Anne

Zeynep ZÂHİDE

Zeynep ZÂHİDE

17 Şub 2017 12:34
  • Senin rahmine düştüm düşeli sana ne sıkıntılar çektirdiğimin farkındayım anneciğim. Hamile olduğunu ilk duyduğunda, babamın eve gelmesini beklemeden telefon edip söylediğinde ağlamaktan konuşamadığını unutmadım anne. Bir yandan bir evlada sahip olacağının sevinci ve heyecanını yaşarken bir yanda ben yavaş yavaş canlanmaya başladığımda senin de psikolojin günden güne değişiyordu. Yemeklerden iştahının kesilmiş, normal insanların duyamadığı kokuları duyar olmuş, bu halin verdiği psikolojiyle her hareketine getirdiğim kısıtlamalarla senin her dakika gündeminde oldum. Bensiz hiç bir plan yapamazdın. Bensiz rüya bile göremezdin. Çünkü ben hep seninleydim kortekslerine kadar işlemiştim adeta. 

    Yürürken adımlarına bana göre atar, otururken banim rahat edeceğim şekilde oturur hatta bir sohbet meclisinde olduğunda benim “Güzel beyanlardan hoşlandığımı” söyleyerek, meclisi malayani sözlere karşı uyarırdın. Öyle hassaslaşmıştın ki dünyaya getirmek istediğin varlığın bir melek olduğunu, onun hep öyle kalmasını istiyordun. Dilin hep duada benim için endişeleniyordun. Benim uzuvlarımın şekillenmeye başlamasıyla, ne yediklerinden, ne de içtiklerinden lezzet alamıyordun. Uykuların kaçıyor sinirlerin geriliyor sebepsiz yere bazen babama kızıp sesini yükseltiyordun. Hepsi benim yüzümdendi biliyordum annem. 

    Varlığın en yücesi canım annem. Senin anne olman hasebiyle, hele beni taşırken ettiğin duaların kabul olduğundan zerrece şüphe etmiyordum. Zaman ilerledikçe istemeyerek ben seni daha fazla rahatsız etmeye başladım. Seni ilk tekmelediğimde nasıl sevinmiş, koşturup babama; babamın elini de tekmelediğim yere tutarak “Bak bak işte şurda oynuyor” demiş, ama ben o an bir daha tekme atmadığımdan babama karşı mahcup olmuş, sen de bana kızmıştın şakadan. Ama o günden sonra daha da hareketlenmiş babam da elini tuttuğunda onun da gönlünü hoş etmek için tekrar tekrar tekmelemiştim. Bazen tekmelemediğim zaman hemen endişelenir hemen doktorun yolunu tutardın. “Acaba bir şey mi oldu bu niye hareket etmiyor” diye. Günler ilerledikçe endişe korku ve heyecanın kalbinin ritmini bozmuştu farkındaydım annem.

    Ey! Ayakları Cennete taç yapılan, evladın cenneti kazanmak için şart olarak razı edilmesi gereken Rabb’in iltifatına nail olan mübarek varlık. Babama bana şarkı söylemesi için sıkıştırırdın. Babam da “Hele o bir gelsin ben ona ne ninniler söyleyeceğim” derdi. Ama sen babama benim o gün de sizi duyduğumu söyleyerek taa o günden babama ninniler söyletmeye başlatmıştın. Ama bir müddet sonra babamın sesini duyamaz oldum. Sonra bir gün senin ağladığını duydum. Sandım ki benim sana verdiğim rahatsızlıklardan dolayı. Ama gerçeği öğrenmem çok sürmedi. Duydum ki devrin zalimi babamı içtimai hayatın dayanışma platformu sayılan sendika üyeliğinden, Evde hırsızlara karşı tedbir için benim geleceğime harcanmak üzere biriktirilen paraları “Bank Asya'ya” yatırmaktan terör örgütü üyeliği gerekçe gösterilerek babamı tutuklamışlardı. 

    O günden sonra ben de seninle ağladım seninle endişendim. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı benim de dünyaya gelme vaktim yaklaşmıştı. Şimdi babamın beni karşılayamayacağını biliyordum ama umut işte. Belki ben geliyorum diye bırakırlar diye geçirdim içimden. Derken bir gece bana dünyaya gitme vaktim geldiğini söyledi mahiyetini bilmediğim bir varlık. Ben seni isteyerek sıkıştırınca ciddi rahatsız oldun. Yanında bulunan anneannemi de alıp yola çıktınız. Gidilen yerin hastane olduğunu duyuyordum. Hüzünlü bir sevinç belirse de sende, endişelerin daha fazlaydı. 

    Artık yürüyemez olmuş adımlarını kısa kısa atabiliyordun. Ama benim acelem vardı. Vakit dolmuş, Rabb’in cenneti ayaklarının altına serdiği varlığın cemâlini görecektim. Seni görecek bir nebze de olsa babamın hapishaneye girdiğinden beri hiç gülmeyen yüzünü güldürecektim İnşallah. Annem! Ne kadar canının yandığının farkındaydım. Ama senin canını benden çok yakan başkaları vardı. Hastane kapısında eşi koluna girmiş destekleyerek yürüyen hamileleri görünce daha da arttı acıların. Yanına gelen birisi sana ne manaya geldiğini bilmediğim sorular sorduktan sonra kısa bir muayene etti. Bir hemşire sana, seruma katıp iğneyle kolundan ilaç vereceğini, bunun doğumu kolaylaştıracağını söylediğinde endişeliydin. Zaten yan odadan gelen kadın çığlıkları yeteri kadar seni korkutmuştu. Sana iğne yaptıktan sonra ben daha fazla rahatsız oldum. Senin acıların dayanılmaz olduğunda seni içeri aldılar. 

    Canım annem, babamın yanında olmayışı seni ziyadesiyle üzse de sen Rabb’ine tevekkül eden güçlü bir kadındın. Hem ben seninle dinlerken sohbetleri, orada “Allah kimseye götüremeyeceği yüklemez “ demişti sohbeti yapan hoca ablanız. Rabbim sana yüklemişse bu yükü sen bunu kaldırabilecek güçtesin demektir. Evet doğum için seni yatırdıkları zaman heyecan ve korkun kalbini durduracak kadar şiddetlenmişti. Bir ara çektiğin acılara dayanamayıp bayıldığını hissettim . Sesin kesilmiş beni de endişelendirmiştin. Evet sen bayıldığında beni seneden ayırdıklarını fark ettim. İlk defa ayrılığın ne demek olduğunu hissettim. Dayanamayıp ağladım annem. Beni önce baş aşağı tutup çevirdi ve popoma hafifçe vurdu ağzında maske olan açık mavi kıyafetli bir bayan. Sonra yumuşak bir beze sarıp götürdüler senden ayrı bir odaya. 

    Beni annemden ayırıp başka bir odaya götürürlerken koridorda, babama müjde vererek bahşiş uman hemşire ismimi zikrederek “Bebek YILMAZ’ın babası kim” dedi. Anneannem “Buyur kızım Bebek YILMAZ’ın anneannesiyim” diye cevap verince, bahşiş hevesi kursağında kaldı zavallının. Kendi kendine söyleniyordu “Bu bebeğin babası nasıl adammış eşi doğum yapıyor kendisi ortalıkta yok. Belki de boşanmışlardır dedi diğeri.” Zavallı bilmiyor ki devrim zalimi babamı benden ayıralı aylar oldu.

    Beni bir odaya götürdüler. Orada canımı yakan bir şeyler yaptılar. Topuğumdan kan alıp camdan bir kaba koyup götürdüler. Beyaz gömlekli bir bayan beni muayene ederken yüzünde endişeli bir hal vardı. Ne olduğunu bilmediğim adına “Küvez” denen şeye beni yatırdılar. Annemden ayrıları çok olmamıştı ama içimde bir endişe vardı. Yanımda konuşan hemşirelerden duyduğuma göre annemi kapıda babamı hapseden zalimin polisleri bekliyormuş. Taburcu olur olmaz tutuklayacaklarmış. Allah’ım beni burada kimlere bırakıyorsun ben annesiz ne yaparım diye çaresizce dua ediyordum. Bir ömür ihtiyacım olan Rabbimin lütfu annemin sütünden emmem gerekiyordu.

    Ama ben daha annemle beraberken aylardır bu zalimin yeni doğan bebeklere musallat olduğunu duyuyordum. Sanırım şimdi benim başıma da geliyordu korktuğum. Ben doğmadan evvel eşini bulamadığı için yeni doğum yapmış bir bayanı eşine şantaj olarak kullanan ahlakı sukut etmiş küfürbaz savcılardan bahsediliyordu. Hapishanede eşini ziyarete giden bir anneyi biri özürlü beş çocuğunu dışarıda bırakarak gözaltına alanların olduğunu, yeni doğum yapmış bir hemşireyi hem de bayan olan bir savcı tutuklamış emzikli bir bebeği annesine hasret bırakmıştı. Hatta kendisine rica için gelenlere “Kafamı bozmayın bebeği de tutuklarım” diyecek kadar, vicdanı sükut etmiş savcıların olduğunu.

    Sanırım büyüklerin duasından ziyade biz sabilerin ahı tutacak bu zalimi. Biz bebek ve yeni doğum yapmış kadınlara bu zulüm niye reva görülüyordu bilmiyorum ama sanırım daha önceki zalimlerin de metoduydu emzikli kadınlara ve bebeklere zulmetmek. Demek ki doğuran kadınlardan ve doğan bebeklerden korkulan bir şey vardı. Nasıl bir korkuysa bu, bütün zalimlerin başvurduğu yöntemler hep aynıydı.

