Hizmet hareketinin irtidat/tekfir ile ithamı

Metin Selim

Metin Selim

08 Ara 2016 17:09
  • Herhangi bir ilim, düşünce ve aksiyon insanı veya hareketi hakkında objektif ve sağlıklı değerlendirmede bulunabilmek ve onlar hakkında doğru hüküm verebilmek ancak onların dünden bugüne düşünce ve aksiyon çizgilerinin; yazılı, sözlü eserlerinin, pratik hayattaki tavır ve davranışlarının bütünlük içinde ele alınıp değerlendirilmesine bağlıdır. Bu şekilde hareket edilmeden, sadece duyuma ve tarafgirliğe dayalı, pek çok yerde gayet net ortaya konulan ifadeleri görmezlikten gelerek veya siyak ve sibak bütünlüğüne riayet etmeksizin, aradan bazı yerleri cımbızlayarak onun üzerine “ontolojik” ve “epistemolojik” değerlendirmelerde bulunmak dahası hüküm bina etmek, hak ve hakikate, ilmi disiplinlere uygun olmasa gerektir. 
    Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi Diyanet işleri Başkanlığı tarafından bir toplantı da  “irtidat” ve “dalalet” ile itham edilmiştir. (1)

    Her şeyden önce bir şahıs, grup veya cemaatin “irtidat” veya “tekfir”  ile itham edilmesi İslam Dini’nin kriterlerine göre son derece hassas ölçüler ile ele alınması gereken çok mesuliyetli bir konudur. İnsanların imanına veya dinden çıkmasına siyasiler veya onların emri ile hareket eden sözüm ona dini temsil ettiğini iddia eden kimseler karar veremez.   

    Bu itibarla meseleye Kur’an, Sünnet ve bu iki temel kaynağın doğru anlaşılıp, doğru yorumlanmasını adresi olan ulemanın eserlerine müracaat edilerek değerlendirilmesi gerekir. 

    İslam’ın temel kaynaklarına göre Bir Müslümanı irtidat veya tekfir ile suçlamak çok tehlikeli ve son derece mesuliyetli bir davranıştır. Hele hele bir kişiyi değil 170 ülkede dine, imana, hizmet eden binlerce mümini tarihte eşi benzeri görülmemiş, en vahşi bir irtidat hareketi olarak nitelendirmek tüyler ürperten bir iddia ve töhmettir. 

    Oysaki bir Müslümanın yapması gereken -üstelik İslam dini’nin değerlerini öğretmekle görevli insanların- şahısları ve olayları herhangi bir tesir altında kalmadan dinin temel kaynaklarının referans aralığına bağlayarak ele alıp incelemek ve ona göre hareket etmektir. 

    Kur’an Ve Sünnet’in “Mümini Tekfir”e Bakışı 

    Bir insanın İslam dairesine adım atmasının ilk şartı kelime-i tevhidi; “La ilahe illallah Muhammedun Resulüllah”ı ikrar etmesidir. (Müslim “İman” 1) Bunu söyleyen kimse Müslüman olur. Cibril hadisinde bildirildiği üzere Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere inanmak  ile de mümin olur. (Buhari, İman, 37; Müslim, iman, 8)

    Nitekim İslam âlimleri: “Bir kimseyi iman dairesinden ancak kendisini mümin yapan değerleri inkar etmesi çıkarır” demişlerdir. (ibn-i Abidin, Reddu’l-muhtar, 4/224; ibn-i Nuceym, Bahru’r-Raik, 5/134 )

    Kur’an’ı Kerîm, dünya menfaatleri elde etmek, insanların malına mülküne çökmek için Müslüman olduğunu sözüyle, hayatıyla ortaya koyan insanlara “mü’min” değilsiniz demeyi nehyetmektedir: “Ey iman edenler! Yeryüzünde Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, son derece dikkatli davranın. Size selam verene/Müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici ve az bir menfaatini elde etmek için: “Sen mümin değilsin” demeyin! Unutmayın ki Allah’ın yanında birçok ganimetler vardır.” (Nisa, 4/94)
    Peygamber Efendimiz kime Müslüman deneceğini şu şekilde tarif etmiştir;  “Bizim gibi namaz kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen Müslümandır.” (Buhârî, Salat: 28; Ebu Dâvud, Cihad: 104). 
    Allah Resulü, değişik hadis-i şeriflerinde de Müslümanların birbirini tekfir etmemesi konusunda ikaz etmiştir: “Sizin kıblenize yönelen insanları tekfir etmeyin!” (Darakutni, Sünen, 2/57; İbnü’l-Esir, Câmiu’l-usul, 1/261.) 
    Diğer taraftan Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Müslümanları tekfire yeltenenleri ne kadar korkunç bir akıbetin beklediğini de çok net bir şekilde haber vermiştir: “Bir Müslüman bir başka Müslümana “kâfir” dediği zaman ikisinden birisi mutlaka kâfir olur. Eğer küfür isnad edilen insan gerçekten kâfirse, o söz yerini bulur. Fakat değilse, o zaman söz, küfür isnad edene döner ve o kâfir olur.” (Buhari, edep, 73; Müslim, iman, 111).

    Alimlerin Yaklaşımı

    En büyük müçtehidlerin tespitiyle insanların dinin ruhunu anlamada kendisine çok şey borçlu olduğu İmam A’zam Ebu Hanife’nin “tekfir” konusundaki şu yaklaşımı çok önemlidir: “Fıkh-ı ekber (Ehl-i Sünnet inancı), ehl-i kıbleden bir insanı herhangi bir günahından ötürü tekfir etmemen, onda iman yok dememen, iyiliği emredip kötülükten nehyetmendir.” (İmam-ı A’zam’ın Beş Eseri, s.44.) 

    Ehl-i Sünnet akidesinin en önemli temsilcilerinden biri olan Allame Taftazani, Şerhu’l-akaid adlı eserinde; “Ehl-i Sünnet’in prensiplerinden birisi ehl-i kıbleden olan bir insanı tekfir etmemektir.” ifadesiyle Müslümanları tekfir etmemenin ehl-i Sünnet çizgisinin temel bir esası olduğuna vurgu yapmıştır. Nitekim ülkemizin kelam ilminin duayen hocalarından Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Taftazani’nin bu tespitini naklettikten sonra, “Kaynaklar bu noktada hemen hemen ittifak halindedirler.” demektedir. (Kelam’a Giriş, s.134)

    İslam Fıkıh alimleri; “Bir Müslümanın küfrünü gerektirecek pek çok ihtimal var iken bir tanesi küfrüne mani ise onun kâfir olduğuna fetva verilemez.” demişlerdir. (İbn-i Abidin, Haşiyet-i reddi’l-muhtar, 3/289; İbn-i Nüceym, Bahru’r-Raik, 5/135; )
    Bediüzzaman da bu hususta çok önemli anahtar bir yaklaşım vermektedir; “Madem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer’î yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer’î var. Zem ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevap yok. Çünkü tekfire ve zemme müstehak hadsizdir. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer’î yok, hiç zararı da yok.”  (Emirdağ Lahikası, s.194) Özetle ifade edecek olursak Üstad Bediüzzaman; dinimizde bir insanı neden kötülemenin, onu tekfir etmedin diye bir emir olmadığını, aksine bir insanın zemmedilip, tekfir edildiğinde ise şerî hüküm olduğunu; haksız olduğunda büyük bir zararı,  haklı olduğunda da hiçbir hayır ve sevabının olmadığına dikkatleri çekmektedir.

    Nitekim Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 40. Ciltteki “tekfir” maddesinde de bir Müslümanı tekfir etmenin ne kadar sakıncalı olduğuna değişik açılardan vurgu yapıldıktan sonra Ehl-i Sünnet âlimlerinin; “100 ihtimalden 99’u kişinin kâfirliğine, biri de Müslümanlığına imkan tanıyorsa onun Müslüman olduğuna hükmedilir.” denmektedir. 
    Görüldüğü üzere zikrettiğimiz bu ve benzeri  ayet ve hadisleri bir bütün halinde değerlendiren İslam alimleri bir Müslümanın bir başka Müslümanı tekfir etmemesi gerektiğini net bir şekilde ifade etmişlerdir.

    Şimdi Fethullah Gülen ve onun rehberliğindeki hizmet hareketinin irtidat ve küfrüne hangi kriter ile karar verilmektedir? Hayatını, tevhid hakikatini anlatmaya adamış, Peygamber Efendimiz’in mesajını güneşin doğup-battığı her yere ulaştırmayı en büyük hedef görmüş ve göstermiş olan Hocaefendi’nin yazılı ve sözlü eserlerinde buna delalet eden bir ifade var mıdır? 170 den fazla ülkede imanın ve İslam’ın güzelliklerini, evrensel insani değerleri eğitim yoluyla temsil eden hizmet gönüllerinin hayatında irtidat ve küfrüne  hükmetmeyi gerektirecek bir durum var mıdır?

    Fethullah Gülen’in İslamî Değerlere Bağlılığı

    Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Türkçe bilebildiğimiz kadarıyla yetmişten fazla eseri vardır. Bunların bir kısmı pek çok dünya diline çevrilmiştir ve çevrilmeye de devam etmektedir. Fethullah Gülen’in eserleri şimdiye kadar dünyanın hiçbir yerinde böyle bir itham ile karşılaşılmamış tam tersi hep takdirle yad edilerek üniversitelerde kürsüler kurulmuş ve eserleri üzerine akademik çalışmalar yapılmıştır/yapılmaktadır. 

    Gülen, hayatı boyunca iman esaslarını, Kur’an, Peygamber çizgisini, sahabe anlayış ve temsilini, İslam’ı bir bütün halinde yaşamayı anlatmış, yazmış  islam’ın seviyeli temsil edilmesi için örnek olmuştur. 

    Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli dört ciltlik eserinde Ehl-i Sünnet inanç blokajı üzerine İslam’ın kalp  ve ruh hayatını yani tasavvufu yazmıştır. Bu kitapta Tevhid inancı, Allah’ın sıfatları, esma-i ilahî, insana verilen cüz’i iradenin sınırları, islam inanç manzumesi ile temel konular ele alınarak Ehl-i Sünnet mihverinde kılı kırk yaran bir hassasiyet içinde dini anlama ve kalp ve ruh hayatı seviyesinde yaşanması üzerinde durulmuştur.

    Tereddütler, İnancın Gölgesinde, Varlığın Metafizik Boyutu, Fasıldan Fasıla, Prizma, Kırık Testi gibi seri halindeki eserlerinde İslam’ın inanç manzumesinden, ibadet hayatına ondan muamelat ve ahlaka kadar sorulan sorulara Ehl-i Sünnet ulemasının tespit ettiği temel kriterler ekseninde cevaplar vermiştir. 

    Ruhumuzun Heykelini Dikerken ve Kendi Dünyamıza Doğru kitaplarında Kur’an, Sünnet çizgisinde sahabe anlayış ve temsilinde, İslam’ın evrensel değerlerine göre ideal bir neslin profilini ve onların kuracağı medeniyetin yol haritasını çizmiştir.  
     Fethullah Gülen, eserlerinde iman ve İslam’ın evrensel değerlerini pek çok boyutlarıyla işlemenin ve temsil etmenin hayatî önemine vurgunun  yanında, dini tahribe yönelik tavır ve davranışlara, yanlış anlama ve yorumlamaya karşı çıkmış ve onların ifsadını önlemeye yönelik bariyerler koymuştur. Mesela; “Varlığı bütünüyle bir akl-ı evvele bağlama ve peygamber yerine de “ insan-ı kâmil” unvanıyla birini ikame etme, hemen bütün sapık sistemlerde karşılaşılan bir husus” dur diyerek (Kalbin Zümrüt Tepeleri, 3/118) sapıklığa götüren en önemli noktalardan birini vurgulamıştır. Fethullah Gülen, Ehl-i Sünnet ulemasının dini değerleri inkâr veya hafife almanın insanı dinden çıkaracağı tesbitine çok ciddi bağlı kalmış değil iman esaslarını, zaruriyatı diniyeyi, dinin yapılmasını hoş gördüğü yapılmamasında bir mahzur görmediği meseleleri bile hafife almanın tehlikeli olduğuna dikkatleri çekmiştir. 

    Fethullah Gülen, ibadetlerin kendi içinde nispetler perspektifinde ele alındığında bir kısmına küçük denilebileceğini fakat farzıyla, sünnetiyle ibadetlerin hepsinin büyük olduğunu ve kesinlikle hafife alınmayacağına vurgu yapmıştır. Bediüzzaman hazretlerinin Peygamber Efendimiz’in sünnetine ittiba ile adetlerin ibadete çevrileceği yaklaşımın önemine dikkatleri çekmiş ve dini değerlere ne kadar bağlı olduğunu şu şekilde ifade etmiştir: “Meselâ yemek yeme, su içme, istirahat etme gibi âdiyattan olan bazı amellerde Habib-i Kibriya Efendimiz’e ittiba mecburiyeti olmasa ve bunu terk eden insan sukût etmese bile, elfaz-ı küfür ve efâl-i küfürle alâkalı bazı kitaplara baktığımızda, Efendiler Efendisi’nin (aleyhi ekmelüttehâyâ) bu gibi amellerdeki mübarek âdetlerini hafife almanın insanı iman dairesinden çıkartacak bir durum olduğu görülür. Küfre düşen bir insanın o ana kadar yaptığı bütün hasenatın boşa gideceği göz önünde bulundurulduğunda, insanın bu mevzuda ne kadar hassas ve ne kadar dikkatli olması gerektiği zannediyorum daha iyi anlaşılır. Bu açıdan İnsanlığın İftihar Tablosu’nun âdet-i seniyyelerini yapmaya mecbur olmasanız da, bir mü’min olarak kat’iyen onu hafife alamazsınız, almamanız gerekir.” (Cemre Beklentisi, s.212)

    Fethullah Gülen, İslam Dini’nin ana blokajı olan farz ve vaciplere sımsıkı bağlılığın yanında Sünnet, müstehap, hatta adabını bile  terk etmemeyi hayat çizgisi olarak kabul ettiği gibi, yazılı ve sözlü eserlerinde -şartlar el verdiği ölçüde-bu şekilde yaşamayı teşvik etmiştir. Nitekim dünyanın pek çok yerinde Hocaefendi ve onun rehberliğinde hizmet edenlerin İslam Dini’ni yaşamada gösterdikleri gayretleri yakından tanıyanlar her fırsatta hüsnü şehadetlerini ifade etmektedirler. 

    Hocaefendi, Allah Teâlâ, “Kim bir kimseyi, kısas veya yeryüzünde bir fesada mukabil olmanın dışında öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.”(Maide, 5/32)  buyurarak bir cana kıymayı, bütün insanlığı öldürmeye denk bir cinayet saydığını, İbn-i Abbas ve tabiinin bazı imamlarının bir insanı öldürenin ebedi cehennem azabına müstehak olduğunu söylediklerini, bu itibarla böyle bir cinayet işlemenin tüyler ürpertici korkunç bir akibetinin olduğunu pek çok yazılı ve sözlü eserinde röportajlarında deklare etmiştir. (Yenilenme Cehdi, s.262; Enginliğiyle Bizim Dünyamız, s.176; Fasıl, 4/115; Diriliş Çağrısı, s.175; Yeniyüzyıl,   Nevval Sevindi   20-29 Temmuz 1997; Deutsch Tuerkische Nachrichten Haber sitesi, 16.06.2011)

    Bırakın insan öldürmeyi her bir varlığı Allah’ın ayrı bir sanatı kabul ederek, O’ndan ötürü sevgi ve şefkatle kucaklayan karıncayı bile incitmeme anlayışıyla yaşama gayreti içinde olan hizmet insanlarını bu şekilde nitelemek hangi insafa sığar! Nitekim bu ithamlara yurt dışından ilim, fikir ve kanaat önderlerinin bazıları gülüp geçmekte, bazıları hezeyan saymakta ve bazıları da birilerinin yaptıkları hırsızlık, yolsuzluk, terörü (İŞİD) i desteklemeyi örtmek için bu şekilde hareket ettikleri şeklinde yorumlamaktadır.

    Diğer taraftan Fethullah Gülen, bırakın dinin kesin haram kıldığı içki, uyuşturucu gibi zararlı maddeleri kullanmaya ruhsat vermeyi bir dönem zararları tam bilinemediğinden dolayı alimlerin mekruh dediği sigaranın içilmesinin bile haram olduğunu gayet net  bir şekilde ifade etmiştir. (Cemre Beklentisi, s.90) Nitekim hizmet gönüllüleri sigara bile içmemektedirler. 

    Durum böyle iken hizmet insanlarını kalkıp da uyuşturucu mübtelası her türlü cinayeti gözünü kırpmadan işleyen, cami ve mescidleri basıp kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları katleden Hasan Sabbah ve adamlarından da tehlikeli en büyüt irtidat  hareketi diye itham etmek hangi insaf ile bağdaşır!

    Hizmet İnsanlarının Hayatı

    Fethullah Gülen’in rehberliğinde Peygamber Efendimiz’in mesajını güneşin doğup battığı her yeri götürmeyi hayatlarının gayesi bilen hizmet insanlarının dini değerlere ne kadar bağlı olduğunu onları tanıyan herkes bilmektedir. 
    Hizmet insanları beş vakit namazı sünnetleriyle birlikte kılmaya azami hassasiyet gösterir. Akşam namazının sünnetinden sonra 4 rek’at evvabin namazı kılar. Duha ve teheccüd namazlarını aksatmamak da önemli bir hedeftir. İçlerinde pazartesi, Perşembe günü oruç tutanların sayısı az değildir. 

    Hizmet gönüllüleri bir Müslümanın şahsiyet ve karakterini oluşturan imanî, İslamî, ahlakî ve kalp ve ruh hayatına ait değerleri anlatan eserleri müzakere ederek okur ve ellerinden geldikçe yaşamaya çalışırlar. Sohbet, konuşma ve okumalar da “Sohbet-i Canan” (Allah ve Resulüllah’dan bahsetme) temel hedeftir.

    Hizmet gönüllülerinin İslamî değerlere bağlılığın bir diğer göstergesi de her gün dua ve tazarru ile Allah’a teveccüh etmeleridir. 

    Hizmet erlerinin el kitaplarından biri el-Kulubu’d-Dâria’dır. Fethullah Gülen, bu dua kitabında Ziyaüddin Gümüşhanevi hazretleri tarafından derlenen Mecmuat-ı Ahzab isimli eseri intihap etmenin yanında onda olmayan Peygamber Efendimiz’in, peygamberlerin, sahabe-i kiramın ve bazı maneviyat büyüklerinin dualarını da ilave etmiştir.  Ve Kulub-i Dâria’ın en başına da  Peygamber Efendimiz’in  sürekli okuduğu sabah-akşam dualarını koymuştur. Gülen’in Peygamber Efendimiz’in dualarını kitabın en başına koyması ve onlarla başlaması da Allah Resulü’ne ne kadar bağlı olduğunu göstergesi bakımından ayrıca üzerinde durulması gerektiğine işaret edip geçmek istiyoruz. 

    Bu kitapta yer alan Peygamber Efendimiz’in tazarru ve niyaz eksenli duaları iman esasları ihsan ufkuyla taçlandırılmıştır. Kur’an ve Sünnet’ten istifade ile Allah’a yakarışta bulunan maneviyat büyüklerinin hiziplerinde de imanî ve İslamî değerleri tefekkür, ikrar vardır. 

    Hizmet gönüllülerinin bu duaları vird-i zeban etmeleri onların İslamî değerlere bağlılıkları ve bu temel kaynaklardan beslenmeleri Müslümanlık adına görmezlikten gelinemeyecek kadar önemli olsa gerektir.

    İslam Alimlerinin İddialara Bakışı 

    Fethullah Gülen Hocaefendi ve hizmet hareketinin “irtidat ve fırak-ı dalle” ile itham edilmesini dünyanın dört bir yanından İslam âlimlerinin nasıl değerlendirdiği çok önemlidir. Zira İslam dini’nin temel kaynaklarını, doğru yorumunu ve kimin/kimlerin bu çizgiden çıkıp çıkmadığını bilen onlardır. Nitekim, Kur’an (Nahl, 16/43), işin ehline sorulmasını temel bir prensip olarak Müslümanların önüne koymaktadır. Zira, ilmini menfaat ve siyasetin emrine vermeyen hakperest alimlerin şehadeti çok önemlidir.

    Hizmet hareketinin “irtidat” veya “tekfir” ile itham edilmesine dünyanın pek çok yerinden İslam alimi tarafından hak ve hakikatin ifadesi ile olarak çok ciddi tepki verilmiştir. Bazılarını misal olarak zikretmek istiyoruz: 

    Eski Mısır Müftüsü Allame Prof. Dr. Ali Cuma, Dib’in hizmet hareketini tekfir ve tadlil eden raporu hakkında çok önemli açıklamalarda bulunmuştur.  (23.10.2016, https://www.youtube.com/watch?v=pOf2jfxBZ8I) Ali Cuma, hizmet hareketinin Cibril hadisinde bildirilen iman, İslam, ihsan ve ahirete iman yörüngesinde islam dinine hizmet ettiğine vurgu yapmış, bu raporu hazırlatanların “Kendi yaptıklarını başkalarının üzerine atmaya yeltendiklerine” dikkatleri çekmiştir.

    Hocaefendi ve hizmet hareketine yapılan ithamlarla ilgili olarak şunları söylemiştir: “Fethullah Gülen Hocaefendinin dalalette olduğunu iddia ediyorlar. Onun kitapları bir çok dile olduğu gibi Arapça’ya da tercüme edilmiş.  Bunlar otuz yıldan fazla bir zamandan beri yayınlanmakta. Hiç kimse onlarda İslam’dan sapma görmedi. Bu toplantıda bulunanlar da  onlara vakıf olup  daha önce böyle bir tespit yapmış değillerdi. Şimdi ani bir kararla bunu  iddia etmek  çok garip. Elli sene barış, merhamet, sevgi için çalışan bir âlim, bir anda terörist ilan ediliyor. Buna kim inanır?

    Allame Ali Cuma sözlerini diyanete yaptığı şu çağrı ile sonlandırmıştır: 

    “Tekfir ve tadlil edilenler kâfir değillerse,  kafirlik sıfatı bunu diyenlere yapışır. Diyanet’e şunu demek isterim: Bu alan, sizin alanınız değil. Yayınladığınız bu bildiri ilme de, takvaya da uygun değil. Geçici dünya siyasetine alet olmayın! Zulüm ahirette zulümattır, karanlıktır. Fırsat varken, ölüm gelmeden kendinizi kurtarmaya bakın.”

    Prof. Dr. Abdurrezzak Gassum (Cezayir Ulema Birliği Başkanı): ”Hizmetin aleyhine ne denirse densin bizim hizmete olan güvenimiz asla sarsılmaz. İslamî değerleri tebliğ ve temsil eden Fethullah Gülen’in fikirlerinden ilham ile yapılan hizmetlerde  bütün ümmet-i Muhammed’e ve insanlığa faydalı çok güzel ve çok sağlam işlerin yapılmasından başka bir şey görmedik.” 

    Nijerya’dan Muhammed Nur Halid: “Fethullah Gülen Hocaefendi örnek aldığım insandır. Hizmet erleri burada çocuklarımıza sahip çıkıyorlar. Hizmet Hareketi sapık mezhepse, Ehli Sünnet ve cemaat kimlerdir?”

    Prof. Dr.  Fethi Hicazi (Mısır): “Fethullah Gülen, Allah yolunda sıkıntı çekiyorsa, bu onun Allah katında makbul olduğunun alametidir. Bu alim zat ve Cemaati için sapık mezhep deniyorsa, biz de cevap olarak deriz ki, Allah’a hamdu senalar olsun ki sizin ona eziyetiniz, Allah nezdinde makbul bir kişi olmasını sağladı.”

    Ahmet Mukri (Nijerya): “Bu sıkıntılar Fethullah Gülen’in doğru yolda güzel işler yaptığının delilidir. Hizmet erleri, şiddetten uzak, insanları tekfir etmeyen bir harekettir. Hizmet Hareketi, İslam’ı en güzel, en parlak manada temsil ediyor ve Peygamber Efendimiz’in mirasına sahip çıkıyor.”

    Tahir Fal (Senegal): ''Fethullah Gülen’in kitaplarını okuyoruz. Bu kitaplarda Türkiye Diyanet işleri Başkanlığı’nın hazırladığı raporda iddia ettiği şeylerden hiç birini görmedik. Hocaefendi’nin bundan önceki hasımları bile  bunları söylemediler. Muteber İslam alimlerinden hiç birisinin de Fethullah Gülen ve hizmet hareketinin ehl-I sünnet’in dışında olduğuna dair bir delil getirmediler.” 

    Tahir Fal’ın şu ifadesi de çok önemli olsa gerektir: “ Bu raporu hazırlayan kurumun bırakın Fethullah Gülen ve hizmeti tekfir ve tadlil etmesini dünyanın her tarafında hizmet eden bu insanları ödüllendirmesi gerekir.” 

    Afganistan  Hac ve Evkaf Bakan Yardımcısı Abdul Hakim Munip: “Hizmet hareketi mensuplarına terörist demek bence büyük bir yanlışlık. Geri dönüşümü hiç kimsenin yararına olmayan büyük bir yanlışlık. Türkiye halkı için ve Tüm İslam dünyası için yüz kızartıcı bir yanlışlık bu.” 

    Prof. Dr. Osman Garib (Irak): “Cemaat, Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin yol ve metodundan ayrılmadan hizmet etmektedir. Şahsi menfaatleri yerine hizmetin yolunu tercih eden ve onun değerlerini yüceltmek için en kıymetli en pahalı imkânlarını feda eden pek çok erkek ve kadın Hizmet cemaatinin bayrağını her yerde yüceltmektedir. Şüphesiz ki bu hizmet gönüllüleri, kendileri ile karşılaşan ve kendilerinin insan hayatı üzerindeki izlerini, tesirlerini görenlerin gözlerini kamaştırmaktadır..”

    Kırgizistan eski müftüsü Çubak Calilov, Fethullah Gülen Hocaefendi ve  hizmet hareketinin irtidat ve fırak-ı dalle ile itham edilmesine karşı “vicdanım el vermedi sessiz kalamam konuşmak zorundayım” diyerek  pek çok islam alimi gibi hak ve hakikati dile getirmeden çekinmemiştir. Hizmet hareketinin çizgisini şu sözleriyle seslendirmiştir: “Hocaefendi ve Hizmet Hareketi, İslam’ın mirasını zamana uygun bir şekilde yorumlayıp anlatmıştır ve göstermiştir. Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi,  Kuran ve Sünnet’i Selef-i Salih’inden tam manasıyla alıp anlatmıştır.”

    İslam Dini’nin Değerleri ile İnsanları Buluşturan Programlar

    Hizmet hareketi dünden bugüne islam’ın değerleri ile insanları buluşturan proğramlar yapmıştır. Ebedi Risalet, Kutlu Doğum, Herkes O’nu okuyor , Kur’an’ın Mucizevi Korunması, Kur’an ve ilmî hakikatler, Sünnet, Peygamber Yolu, icma, içtihad ve kıyas gibi sempozyum ve proğramlar örnek olarak zikredilebilir. 

    Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin rehberliğinde islam dünyasının en geniş ulema katılımının olduğu Kur’an, Sünnet, Peygamber Yolu, İcma, Kıyas sempozyumları yapılmıştır. Bu proğramlarda İslam’ın temel bilgi kaynaklarına ve değerlerine bağlılık, Müslüman kimlik ve şahsiyetini oluşturan bu esaslarla insan yetiştirmenin önemine vurgu yapılmıştır. Başta Diyanet işleri başkanları ve pek çok ilahiyat fakültesi dekanı, öğretim üyesi, il müftüsü, din işleri yüksek kurulu üyeleri bu programlara katılarak takdirlerini ifade etmişlerdi.

    Üstelik bu bahsi geçen insanların çocukları, yakınları hizmet gönüllerinin açtığı eğitim müesseselerinde okumuşlardır. 

    Netice itibariyle Fethullah Gülen Hocaefendi yazılı, sözlü eserlerinde, ve hizmet hareketinin hayat ve hizmet çizgisinde irtidata delalet edecek en küçük bir ifade ve davranış söz konusu değildir. Nitekim dünyanın her tarafından muteber İslam âlimleri bu ithama çok ciddi karşı çıkmış ve Fethullah Gülen Hocaefendi rehberliğinde yapılan hizmetlerin Kur’an, Sünnet ve sahabe çizgisinde olduğunu, gürül gürül ifade etmişlerdir/ etmektedirler.  

    Peygamber Efendimiz’in mesajını güneşin doğup battığı her yere ulaştırmak için  170 den fazla ülkede Ehl-i sünnet çizgisinde adanmışlık ruhuyla  hizmet eden müminleri “irtidat” veya “tekfir” ile damgalamaya çalışanlar itham ettikleri akıbete düçar olabilecekleri endişesiyle tir tir titreyerek vicdanları ile yüzleşmeleri gerekmez mi? 

    Metin Selim

    1)Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 11-14 Ekim 2016 tarihlerinde İstanbul’da 9. Avrasya Din Şurası toplantısında.
    08 Ara 2016 17:09
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR