Aldatılmış Aşık Hicranı!

Kadir Gürcan

Kadir Gürcan

01 Tem 2019 12:12
  • İstanbul'da tekrarlanan yerel seçimlerin ikincisi de en az birincisi kadar şaşırttı ve sürpriz yaptı. İktidar kanadında meydana gelen tahribatın sebebi, yol yorgunluğu, kibir ve şımarıklık. 28 Şubat ve Halk Partisi üzerinden hikayeler üreterek, millet kırahathanelerinde iyi vakit geçiririz diye düşünüyorlardı. Öyle olmadı. Bundan böyle, o meşhur “Ne idik, ne olduk!” teessüf ve pişmanlıklarıyla “23 Haziran öncesi ve sonrası” avunmalarına vakit ayıracaklar

    “İstanbul'u ve Reis'i yedirtmeyiz!” diyerek sağa-sola efelenip, parmak sallayan maaşlı besleme takımının şizofrenik halleri bir kaç hafta daha sürer. Bu kızgınlıkları geçtikten sonra, biraz duygusallık, nostalji ve eski günler romantizmi ile başlarını yaslayıp ağlayacakları omuz arayacakları, yeni hale alışma süreci de yaşayacaklar. O günlerde, milli ve dini hamasetin tavan yapması kimseyi şaşırtmasın. Enkazın önünde oturup ağıt yakmaktan, mersiye düzmekten milletçe derin bir haz aldığımız inkar edilemez. 

    Ayrıca, bu ağır travmadan herkesin kurtulamayabileceği ihtimalini de aklınızın bir köşesine yazın. Akli ve ruhi arızaların kalıcı tesirleri bir ömür boyu sürebilir. Çarşıda, sokakta gördüğünüz o meczupların çoğu, böylesi ruhi depresyonlardan sonra kendisini toparlayamayanlar. 

    Muhtemel bir zafer, iktidarın elinden beklenmedik bir şekilde kayıp gidince şaşkınlık bir kat daha arttı. “Bize böyle denmemişti!” afallamasını üzerlerinden atamayabilirler. Öyle ya, “Beka” meselesi vardı. İstanbul düşünce, Harameyn-i Şerifeyn'de düşecekti. Payitaht İstanbul yeni bir Haçlı İttifakı tehdidi altındaydı. İktidar partisinin adayını desteklemeyi dini bir vecibe haline getirmeye çalışan şarlatanların siyasi fetvaları şimdi ne olacak. Siyasi bir faaliyete dini kılıf giydirenler, bu sahtekarlıklarının ayıbını hayat boyu taşımak zorunda kalacaklar. Eğer farz muhal bunlar İstanbul Yerel Seçimlerini kazanmış olsalardı, dini ve siyasi rütbelerin ne kadar ucuza dağıtılacağını asıl o zaman görecektiniz. Saray fetvacıları, perakende din tacirleri ve hilafet budalalarının hevleseri milli takımın bir sonraki maçlarına kadar kursaklarında kalacak.

    Akla ziyan cümleleri nasıl kurduklarını anlamakta zorlanıyorsanız, memnun olabilirsiniz, çünkü yalnız değilsiniz. Bir kaç tane örnek vereyim de içinize su serpilsin; “Mağlupların, farkında olmadan kazandığı bir zaferden çıkarılacak dersler!” Acele etmeyin, bundan daha anlaşılmazı sıradaki. Koltuk değneği muhalefet lideri, hiç bir zaman doğru cümle kuramıyor ama, İstanbul seçimlerinden sonra “İş ehline teslim edilmedi!” diyerek kendi rekorunu yenilemiş oldu. Kurabildiği cümle uzunluğu dört kelimeyi geçmiyor yine de saçmalıyor.

    “İş'e ehil olmak” meselesi muhafazakar kesimin bir ütopyasıdır. Alçak gönüllü ve mütevazi görünmek için-öyle olduklarından değil-, “Efendim, ehil olmasak da millet bize bu emaneti vermiş!” öykünmeleri yaptıkları en iyi iştir. Milliyetçi geçinen fırsatçıların ise, bu konuda hiç nasipleri yok. Milletin onlara vazife falan tevdi ettiği hiç görülmedi. Eğer millet onlara bir kez olsun iktidar nasip etseydi, liyakatlarine belki inanabilirdik!  Anlayamadığımız bir dalavereden dolayı, her zaman iş onların adreslerine postalanır. Bir şey yapmalarına gerek yok. Son üç çeyrek yüzyıl, milliyetçi hareketin Türk İrfanını bir kenara bırakın, Türkiye Siyasetine çay kaşığı kadar bir katkısını hatırlayan varsa bir adım öne çıksın. 

    İstanbul düştükten(!) sonra, iktidar divanelerinin bile umut ve beklentileri sabun köpüğü gibi sönüverdi. Herkesin dilinin ucuna kadar gelen ama söyleyemediği bir şeyler var gibi. Yenilginin faturasını gönderecekleri adresi yazmakta zorlanıyorlar. İktidarın adayı, seçim sonuçları açıklanmadan başkanlığın elinden gittiğini anladı. En az yara ile kendisini kurtardı. İktidar ve Saray'ın dış kapı paspası kullanmasından bıkmış olmalı. İçişleri Bakanı hala konuşuyor ama, nedense onu hiç kimse ciddiye almıyor. Zavallı, seçim öncesi kiremit gibi kızarıncaya kadar koştu yine de, bir iş beceremedi. 

    Halbuki iktidar, boş heyecanlarına mani olup, 31 Mart'tan sonraki yenilgiyi kabul etseydi, mağlubiyeti hafif yaralarla atlatabilirdi. 23 Haziran tercihi, kırık kolla tekrar savaşmak gibi öldürücü bir yenilgiye sebeb oldu. On üç bin fark nerede, sekiz yüzbin fark nerede! İlk seçimde, yolun kenarına savrulup küçük ve tedavi edilebilir yaralarla sıyrılmak varken şimdi, Üsküdar-Çamlıca hattının asfaltına yapışmış oldular. İnatçılık ve dayatmaya ayarladıkları siyasi anlayışları, muhalefetin başkan adayına tarihi bir rekor ikram etti. Böyle siyasi rakip dostlar başına.

    İktidar, suçu yüklemek için günah keçisi arıyor. Alınan yenilgi, parti il başkanının taşıyacağından çok daha ağır. İşte herkesin dilinin ucuna kadar gelip de bir türlü söylemediği gerçeğin tıkandığı yer orası. İstanbul yenilgisinden sonra Saray, aldatılmış genç aşık kadar derin bir hissi çöküntü yaşadı. Herkesin farkettiği ama bir türlü söyleyemediği bu ruhi tahribatın tek çözümü var; Saray'ın bu ruhi travmayı kabul etmesi. 

    Saray ve İktidar, İstanbul ve Ankara Belediye Başkanlarının görev ve sorumluluklarını makaslayarak, iki büyük şehri daha yaşanmaz hale getirmekle, hem Türkiye hem de kendi seçmenine ders vermeye kararlı gibi gözüküyor. Bu manevra, içine düştükleri çöküntü ve savrulmayı daha da derinleştirmekten öte bir kazanç getirmez.

    “İstanbul Bir Sevda!” diyerek, metropolü aile şirketine dahil ettiğini zanneden iktidar ve Saray'ın bu tutkusu, öç alma takıntısına dönüşebilir. İşi sevdaya dökenlerin, İstanbul'a beş kilometreden daha yakın durmalarına mani olmak şart. Kasımpaşalı'dan bahsediyoruz; “Bana yar olmayan kimseye yar olmaz!” deyip, koca şehri havaya uçurmasın!

    Kadir Gürcan

    01 Tem 2019 12:12
    YAZARIN SON YAZILARI