    Ben doğmadan evvel evimizde hafta da bir yapılan sohbette daha evvel yaşanılan bu tür hadiseler anlatıldıktan sonra tarihten örnekler vermişti annemin sohbet ablası. 
    “İbn-i Abbas şöyle rivayet ediyor” diye başladı sohbeti yapan Sena hoca “Peygamber (sav) şöyle buyurdular: Miraçta iken çok güzel bir koku aldım. Bu kokunun nereden geldiğini Cebrail’e sordum. Cebrail şöyle dedi: Bu, Maşite ve çocuklarının kokusudur.

    Maşite kimdi? Anlatmaya başladı Sena hoca “Bir gün Maşite hatun, Firavun’un kızının saçını tararken elindeki tarak yere düşüyor ve Maşite hatun tarağı alırken farkında olmadan “Bismillah” diyor. Bunu duyan Firavunun kızı “Babamı mı kastettin” diye sorunca, o da “Hayır, ben, senin ve babanın da Rabbi olan Allah’ın adını söylüyorum” der. Firavun’un kızı yemez içmez bu duyduklarını babasına yetiştirir. Firavun kızından bu olayı duyunca gazaplanır. Askerlerine, Maşite ve çocuklarını derhal getirmelerini emreder.
    Maşite Hatun ve evlatları Firavun’un karşısına çıkarılınca, Maşite’ye şöyle der.
    -Senin İlahın kimdir?  
    -Benim ve senin ilahın Allah’tır. 

    Firavun Maşite hatunu bu inançtan vazgeçirmek için çok uğraşmasına rağmen başarılı olamaz. Maşite’nin inancından dönmeyeceğini anlayan Firavun hiddetlenir ve Maşite Hatuna 'bu inançtan dönmezsen seni ve evlatlarını canlı canlı yakarım' der.

    Zayıf ve korkak karakterlilerin yöntemi hep böyle olmuştur. Güçsüz ve kimsesizler üzerinden güç gösterisi yaparak diğerlerine gözdağı vermek. Tehdit ve Şantajla istediklerini elde etmek.

    Maşite Hatun Firavunun bu tehdidine güler ve, 'Bizi yakmakla imanımızdan döneceğimizi sanıyorsan yanılıyorsun, yakmak istiyorsan yak ama yaktıktan sonra kemiklerimizi defnetmeni istiyorum.' der. 'Üzerimizdeki hakkın hatırına bu isteğini yerine getireceğim' der Firavun.

    Firavun büyük bir çukur kazdırıp etrafını pişirilmiş topraktan mamül tuğlalarla kaplatır. Ve içine çok büyük bir ateş yaktırır. Maşite hatunun gözleri önünde çocuklarını bir bir, canlı canlı bu çukura atıp yakarak öldürtür. Sıra en küçük çocuk olan Maşite hatunun kucağındaki birkaç aylık bebeğe gelince, Maşite Hatun’un sabrı da tükenmek üzeredir. İçinden tereddüt geçirir, zalime karşı pes etme ihtimali az da olsa belirir. Bir kucağındaki emzikli bebeğine bakar bir ateşe. Kucağındaki bu sabinin yakılması canını dudağına getirir. 

    İşte tam burada kucağındaki sabi herkesin şakın bakışları arasında dile gelir yüksek sesle haykırır. 

    -Anne! At kendini ateşe. Seninle cennet arasında sadece bir adım var. Ve Maşite Hatun kucağındaki bebekle birlikte atlar ateşin içine.

    Firavunun eşi “Asiye Hatun” bu sahneyi görünce dayanamamış Firavuna yaptığımın büyük bir zulüm olduğunu haykırarak imanını izhar eyler. Firavun çok sevdiği eşi Asiye Hatunun bu durumunu kabullenemez. Önce Asiye Validemizin annesini çağırtıp, kızının bu davasından vazgeçmesi için telkinlerde bulunmasını ister. Aksi halde onun Maşite Hatundan beter şekilde öldürteceğini söyler. 

    Hiç mümkün mü hakiki imanı elde etmiş bir insan bir daha küfre girmesi. Hakiki imanı elde eden bir insan kainata meydan okuyabilir diyen Üstad Bediüzzaman, adeta Asiye Validemizi tarif ediyordu. Asiye Hatun'un annesi çok dil dökmesine rağmen davasından döndüremeyince Firavun, eşi Asiye validemizi çarmıha gerip günlerce işkence ettikten sonra acılar içinde öldürtür” 

    İşte zayıf karakterlilerin ve korkak zalimlerin yöntemi hep böyledir. Ben küvezde yatarken annemi zalimin polisleri alıp götürmüş bir hafta kadar annemi görememiştim. Sonra anneannem beni anneme götürdü. Anneannemi içeri almadılar. Beni bir polis anneannemden alıp anneme götürdü. Annemi dar ve rutubetli bir yerde ağlarken buldum. Sanırım hem benden ayrılmak, hem de gördüğü muamele annemin canını yakmıştı. Annemden ayrıldıktan sonraki ilk buluşmamızdı. Beni görür görmez beni getiren polisin elinden kaptığı gibi bağrına bastı. Minik ellerimi öpüyor öpüyor, doyasıya kokluyordu. Burnunu boynuma dayayıp derin derin nefes alıyor, hıçkırıklara boğuluyordu. Adeta beni içine çekecek gibiydi. 

    Annem dakikalarca bana sarılıp ağladı. Sonra bir bayan polisin sesini duydum. “Bu kadar drama yeter. Kes zırıltıyı” dedi anneme. Sonra tekrar beni anneme getiren polis beni annemden alıp dışarıda bekleyen anneanneme götürmek istediğinde annem çok yalvardı “Yavrum benimle kalsın ne olur” diye. Polisler ise anneme “Burası çocuk yuvası mı” deyip bir de annemi azarladılar. 

    Bir polis beni annemden ayırıp dışarıda bekleyen anneanneme götürdü teslim etti. Anneannem de annemden farksızdı. O da hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Emniyet binasından çıktıktan sonra anneannem bir eczaneye uğrayıp benim için mama aldı. Biz eve döndüğümüzde yaşananlar karşısında bütün ev halkı son derece üzgün, kimsenin konuşacak mecali yoktu. 

    Aradan bir hafta geçtikten sonra duyduk ki annemi mahkemeye sevk etmişler. Anneannem beni sarıp sarmalayarak annemin yargılandığı mahkeme salonuna götürdü. Biz sanık yakınlarının oturduğu yere geçtikten bir kaç dakika sonra annem elleri kelepçeli içeri girdi. Bana dönüp baktığında sessiz sessiz gözyaşları süzülüyordu yanağından. Bütün salon sessiz, hafif hafif annemin hıçkırık sesi geliyordu sadece.  

    Yüksekçe bir yerde oturan hakim daha salona girer girmez anneme öyle bir bakışı vardı ki; mahkemenin neticesini tahmin etmek güç değildi. Annem hakkında iddianameyi hazırlayan savcı da kadındı. Hakim suçlamaları okumaya başladığında herkes şaşkın şaşkın birbirine bakıyordu. bu suçlamaları bir kadın savcı nasıl yapabilir diye şaşkınlık içerisindeydik. Bu savcı belli ki fıtratı bozulmuş bir zavallıydı. Anneme sırtlan gibi bakıyordu. Sonra o bakışlardan daha sert ve incitici suçlamalarda bulunmuştu anneme. Belli ki merhamet çoktan kalbinden sökülüp atılmıştı. 

    Güya annem hükümete darbe yapmışmış! Hatta bu hizmet hareketine mensup kadınların doğumları bile darbenin bir parçasıymışmış! Önceden planlanmış devletin savcılarını zor duruma düşürmek, onları insafsız göstermek istemişlermişmiş! Bir sürü miş mişler sıralayıp iki saatten fazla mecali tükenmiş annemi ayakta tuttular. 

    Ve netice de annemin tutuklanmasına, beni de annemle birlikte hapishaneye gönderme kararı aldılar. Şaşırmıştık ama annem sanki bu karara seviniyor gibiydi. Bilmiyoruz hapishaneye gönderildiğine sevinecek kadar ne gibi zulümler yaptılar gözaltındayken. Belli ki bana kavuşmayı her şeyden daha fazla arzuluyordu. Mahkeme karar verince annem döndü bana sevinçle baktı. Sanki dünya umurunda değildi artık. Bana kavuşmak onun için dünyalara değerdi. Bütün eşyamın bir çantadan ibaret olan eşyalarımı anneannem hemen orada anneme teslim etti. Artık annemin kollarındaydım. Annemin iki yanında polis olduğu halde kucağında ben varken kaçma şüphesiyle ellerini kelepçelemek istediler. Sonra aralarında konuşup kelepçe takmaktan vazgeçtiler. 

    Mahkeme salonundan çıkıp hapishane aracına doğru ilerlerken; daha evvel annemin sohbet ablası Sena Hocanın dersinden hatırladığım, bir asır evvel devrin zalimlerine meydan okuyan Bediüzzamanın haykırışı geldi aklıma. 
    YAŞASIN ZALİMLER İÇİN CEHENNEM!

    Zeynep ZAHİDE 
    [email protected]

    17 Şub 2017 12:34
    YAZARIN SON YAZILARI