Gardiyan

Zeynep ZÂHİDE

Zeynep ZÂHİDE

24 Nis 2017 10:40
  • Çoktandır gülmenin unutturulduğu, tebessümün düğün salonlarına ve eğlence mekanlarına has bir refleks haline geldiği ülkemizde güleç yüzlü insanları günden güne kaybetmenin ızdırabını yaşıyoruz.


    Çoğu zaman insanlar dertlerini içine atar, günlerce hatta aylarca bazan yıllarca kendisini anlayacak bir gönül insanı bulamamanın ızdırabıyla o dertle kıvranır durur. Gün olur içini yakan o derdin sebep olduğu hastalıktan sırlarıyla beraber baki aleme göçer gider. Arkasından derler “Toprağına ağır gelmesin de rahmetlik pek de suratsızdı” kimse demez ki “Adama tebessümü unutturan sebep neydi acaba”


    Hani müslümanız ya, hani açken; “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir” Hadis-i Şerifini diline pelesenk edip, az karnı doyunca açları aşağılayıp açlıktan ağzının koktuğu günleri unutan, dindarlığı başörtüsünden ibaret sayıp her türlü kul hakkına giren ham yobazlığımız var ya. Aylardır hasta yatan komşusundan habersiz, bir gün cenaze aracı binanın önüne gelince “Hayırdır bu araba niye gelmiş bu diye gördüğüne şaşıran, alt komşusunun öldüğünü duyunca da “Aaa gız ben de diyorum bu adamı çoktandır görmüyorum girip çıkarken. Sandım ki tatile gitmiş. Meğer hasta mıymış. Tüh tüh” diye sahte üzüntülerini dillendiren. Oysa çoktandır görmedim dediği komşu bir yıldır evinden dışarı çıkmayan kanser hastası ve aylardır karşılaştıkları eşinin üzüntüden zayıfladığını görünce “Bakıyorum Tülin Hanım forma girmişsiniz” diyen hal bilmezliğimiz var ya…


    “Bir insanın imansız olarak ölmesi İzmir gibi bir memleketin yere batmasından daha kötüdür” sözünü beyan eden asrın Mevlana’sını tanıyana kadar benim de onlardan farkımın olmadığı için bu tür insanlara maalesef kızamıyorum. Bir gün sohbet ablamız bize şunu demişti; “Birinin mahallemizde açlıktan öldüğünü duyduğumuzda hepimizin yüreği sızlar, suçluluk duyarız. Ama ondan milyon kere beter imansız olarak birinin öldüğünü duysak çoğumuz oh çeker , hatta “Cehennemü'l zümera" deriz. Oysa mahallemizde imansız olarak ölen o insan yarın iman hakikatlerini kendisine duyurmadığımızdan dolayı bizden şikayetçi olursa nasıl bir bahane bulacağız bilemiyorum” demiş, bir müslüman olarak olarak sorumluluğumuzu hatırlatmıştı.


    İşte o gün bu gündür kendime, özellikle iman hakikatleri konusunda zayıf gördüğüm, kendimce sorumluluk alanımdaki insanlarla sürekli diyalog halinde olmaya çalışıyorum. Sadece iman hakikatleri konusunda değil tabi; komşuluk ve arkadaşlık hakkı olarak da değerlendirip, diyaloğumu canlı tutmaya çalışıyorum. Komşularımdan birinin moralini bozuk görünce mutlaka derdini dinleyip gücüm yettiğince derdine derman olmaya çalışıyorum. İşte aşağıda size aktaracağım mesele de bir komşumun günlerdir moralinin bozuk olduğunu gördüğümde ısrarlı sorularımla ortaya çıkmış bir korkunç bir zulüm örneğidir.


    Komşum Sevde Hanım'ın eşi hapishanede infaz koruma memuru. Yani eski deyimle gardiyan. “Eşim tuturdu ki ben istifa edeceğim” diye başladı, arkasından sebebini açıklayacağı eşinin şahit olduğu ve kimselere anlatmaması için tembihlediği hadiseyi anlatmaya. Eşi tembihlemiş ama Sevde Hanım'ın bu zulmü saklaması yüreğine dert olmuş. Bunu birilerine mutlaka duyurup bir çare bulunması gerektiği konusunda hep içini kemirmiş durmuş bu mes'ele.


    “Hayırdır” deyip sözlerinin bir an evvel devamını getirmesini arzuladım.


    - Zeynep Hanım. Bizim bey geçenlerde hapishanede bir olaya şahit olmuş. Gerçi orası hapishane, özellikle on beş temmuzdan sonra anlatılmayacak kadar çirkefleşmiş hapishane ve yönetimi. Fakat bu son hadise eşimi canından bezdirmiş.


    Sevde Hanım bunları anlatırken ses tonunu biraz daha kısarak konuşmaya devam etti.


    - Geçenlerde eşimin çalıştığı birime birini getirmişler. Eşimin tarif ettiğine göre zayıf kuru bir gençmiş. Mesleği öğretmenmiş. Ağzı kanlar içindeymiş geldiğinde. Yürüyemiyormuş garibim. İki arkadaş koluna girip, haddinden fazla dolu olmasından dolayı boş yatak da bulamadıklarından bir köşeye taşımışlar. Gerçi, içerdekiler hemen yer göstermiş yeni gelen bu öğretmene ama öğretmen kendinde değilmiş zaten. Eşimin anlattığına göre yüzüne baktığında ürpermiş.


    - Neden ürpermiş ki


    - Anlatacağım. Anladığım kadarıyla dişlerini kırmışlar ve doktora götürülmediği için ağzının içi iltihaplanmış. Dilinden diş etlerine her tarafı iltihap kaplamış. Ağzının içi, dudakları şişmiş. Öyle ki korkudan yüzüne bakamadım diyor. Eşime ertesi gün bu öğretmenin ağzına koyması için karbonat benzeri bir toz vermişler. Eşim bu tozu öğretmene götürdüğünde ağlayarak eline bir not tutuşturmuş. Notta şunlar yazıyormuş.


    “Allah peygamber aşkına birilerine söyleyin beni öldürsünler. Artık dayanamıyorum. Karakolda üç gün boyunca işkence yaptılar. Kerpetenle parça parça sırtımdan etlerimi kopardılar. Parmaklarımı çekiçle kırıp penseyle tırnaklarımı çektiler. Dişlerime çekiçle vurup kırdılar. Ben yetimim kardeşim. Dostum kimsem yok benim. İşkenceden şikayet değil derdim. Keşke daha fazla işkence etseler de ben de biran evvel Rabbime kavuşsam. Dün gece bana bir video izlettirdiler. Evime gitmişler eşimi ve 13 yaşındaki kızımı alıp bir yere götürmüşler soyundurup videoya çekmişler. Bana dediler eğer okulunuza yardım yapanların isimlerini bize vermezsen bir sonra ki videoda eşine, kızına tecavüz ettiğimizin görüntülerini seyredeceksin. Vallahi Billahi Tallahi bilmiyorum. Okulumuza kimin yardım ettiğini. Ben sadece sıradan bir öğretmenim. Okulun mütevelli heyetinden kimseyi tanımıyorum. Sadece derslerine girdiğim talebeleri tanırım. “Bana Malatyalı iso derler ulan” diye bağıran, sol kaşında yara olan polis “Eğer isim vermezsen karın da kızın da bize helaldir” dedi. Yüzüme tükürdü. Ayaklarına kapandım. Bana ne yapıyorsanız yapın ama eşime ve kızıma dokunmayın. Beni öldürün bu işi bitirin dedim. Allah'tan korkmasam bir saniye beklemez canıma kıyardım. Ne olur ocağınıza düştüm öldürün beni. Buradaki bir mahkuma öldürtün veya siz öldürün. Takatim kalmadı. İtikadım sarsılmadan gideyim Rabbime. Zehirleyin, asın, kurşunlayın ne yapıyorsanız yapın sonra da intihar etti dersiniz. Zaten kimsem yok. Davacı olan da sahip çıkan da olmaz. Ben ölürsem eşime ve kızıma ilişmezler. Bari onların namusu kurtulur. Kurbanınız olayım kim canıma kıyarsa kıysın Rabbime yemin ederim ona hakkımı helal edeceğim. Bu notu da dışarı ulaştır. Sesimi duyur yürek taşıyan insanlara. Ses versinler sesimize. Yakarsınlar Rabbimize ki bitsin artık bu zulüm” diye yazıyormuş.


    Sevde Hanım bunları anlatırken hem kendi ağladı hem de beni ağlattı. Ağlanmayacak bir hadise değildi ki. Bilmiyorum ne ara yetişti karınca basmaz efendilerin yurdunda bu canavarlara rahmet okutacak caniler.

    -Peki Sevde hanım o not nerede görebilir miyim.

    -Eşim o notu aldıktan sonra tuvalette okuyup hemen orada imha etmiş

    -Neden?

    -Neden olacak. Akşamları mesai çıkışında içerdeki mahkumlardan bu tür şeyleri dışarı çıkartırlar diye arama yapıyorlarmış kapıda.

    - Ama zulüm avazı çıktığı kadar bağırıp varlığını herkese duyuruyor.


    Evet. İşte bu sebepten dolayı eşimin psikolojisi iyice bozuldu. “Artık bu zulümlere şahit olmak istemiyorum” diyor. Ben de korkuyorum bu süreçte istifa ederse eşimin üzerine gelmelerinden. İstifa etmekle kalsa iyi de arkasında hapishanedeki hadiseleri bir yerde anlatır diye eşimi de hainlikle suçlayıp hapse atarlar. Yoksa anlattıklarını duydukça ben de istemiyorum artık bu işi yapmasını. Yılların birikimi var başka birime geçmeyi denedi yapmadılar. Şaştık kaldık.


    Eşim yıllardır infaz koruma memuru. Artık insan sarrafı olmuş. Hep söylenip duruyor. “Bu süreç başladı başlayalı bu paralel safsatasından getirdikleri insanların yüzüne baktığımda isnat ettikleri suçlamaları yapmaları şöyle dursun, ya hu hapishanede kendilerine zarar veren haşaratı bile öldürmekten çekiniyorlar bunlar” diyor. Koğuşlar o kadar kalabalık olmasına rağmen bunlar gelir gelmez ortalığı pırıl pırıl temizlemişler. Bir de daha önce hiç bir yerde duymadığı muhteşem bir koku yayılmış koğuşlara. Dayanmamış bir gün; biraz samimi olduğu içlerinden birine sormuş. “Ya hu bu koğuşlara döktüğünüz kokudan bana da verseniz de bende evime döksem” dedim diyor. Israr etmiş söylememişler. “Bu kokuyu bulamazsın gardaş” dediler diyor. “Ya hu” dedim diyor. “Hiç olmazsa birazcık verin. Parası neyse veririm” deyince. O mahkum eşimin kulağına eğilmiş; “Gardaş” demiş “Bu koku her gece bizi ziyaret eden başta Peygamber efendimiz (SAV) olmak üzere evliya ve asfiyadan yayılan kokudur” demiş.


    Sevde Hanım bunları anlatırken iyice koptu dakikalarca beraber ağladık. Ne onda anlatacak tâkât ne bende dinleyecek hal kalmamıştı. Zulümde Firavunları ve Nemrutları kıskandıracak, şeytanın gurur duyduğu avenelerinin iktidarlarının bitmesi temennisiyle müsaade isteyip kalktım.


    Siz de moralinin bozuk olduğunu gördüğünüz, en azından tanıdıklarınıza sorun halini hatrını. İçinde kalıp çürütmesin o derdi çeken yürekleri. Paylaşalım da azaltalım acıları Allah’ın izniyle. Derdi olanlar kimseye anlatamıyorlarsa bana yazsın ben de ismim ve mekanları değiştirerek bu köşede paylaşayım. Belki değil mutlaka, bu yazıları okuyanların o dertli kardeşlerimizin selameti için dualarını almış oluruz.


    Zeynep ZÂHİDE

    [email protected]


    *Türkiye'de yaşanmış gerçek hikayenin anlatıldığı yukarıdaki yazıda ilgili diyaloglar hayali olarak canlandırılmıştır

    24 Nis 2017 10:40
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR