Sonucu belli seçime doğru

Halit Emre Yaman

Halit Emre Yaman

21 Oca 2019 11:08
  • Bizim coğrafyamızda her seçim öncesi ve sonrası sorunlu olmuştur. Bu durum 1877’de Osmanlı’nın yaptığı ilk seçimden bu yana istisnasız devam edegelmiştir. Eskiden beri yapılan seçimlerde usulsüzlük, seçmen taşıma, oy çalma, seçmeni ekonomi veya herhangi bir düşmanla tehdit etme, seçim öncesi şiddet olayları, dini ve milli duyguları kullanma hep olagelmiştir.

    Demokrasiyi anlayamamış, “tek adam” peşinde gitmeyi seven, daha vahimi bunların sonucunu hiç sorgulamayan bizim gibi toplumlarda fırsatçı siyasetçiler istediklerini elde edebilirler. Gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde seçim atmosferine girildiğinde sömürülecek birkaç konu vardır. Yoksa bile algı sihirbazları devreye girip yeni bir tane icat ederler.

    Eskilere gidip bunu ispatlamaya gerek yok; merak edenler 1877’den beri yaptığımız seçimlere göz atabilirler. Maruz kaldığımız operasyonları hatırlatmak için son birkaç seçimde yaşananları hatırlayalım:

    30 Mart 2014 yerel yönetim seçimleri öncesinde 17-25 Aralık olayları yaşandı ve Erdoğan bunu hem devlete hem de kendisine yapılan bir “darbe” olarak niteleyip seçmenleri manipüle etti. Sonuç olarak da seçmen “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diyerek “AKP ile yola devam” dedi.

    7 Haziran 2015’te yapılan milletvekili seçiminden önce Erdoğan “Verin 400 vekili, bu iş huzur içinde çözülsün” diye tehdit etmesine rağmen AKP istenen sonucu alamadı. Kirli oyunlar ile 1 Kasım 2015’te tekrar seçime gitme kararı alındı ve 5 aylık zaman içinde 600 civarında kişi şiddet olaylarında hayatını kaybetti. AKP Haziran seçimlerinde isteyip de alamadığı oyları zorla ve korku atmosferi sayesinde aldı.

    24 Haziran 2018 Başkanlık seçiminin ikinci tura kalma ihtimali vardı ama bu Erdoğan’ın işine gelmezdi çünkü bu, zayıfladığının bir emaresi olacaktı. İkinci turda kaybetme ihtimali söz konusu olduğundan aklı başında birçok kişi “Acaba seçim gecesi nasıl bir kirli oyun olacak?” diye merakla bekledi. Onlar yanılmadı ama ne olduğunu da anlayamadı. Özelde CHP’nin genelde bütün muhalefetin adayı olan Muharrem İnce bir süre ortadan kayboldu ve sonra “Adam kazandı” diyerek bütün beklentileri boşa çıkardı. 

    Her seçim öncesinde oy çalma ile ilgili yapılan hazırlıklardan bahsedilir. Aynı evde sayısız seçmenin olduğu, boş evlere seçmen yazıldığı, fazladan pusulalar basıldığı, gelir seviyesi düşük olanlara kömür, makarna ve para yardımı yapıldığı ve daha birçok şey konuşulur, ispatlanır. Ama seçim gecesi hep başka bir şey olur. 

    Trafolara kedi girer ve elektrikler kesilir, seçim öncesi bütün anketlerde oyu %7’lerde olan parti %11 oy alır, oylar sayılırken yönetmelik değiştirilir, bağımsız ve gönüllü oluşumların hazırladıkları oy sayım programları çalışmaz olur, oyların sayıldığı yerlerde avukatlarla nöbet tutacağını söyleyenlerden haber alınamaz… Yani anlayacağınız “Cambaza bak!” oyunu oynanır.

    Yaklaşan seçimlerle ilgili yine birçok usulsüzlükten bahsediliyor ve insanlar bununla meşgul oluyor. Bakalım 31 Mart 2019 gecesi neler yaşanacak veya birkaç gün öncesinde neler olacak? AKP’nin kaybetme gibi bir lüksü yok ve kazanmak için her şeyi yapacak şekilde gözleri dönmüş durumdalar. Her seçimde siyasi literatürümüze yeni kavramlar giriyor. Yenisini merakla bekleyenlerden biriyim.

    Seçim sonuçları ile ilgili olarak farklı bir şey olacağını zannetmiyorum. Yani AKP ve ittifak içinde olduğu kesimler kesinlikle kazanan taraf olarak Türkiye’yi sömürmeye devam edecektir. Demokrasinin yerleşmiş olduğu ülkelerde AKP gibi parti, Erdoğan gibi siyasetçilerin başarılı olması mümkün değil. Ne yazık ki ortada sömürülmeye razı edilmiş bir halk var ve kurnaz siyasetçiler de bunu çok iyi değerlendiriyor.

    Özünde “beklenti” duygusunun bulunduğu siyaset, bilgisiz, oportünist, suç dosyası kabarık ve Allah’tan korkmayan figüranların elinde olduğu sürece o toplumda gelişme beklenemez. Hele bir de cahil bırakılmış, bilinçaltındaki duyguları hortlatılmış, milliyetçilik ve din ile kandırılmaya uygun, canını ve cebindekini kaybetmekten korkan bir toplum varsa işler daha kötü demektir. 

    Böyle bir ortamda topluma güzellikleri anlatmaya çalışanlar terörist ilan edilir, eğitimle ülkesini kalkındırmak isteyenlere hain muamelesi yapılır, Allah’ı ve Rasulü’nü (sav) gönüllere duyurmaya çalışanlara “kâfir, haşhaşi” denir, ülke bayrağını 170 ülkede dalgalandıranlara “gizli güçlerin uşağı” oldukları söylenir ve ne yazık ki bu insanlara kendi ülkelerinde hayat hakkı tanınmaz. Kim bilir, belki de bu suretle Allah o güzel insanları büyük bir felaketten kurtulmaları için cebr-i hicrete sevk ediyordur. 

    Türkiye olarak, Suriye üzerinden oynanan büyük bir oyuna alet olma ve kendimizi bir anda savaş içinde bulma ihtimalimiz var. Ufuksuz ve dünya dengelerini bilmeyen siyasetçilerimiz ise iktidarlarını devam ettirebilme adına bunu bir fırsat olarak değerlendiriyorlar.

    Bizim gibi toplumlarda siyaset, ülkeyi kalkındırmak ve insanlara daha huzurlu bir hayat sunmak yerine muktedirlerin saltanatlarını devam ettirmesi esasına dayanır. Seçmen ise kendisine dokunulmadığı sürece kör, sağır ve dilsiz gibi davranmaktadır. Yani ne siyasetçi vazifesini yapmakta ne de seçmen… Bunun doğal sonucu olarak da dünya çapında elimize geçen fırsatları değerlendiremiyoruz.

    Yıllar önce teğet geçtiğine söylenen kriz tekrar gelip kapımıza dayanmış durumda ve bu sefer ziyareti uzun olacağa benziyor. Mevcut devlet adamları ile bu krizin atlatılamayacağı aşikâr. Yöneticiler krizi ötelemenin derdinde ve halk homurdanmaya başladı. Ne yazık ki mevcut kafa yapısı ile sorunlara çözüm bulmak mümkün değil. 

    Stalin, “Seçim sonuçlarını oy verenler değil, oyları sayanlar belirler” demiş. Özellikle son yıllarda yapılan seçimlerde bunu gördük. 31 Martta tekrar göreceğiz. Bu sözün yanlışlığını ispatlamak için uzun bir süre beklememiz gerekecek. Bizim ömrümüz buna yetmez ama gelmekte olan kriz ve kaosu göreceğiz galiba.

    HALİT EMRE YAMAN
    @halitemreyaman2

    21 Oca 2019 11:08
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR