükkân sahiplerini, komşuları, sokaktaki vatandaşları da Hitler’in etkin propagandası etkisi altına almıştı.
<< Önceki Haber Israrlı propaganda, bir toplumu nasıl vahşileştirdi? Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER