Hayat ve memat

Mehmet Ali Şengül

Mehmet Ali Şengül

28 Ağu 2018 09:23
  • Dünyaya gözünü açan her canlı, yaratılan her varlık bir gün mutlaka ölecektir ama, nerede ne zaman, ne şekil ölecek belli değildir. Ölümle insan her şeyi geride bırakacak, sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalacak, kafasına göre nice değer verdiği işlerini, eşlerini, çocuklarını, ana babasını yarıda bırakarak gitmek zorunda kalacaktır.      
            
    Böylesine kısa vadeli misafir olduğumuz bu dünyada, sonsuz, elemi kederi bulunmayan bir hayatı kazanma şansı verilmiştir. Böyle bir fırsat insanın kendisine ve  iradesine bırakılmıştır.
          
    Hiçbir kimse hayatı uzatma ve kısaltmaya muktedir değildir. Hayat ve Memat'ımız Allah'ın tasarrufundadır. Mülk suresi 2. Ayette: "Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, Ölümü ve Hayatı yaratan O'dur. O azizdir, ğafurdur. (üstün kudret sahibidir. Affı ve mağfireti boldur.)
          
    Zümer suresi 42. ayette: "Allah, insanların ruhlarını ölümleri sırasında, ölmeyenlerin ruhlarını ise uykuları sırasında alır. Hakkında ölüm hükmü verdiği ruhu tutar, vermediği ruhu ise belirli bir süreye kadar salıverir. Muhakkak ki bunda, düşünen kimseler için alacak ibretler vardır."
         
    En'am suresi 60. ayette: " O'dur ki (cc), geceleyin (ölümün kardeşi olan) uyku ile sizi kendinizden geçirir; o durumda, gündüz vücudunuzun organlarıyla ne yapmış, (sevap-günah olarak) ne kazanmışsanız hepsini bilmektedir. Sonra sizi, uykunuzda adeta ölü halde iken diriltir ve takdir edilmiş bulunan ömür müddetiniz doluncaya kadar bu böyle devam eder. (Nasıl ki her uykunuzun sonunda diriltiliyorsunuz, aynen bunun gibi, ölüp kabre yattıktan sonra da diriltileceksiniz) ve nihayet dönüşünüz O'nadır. Sonra O (cc), dünyada iken ne yapıyordu iseniz size bir bir haber verecek(ve bunlardan sizi sorguya çekecek) tir." buyrulmaktadır.
         
    Hz. Üstad, kabir var, hiç kimse inkar edemez! Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de, üç tarzda 'üç yol' dan başka yol yok.
         
    Birinci yol: Ahireti tasdik eden, ehl-i İman için bu dünyadan daha güzel bir alemin kapısıdır. 
    İkinci yol: Ahireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalalette gidenlere sürekli bir hapis ve bütün dostlarından kopmuşluk içinde bir hücre hapsi, yalnız başına bir hapis kapısıdır. İnandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.
    Üçüncü yol: Ahirete inanmayan ehl-i inkar ve dalalet için ebedi bir idam, (ebedi ceza ) kapısıdır. Yani, hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecektir. (13.söz ikinci makam)

    Başka bir yerde, iman ve ameli salihle dünyadan göçen mü'minlerin ruhlarının ( melekler gibi) yıldızlar arasında seyahat edeceklerini ifade eder.
    Nahl suresi 1. Ayette: " Allah'ın emri geldi gelecek! Artık onun gelmesini çabuklaştırmak istemeyin. Allah müşriklerin koştuğu ortaklardan münezzehtir, yücedir." 

    Enbiya suresi 1. Ayette: "İnsanlar için hesap verme vakti yaklaştı, fakat onlar (İman, tevbe ve takva ile ahiret adına hazırlanmak yerine) ondan yüz çevirerek, koyu bir gaflet ve umursamazlık içinde (dünyalarına) dalmış gidiyorlar." Buyurulmaktadır.

    Kıyametin ne zaman kopacağının kesin bilgisi Allah'a aittir. O, beklenmedik bir anda gelebilir. Kur'an bu haberi vereli bu kadar zaman  geçmiş diye akla gelebilir ama, dünyanın ömrü yanında o kısa bir zaman olduğu unutulmamalıdır. Mesela ikindi vaktinde akşam yakındır ifadesi doğru bir beyandır.

    Hacc suresi 1. Ayette: " Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Gerçekten kıyamet saatinin depremi müthiş bir olaydır."
    Zilzal suresi 1,2,3,4. Ayetlerde: " Yer o müthiş depremiyle sarsıldığı zaman, ve yer bağrındaki ağırlıklarını çıkardığı zaman, insan şaşkın şaşkın : 'Ne oluyor buna!' dediği zaman, işte o gün yer, üstünde olan biten herşeyi anlatır."
    Kamer suresi 1. ayette: " Kıyamet saati yaklaştı. Ay bölündü."

    Efendimizin (sav) dünyaya teşrifleri zamanın sonuna işaret etmektedir. Ahir zaman Peygamberi, Hatem-ün'Nebi ünvanı, dünyanın ömrünün sonuna gelindiğini ifade etmektedir.
    Çekirdeği toprak altında çürütmeyen, meyvedar ağaç yapan Allah(cc), insan gibi eşref-i mahlukat olan bir varlığı çürütüp yok eder mi? 
    Allah(cc) hayatın her yönünü, gizlisini açığını bilmekte ve kiramen katibin de O'nun emriyle herşeyi tesbit etmektedir. Onun için insan, amellerinin küçük büyük hepsinin mutlaka bir gün karşılığını bulacak, ya mükafatını, ya da mücazatını görecektir.
    Zilzal suresi 7. ve 8. Ayetlerde: "Artık her kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onu(n karşılığını) görür."
    Her kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, o da, onu(n karşılığını) görür." 
    Küçük kıyameti kopanın büyük kıyameti de kopmuş demektir.
    Onun için İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Muhammed (sav) " Dünya lezzetlerini acılaştıran ölümü çok anınız." buyurmuşlardır.
         
    Görüldüğü gibi dünya bir misafirhanedir. İnsan da bu misafirhanede şerefli bir misafirdir. Misafir, misafirhane sahibinin emri doğrultusunda hareket ederse kazanır, yoksa kaybeder.
    Sahip olduğumuz bu hayatı, irademiz dışı bize emanet eden Allah'dır (cc). Beklenmedik bir anda bize sormadan bu hayatı alacak olan da yine Allah'dır (c.c). Yani; hayat da, memat da Allah'ın Yed-i Kudretindedir.

    Burada insana düşen en önemli vazife, sırtında taşıdığı bu emaneti, O'nun (cc) rızası istikametinde değerlendirmek ve ölümsüz ebedi hayatı kazanabilme gayreti içinde bulunmaktır.
           
    Her gün görmekteyiz ki, ömür takviminden bir yaprak kopup gitmektedir. Gece ve gündüz, siyah ve beyaz iki fare gibi durmadan hayatı yiyip tüketmektedir.
          
    Mukadder olan ecel, genç ihtiyar, hasta sıhhatli, kadın erkek, zengin fakir, amir memur, kuvvetli zayıf dinlememektedir. Meşiet-i İlahi nasıl takdir etti ise öyle gerçekleşmektedir.
         
    Dünyayı ahirete tercih eden nice insanlar vardır ki, hayalleri içinde boğulup gitmektedirler. Niceleri de vardır ki, yüce ve kutsi bir dava adına mağduriyet, mahkumiyet, mazlumiyetle, kimisi hapishanelerde, kimisi deniz ve nehirlerde, kimisi sıkıntıdan kalp krizi geçirip hayatını kaybederek şehit olmakta, arkada boynu bükük, gözü yaşlı parçalanmış aileler bırakarak, ağır imtihanlara  tabi tutulmaktadırlar.
           
    Elbette böylesine ağır imtihan dönemlerinde gülüp oynayarak bayram yapılamaz ama, ye'se düşüp yapılması gereken vazifeler de terk edilemez. Mazlum, mahkum ve mağdurların maddi manevi dertlerine ortak olunmalıdır. Hayat devam ediyor, acısı ve tatlısı ile imtihanlara ehl-i iman olarak katlanmak gerekiyor. 
           
    Nimetler şımartmamalı, musibetler de ye'se düşürmemeli, "Kahrın da hoş lütfun da hoş" deyip sabretmeli. Biz mü'miniz, ahirete inanıyoruz. Her hâlükârda tevekkül ve teslimiyet içinde olmalıyız. Onun için kaybımız yok. Elhamdülillah.
           
    Mü'min'in kalp, akıl ve irade istikametini koruması; fert, aile ve sosyal güvenliğin sağlanması; dünyada ve ahirette mutluluk ve huzurun elde edilmesi; hayatın ahirete bakan yönünün esas alınmasına, dolayısıyla insanın iman edip inandığı, gönül verip bağlandığı islamı, hayatına hayat yapmasına bağlıdır.
        
    Gençliği, serkeşlikten, yakıp yıkmaktan; zalimi, zulümden; yani, zayıfı ezip çiğnemekten, malını mülkünü gasbetmekten, canına evladına kast etmekten uzaklaştıracak olan ancak Allah korkusu, ahiret endişesi olduğu gibi, mazlumu ve musibetzedeyi de ümitsizlikten ve sıkıntıdan kurtaracak da yine Allah'a iman ve ahirette mutlu ve huzurlu bir hayata kavuşma inancı ve itikadıdır.
          
    Kuvveti arkalarına alıp, acizliklerini unutan, zayıfı ezen, haram helal tanımayan zalimler, hatırlasalar da hatırlamasalar da bir gün mutlaka Azrail'i (as) karşılarında bulacaklar ve zulmün hesabını Allah'a (cc) vereceklerdir.
          
    İnsan öyle bir hayat yaşamalı ki, neticede pişman olmasın! Eyvah demesin! Kontrolsüz ve disiplinsiz bir hayat, insanı şeytanın ve nefsin esiri ve kölesi haline getirir. Onun için mü'min, sürekli nefis muhasebesi yapmalı, nefsini kontrol altına almalıdır. Onun için mü'min, imanın erkanını hayatına hayat yapmalı ki, kalp sarayı yıkılmasın.
          
    Şuara Suresi 88. ve 89. Ayette Cenab-ı Hakk, " O gün ne mal, ne mülk, ne evlat insana fayda eder." " O gün insana fayda sağlayan tek şey, Allah'a temiz bir kalple gelmesi olur." buyurmaktadır.
           
    Zümer Suresi 53., 54. ve 55. Ayetlerde, Hz.Allah (cc), Habibim deki: " Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah (cc), bütün günahları affeder. Çünkü O (cc), gafur ve rahimdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır.)"
    " Size azap gelip çatmadan önce, Rabbinize dönün ve O'na teslim olun, O'na itaat edin. Yoksa yardım göremezsiniz."
    " Size azap farkına varmadığınız yerden ansızın gelip çatmadan önce, Rabbiniz tarafından size gönderilen hükümlerin (Kur'an'ın) en güzeline tabi olun." buyurulmaktadır.
         
    Ne var ki, mes'uliyetimiz kadar dertli olamamaktayız. Onun için musibetler, uyarma sinyalleridir. Ahiret hayatına hazırlık ve ümitleri, gayretleri artırmak için bir ikazdır. Ve aynı zamanda sabır gücününün artmasına vesiledir. 
          
    Görüldüğü gibi musibetlerin dünyaya bakan yönü acıdır. Ahirete bakan yönü ise, mutluluk ve saadetle doludur.

    Mehmet Ali Şengül
    28 Ağu 2018 09:23
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR