Mevlit Kandili Münasebetiyle Su Kasidesi

Hüseyin Odabaşı

Hüseyin Odabaşı

17 Eki 2021 16:47
  • Mevlit kandili vesilesiyle bu yazımın bir  “selat ü selam” yazısı olmasını diliyorum. Çünkü Allah ve meleklerinin SELAM ettiği Nebi’ye(sallallahu aleyhi vesellem) bizim de selam verip hürmet ve sevgimizi takdim etmemiz gerekir. Ayrıca bu, ayette geçen bir emirdir. 

    “Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun.” (Ahzap, 56)

    Bu sebeple Türk edebiyatında hemen her şair mürettep divanlarında Peygamberimize(sallallahu aleyhi vesellem) olan saygı, sevgi ve hürmetini ifade edip belirtmek için na’tlar, mevlitler, miraciyeler, vesiletü’necatlar yazdı. Bununla dertlerine şifa aradılar, O’ndan(sallallahu aleyhi vesellem) şefaat umdular. 

    Türk edebiyatında na’t çalışmalarının en önemlilerinden biri şüphesiz Fuzuli’nin Su Kasidesi’dir. Bu kasidenin Fuzuli’nin yaşamış olduğu sosyal ve coğrafi çevreyle alakası var. İlk önce Bağdat gibi çöle yakın bir yerde hayatı geçen Fuzuli, Dicle nehrinin soğuk ve serin sularını seyre dalmakla suyun nasıl bir hayat kaynağı, susuzluğunsa nasıl bir ölüm olduğunu çok iyi biliyordu. Bu kaside Efendimize(sallallahu aleyhi vesellem) olan hayranlık ve aşkını ilan ederken suyla alakalı bu kadar güzel teşbihlerde, telmihlerde bulunmak sanıyorum iklim ve coğrafi yapının suyu öne çıkardığı bir hayatı yaşayan Fuzuli gibi hassas bir şairle ancak mümkün olabilirdi.

    Efendimiz(sallallahu aleyhi vesellem) ölü gönüllere Kevser'le biten bir yola davet ettiği için Onun(sallallahu aleyhi vesellem) misyonu ancak “su” sembolü ile bu kadar güzel ifade edilebilirdi. Suya kavuşan gönüller hayat buluyor; ondan mahrumiyet ise ölümü beraberinde getiriyordu. Su seyyaldi. Katı maddelerin ulaşamayacağı yerlere kadar yolu vardı onun. Su, Hz. İsmail'in debelenmesiyle ortaya çıkan ve Mekke'yi bir ümran merkezi haline getiren bir zemzemdi. 

    Hasılı kuraklığın susuzluk şeklinde etrafı kasıp kavurduğu çöl ortamında su ne ise kin nefret ve kanla bir buz çölü haline gelen dünyamız için de Hz. Muhammet(sallallahu aleyhi vesellem) oydu. Fuzuli’nin Efendimiz(sallallahu aleyhi vesellem) arasındaki bu ve buna benzer benzerliklerden yola çıktığımızda Fuzuli’nin Su Kasidesindeki her mısraı bir bardak Kevser suyu gibi Hz. Muhammet’in(sallallahu aleyhi vesellem) cemaatinin safları arasında dolaştırarak bir saki(garson) gibi takdim ettiğini görürüz. Mısra mısra Kevser suyu diye doldurulan her bardağı Fuzulî, hep aynı safta oturan aynı şahıslara değil; bazen kâh önündeki birine, bazen de çok uzakta duran belli belirsiz kimselerin arasında dolaştırıp takdim eder.  

    Tüm bu ve buna benzer zengin hayal dünyası ile Fuzuli, Su Kasidesinde sergilemiş olduğu özel maharet ve ortaya koymuş olduğu üstün sanatının esrarengiz manalarıyla duygularımızı bir kanaviçe gibi gergef gergef işleyerek kalbimizin his katmanları arasında dolaşır, seyahat eder.  
    “Saçma ey göz eşkten(göz yaşından) gönlümdeki odlara(ateşlere) su,
                 Kim bu denlü dutuşan odlara(ateşlere) kılmaz çare su.”
    (Ey göz, gönlümdeki ateşlere göz yaşımdan suları serpme ki bu kadar çok tutuşan ateşlere bu suyu serpmen çare olamaz.)
      Peygamberimize(sallallahu aleyhi vesellem) olan aşk ateşi veya hasret ateşi ile gönlü yanıp tutuşmakta olan şairin gözleri bu ateşi söndürmek için gözünden yaşlar saçmaktadır. Fakat bu sevgi ve hasret ateşinin büyüklüğünden olsa gerek şair, adeta gözlerine hitap eder gibi, “bu derece tutuşmuş olan aşk ateşini söndürmen mümkün değil.” Çünkü su dökmek küçük ateşleri söndürse de büyük ateşleri daha da artırır. 
     “Suya virsün bağ-ban(bahçivan) gül-zarı(gül bahçesine) zahmet çekmesün,
                Bir gül açılmaz yüzün tek(yüzün gibi) virse min gül-zâra(gül bahçesine) su.”

    Şair bu beyitte Peygamberimiz ’in(sallallahu aleyhi vesellem) eşsizliğini dile getirmek istemiştir. Ne yapılırsa yapılsın Efendimiz’in(sallallahu aleyhi vesellem) yüzüne benzer müstesna gülün açması nasıl mümkün değildir; öyle de Peygamberimiz(sallallahu aleyhi vesellem) gibi bir insanın da yer yüzünde yeniden meydana gelmesi mümkün değildir. Çünkü O, hatemü’l-enbiyadır (son peygamber). Ve O, güllerin arasında bir daha yetiştirilmesi mümkün olmayan olağan üstü bir güldür. 

    “ rizun(yanağın) yâdıyla nem-nâk olsa(ıslansa)müjgânum(kiprik) n’la,
                Zayi’ olmaz gül temennasıyla(isteğiyle) virmek hâre(dikene) su.
    Gül elde etmek için yapılan sulama işleminden dikenler de istifade eder. İstifade eder ama aynı zamanda gül de böylece sulanmış olur. Yani dikeni ıslatan sular böylece boşa gitmez. Evet Peygamberimiz(sallallahu aleyhi vesellem) sevgisiyle; yani gül temennasıyla ağlayan şair, gül karşısında kendini; kirpikleriyle anlatmak istediği mananın da  bir adım ötesine geçerek bizzat kendini diken olarak kabul ettiğini söyleyebiliriz. 
    Kirpiklerinin de ötesinde şairin kendisi de bir dikendir ama, bu diken Muhammet(sallallahu aleyhi vesellem) gülünün bir dikenidir. Gülü bahçıvan sularken dikenler de bundan istifade eder.  Fuzuli bu tür benzetme ve anlatımı başka beytinde şöyledir:
    “Yar içün ağyare(düşman) minnet etdüğüm aybetme(ayıplama),
    Bâğ-ban(bahcivan) bir gül için min(bin) hâre(dikene) hizmetkâr olur”
    “Hâk-i payine(ayağının toprağına) yetem bir ömürlerdür muttasıl(daima)
     Başını daştan daşa urup gezer avâre(başı boş) su”
    Su, Efendimiz ’in(sallallahu aleyhi vesellem) ayağının tozuna ulaşabilmek için başını taştan taşa vurarak ilerleyen bir karasevdalı aşıktır.  Bir tarafta ayak tozu, diğer tarafta bu toza sürülen ise baştır. Bu tabloda resmedilen daimî ve sonsuz saygıdır. 
    “Dest-bûsi(el öpme) ârzusuyla ger(eğer) ölürsem dostlar,
                Kûze(testi) eylen toprağum sunun anunla yâre(sevgiliye) su.
    Şairde Peygamber Efendimiz(sallalalhu aleyhi vesellem) elini öpme arzusunun olduğunu görüyoruz. Her ümmet- Muhammet'te olan derin bir arzudur bu. Ahmet Rufai hazretlerinin çok yalvarıp yakarmasının neticesinde Ravza-i Tahire’nin yanında duruyorken Ravza-i Tahire’den ona doğru bir el çıkarak, ki Peygamberimiz’ in elidir, Onu doyasıya öptüğü rivayet edilir.
    Burada arzu edilen sevgilinin eline temas veya sevgilinin eliyle şaire yani aşığa temas etmesidir. Her iki durum da şair için makbuldür. Birinci mısrada şair sevgilinin elini bizzat öpme düşüncesindedir. Fakat bir aksilik olur da sevgiliye fani ömür içerisinde ulaşmak mümkün olmazsa sevgiliye mezar toprağından yapılma bir testiyle su sunulmasını, takdimini adeta vasiyet eder. 
    Evet, sayısız aşıkların ve şairlerin kalplerinde hürmet ve minnetle anarak, derin bir saygı duydukları Efendimizin(sallallahu aleyhi vesellem) kutlu doğumunu ifade eden  Mevlit Kandili'nin Kandilinin bütün Müslümanlara ve Samanyolu camiasına hayırlı ve bereketli olmasını dilerim   

    17 Eki 2021 16:47
    YAZARIN SON YAZILARI