Fıtrat

Ercümend PERVER

Ercümend PERVER

22 May 2017 01:03
  • Allah’ın yarattığı nebatattan hayvanata, insden cinne her varlığın bir fıtratı vardır. Mesela zerdali familyasından olan kaysı, şeftali, kiraz, vişne hatta bademi de sayabiliriz bu ağaçlar birbirine aşılanarak istenilen mahsul elde edilebilir. 

    Mesela hangi armut ağacının çekirdeğini toprağa atarsanız atın, çıkan fide yabani olacaktır. Onu belli kalınlığa gelince siz aşılayarak istediğiniz armut cinsine aşılayabilirsiniz. Ama armuta ceviz aşılayamazsınız zira fıtratları uyuşmamaktadır. Bir de asla aşı tutmayanlar vardır. Mesela çınar gibi, meşe gibi ağaçlar… vs… 

    Bazı ağaçlar vardır ondan sadece odun olur, bazılarının yakıldığı zaman kömürü bile kıymetlidir. Bazıları ise sadece kereste olur. Bazıları mobilya sektöründe bazıları ahşap süsleme sanatlarında kullanılır. Mesela bunlardan altın gibi kıymetli olup kiloyla satılanlar vardır. bunların hepsi ağaçtır ama fıtratlarına göre değerlendirilir.

    Hayvanata gelince; biz sadakatinden dolayı köpek besler, köpek severiz ama bir adama köpek deseniz sonunuz karakolda biter hatta kavga ilerlerse cinayet bile işlenebilir. Günümüzde yaygın olarak evlerde köpek beslenmesine rağmen neden birine köpek dediğinizde hakaret kabul edilir de aslan dediğinizde gurur duyulup göğsünüz kabarır? Köpek fıtratlıları egoistler, narsistler çok sever. Onlar hep kendilerine itaat ister. Ve köpek fıtratlılar da kusursuz itaat eder. Hem de üç beş kemik hatrına. 

    Birine, özellikle gençlere hitaben kullanılan “Koçum” kelimesine kimse bir şey demez de keçi dendiğinde insanlar keçiliği kabul etmez ve söyleyene olumsuz tepki verirler? 

    Ve daha nice örnekler; çakal, tilki, affedersiniz ayı, inek gibi tanıdık, hatta insan oğluna oldukça fazla faydasına rağmen inekliği kimse kabullenmez. Ama “Tosunum” dediniz mi iltifat kabul edilir. Tosunu çifte koşmadan önce Anadolu'da “Eneltme” dediğimiz bir işleme tabi tutarlar. Yani tosunun aşırı gücünü hemcinsi olan dişilerine kullanmaması için hadım edilir. İşte o andan itibaren tosun öküz olur. Ve kimse; öküzün önde gideni de olsa öküzleşmeyi kabul etmez.

    Bazı hayvanlar zahiren çok güzeldirler. Tabi ki güzel çirkin zahire göre, zira biz batına hakim değiliz. Mesela tavus kuşunu, özellikle kuyruğunu yelpaze gibi açtığında herkes görmek ister. Ama sesini duyduğunuzda kulaklarınızı kapatıp oradan uzaklaşmak istersiniz. İğrenç bir sesi vardır. Bazı hayvanların da zahiren görüntüsü oldukça iticidir. Mesela istiridye. Şair ve Sedefkâr Fikri GÜNEŞ sular aleminin dervişi olarak atfettiği bu hayvan için çok da nefis bir beyt yazmıştır. 

    “Bilmese de kıymetin allı pulllu balıklar 
    Nice Adem bilirim inci diye sayıklar”

    Evet istiridye özellikle kadınların vazgeçilmez mücevherlerinden inciyi bağrında taşıyan bir hayvandır. 
    Köpek başkalarının artıklarıyla beslenirken aslan kendi avlanıp hatta artıklarıyla diğer çakal tilki gibi bedenen zayıf yırtıcılar istifade ederler. Bütün bu örneklerden bir yere gelmek istediğimi biliyorsunuz ve sonunu merak ettiğinizi de biliyorum. 

    Yukarıda isimleri zikredilen hayvanların ismiyle kişilere hitap edildiğinde hoşlanılıp hoşlanılmamasının sebebi o hayvanların fıtratıyla alakalı bir durum.

    Dünyada iman etmeleri durumunda amudi yükselecek öyle milletler var ki onları tanıdığınızda “Ah keşke bir iman etseler. Şu fıtratları tam da müslüman fıtratı” dediğimiz milyonlarca insan var. Aynı şekilde yaptığı hiç bir işin islama ve insanlığa uymayan ama sorduğunuzda göğsünü gere gere “Elhamdulillah müslümanım” diyen. Ama diğer milletler bunları gördüğünde İslamdan ve müslümandan dünyanın en tehlikeli canavarından kaçar gibi uzaklaştıklarına maalesef şahit olunca içimiz burkuluyor. 

    İşte bu da fıtrat dostlar. Tabiri caiz ise; Allah elest bezminde insanların fıtratlarını şekillendirirken mayasına muhabbet katmış. Ama insan oğlu fıtratına derc edilmiş bu muhabbeti kendisini yaratan ve yaşatana ve yaratıcının, muhabbet etmemiz emredilenlerine değil de; çil çil altınlara, yemyeşil ekili tarlalara, doru atlara, makama, mansıba, şana şöhrete ve duyulduğunda yüzünü kızartacak ve duyulmaması için de bu sırrını bilenin istediği her melaneti işleyeceği şehvetine hasretmiş. İşte kendisi gibi aynı şeylere muhabbet besleyenleri görünce de adeta “Ya benimsin ya kara toprağın” der gibi o makama ve mansıba göz dikenleri saf dışı eder ya da göz dikeceğini zannetttiği masumları ortadan kaldırmaya kalkışır. 

    İşte bu son süreçte fıtratlarının gereği iradesini kullanıp idrak ile; “Ben madem hesap gününe inanıyorum, öyleyse dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dine mensup olursa olsun mazlumlarının yanlarında olmalıyım. Zalim ve avanelerinin tehditleri beni yıldıramaz” deyip Masum insanlara yapılan bu zulümlere karşı gelen insanlar da olmuştur. 

    Yıllarca hizmet hareketinin içinde hizmet hareketinin vesile olduğu nimetlerden nemalananlar, daha yağlı sofraları gördüklerinde yallanmak için nasıl zalim ve avanelerinin kapısında kuyruk dövdülerse; aynı şekilde bu son sürece kadar Hizmet hareketiyle çok da irtibatı olmayan ama vicdanının sesine kulak verip “Burada bir terslik var. Hiç elma ağacı armut verir mi? Arslan çakal doğurur mu? Biz yıllardır bu insanları tanıyoruz. Evet meşrebimiz farklı olabilir ama bu insanlardan sizin iftiralarınıza konu olan; Hainlik, teröristlik, haşhaşilik, sahte peygamberlik, alim müsveddeliği, mezar soygunculuğu, rantçılık, vampirlik, milletin kanını emen sülüklük ve daha nice insanı imandan edecek cehenneme hatap haline getirecek iftiralarınızı asla onaylamıyorum ve tek dertleri milletin selameti olan bu masum insanları destekliyorum. Bu uğurda da tehditlerinize gülüp geçiyorum. Elinizden geleni ardınıza koymayın diyen yiğit oğlu yiğitler ve dişi arslanlar da oldu. İşte size, bana gönderdiği mail ile bu duygularını paylaşan bir kardeşimizin mektubu. 

    Merhaba,
    Cenab-ı Hakk'tan, başta hapis ve sürgünlerde sıkıntı çeken abi, abla ve kardeşlerimiz olmak üzere cümlemizin yardımcı olmasını niyaz ediyorum.
    Saat gecenin birine yaklaşırken bir yandan size bir şey yazmadan uyumakla yazmak arasında tereddüt geçirdikten sonra, Allah yolunda atılan hiçbir adımın küçük olmayacağını, benim bu mailim her ne kadar önemsiz bile olsa, sizlerle bir anlamda irtibat kurabilmek, biz de sizinleyiz diyebilmek, dua istirham etmek ve hocamızın belirttiği gibi dünyada iken adres bırakma adına yazma konusunda karar kıldım.

    Ben sizleri ve Hocaefendiyi ilk olarak dershaneler, okullar veya abiler vesilesi ile tanımış değilim. Dinin ciddi olarak yaşanmadığı bir ortamda neşet etmiş biri olarak gençlik yıllarında yaşadığı buhranlar sonucu dine, Kur'an'a ve namaza yönelme ihtiyacı hissetmiş, bir süre sonra üniversite mescidinde o zamana kadar tam olarak adını bile duymadığım risalelerle ile tanışmış ve bu kitapları okuyan bir çok kimse ile görüşme imkanım olmuştu. Fakat o zamanlar Zaman gazetesini, Sızıntı dergisini bilmeme rağmen hizmet hareketi ve Hocaefendi hakkında fazlaca malumatım yoktu. 
    Aradan yıllar geçti Hocaefendi'nin bazı kitaplarını okuma imkanım oldu. Eserler gerçekten çok etkileyici idiler. Risaleleri tanıdıktan sonra bir çok esere, aynı veciz ifade ve üslüpları tam olarak bulamadığımı düşünerek, soğuk bakmama rağmen Hocaefendi'nin eserlerinde bu hissiyat ortadan kalkmıştı. herkul.org web sitesi ve bamteli sohbetleriyle de müşerref olmayı nasib etti Cenab-ı Hakk elhamdülillah. Yine bir ara camide hizmetten bir abimiz ile tanışma imkanım oldu fakat daha önceden kendimce bir yol tutturmuşluğuma binaen hiçbir zaman tam manası ile aranızda olamadım. Tâ ki Aralık olayları patlak verene kadar. O güne kadar okuduklarım, gördüklerim beni elhamdülillah sizin tarafınızda olmaya sevketmişti (sevkeden Cenab-ı Hakk aslında). Aradan bir müddet daha geçtikten sonra camide tanıştığım abimize artık sohbetlere gelmek ve hizmetin bir parçası olmak istediğimi belirttim. İlk zamanlarda pek ciddiye almadı galiba. Her tarafta bu kadar aleyhte şeyler yazılır-çizilirken, hizmet bitirilmeye çalışırken, her geçen gün zulüm üstüne zulüm işlenirken birinin gelip de ben artık sizden olmak istiyorum demesi pek mantıklı gelmemişti belki de. Bir süre sonra ben teklifimi yineledim, çünkü tüm bu hadiseler esnasında zalimlerin yanında olmak istemiyordum, yakınlarımda olan insanlara da bu tavrımla etki ederim düşüncesindeydim.

    Baskılardan dolayı düzenli olamasa da bazı haftalar sohbetlerimiz oluyor, bazen Ramazan'da teravih veya Eyüp gezimiz gibi programlarımız oluyordu. Fakat baskıların şiddetini daha da artırmasıyla o programlar ve görüşmeler de artık sekteye uğramaya başlamıştı. Daha sonra zaten Temmuz olayları oldu. Şimdi bazen abimizi ziyaret edebiliyorum, internetten Hocamızı takip etmeye çalışıyorum.

    Aranızda olduğum günler hayatımın en güzel günleriydi. Şimdi o günlerin özlemi ile, platonik bir aşığın uzaktan seyretmesi gizi sizleri seyrediyorum, dinliyorum, okuyorum. Bazen İstanbul sokaklarında kulaklığımda Hocamızın sesi, polislerin yakınından geçiyorum içten-içe biraz gülerek biraz da sevinerek, ellerinin uzanamadığı yerlerin de olduğunu düşüncesiyle.
     Geçenlerde benim gibi hayatının bir dönemini dinden uzak geçirmiş sonradan namaza ve niyaza başlayan bir arkadaşımla, biraz da darbe iddialarının etkisinde kaldığı su-i zannıyla, sohbet etme imkanım oldu. O da darbeyi hizmet hareketinin yaptığına inanmıyor. Tahmin ediyorum daha nice böyle düşünen insanlar vardır. 

    Sizlerden istirhamım şudur ki: Dua ediniz ben de sizinle olayım. Kader bizleri hapiste de olsa birleştirsin inşallah. Manen çok zayıf olduğum için bunu belki can-ı gönülden dileyemiyorum, hapse girersem döneklik yaparım diye korkuyorum. Fakat bu dünya hayatı kapanıp da mahşer kurulduğu zaman sizlerin daireniz dışında kalmaktan korkuyorum. Çünkü o gün hizmetin ve hizmetin başındaki zatların tamamen aklanıp, firavun-meşreblerin de bütün zulüm ve pisliklerinin ortaya döküleceğine inancım kavî. Fakat bunda da bir ihlassızlık var mı bilemiyorum. Yani mahşer meydanında kendim için rant peşinde koşuyor gibi bir halde miyim onu da bilemiyorum. Fakat gücüm yetse, dünyaya bağırabilsem, ben zalimin yanında değilim ve zulmüne ortak da değilim ve olmak istemiyorum. 

    Sizleri Allah için seviyorum, bir çok abimiz, ablamız yurt dışında gurbette, ben de burada Türkiye'de gurbetteyim. Aranızdan görmek, görüşmek istediğim çok insan var fakat durumlar malum. Bazı tanıdık simaları hapse gidip ziyaret edeyim diyorum, ziyarete giden hanımları, eşleri bile tutukladıklarını duyunca vazgeçiyorum.
     
    Mail adresimde kendi ismim yazmıyor. Bu sizden çekindiğim için değil zalimlerin ne zaman nereye ulaşacaklarını bilememekten kaynaklanan bir tedbir. 

    Yazmış olmak için bir şey yazılmaz fakat belirttiğim gibi sizlerle bir şekilde irtibatımı sürdürmek istiyorum. Mesajımda belki kendimden bahsettim, ene'mi nazara verdim, kusura bakmayınız. Böyle bir mesaj yazmakla ucuz kahramanlık peşinde koşar gibi olmanın da hoş olmadığını biliyorum. Fakat Cenab-ı Hakk'ın kendisine bir adım atana koşarak (temsilde hata olmasın) mukabele ettiğini biliyorum. İnşallah bu mesajım bir tohum olur, aranızda filizlenir, bir gün ben de bir hizmet gönüllüsü olurum.

    Allah'a emanet olunuz.
    El-Bakî Hüve'l-Bakî
    Kardeşiniz 

    Evet yukarıda bahsettiğimiz gibi, kardeşimizin hizmet hareketiyle mazisi çok da eski olmamasına rağmen hizmet Hareketine mensup insanlara olan muhabbetlerini iletmiş. Nasip meselesi. Otuz beş - kırk yılını Hizmet Hareketi içinde geçirip de ihanet edenleri görünce böyle bir süreçte bu duyguları beslemek “Evet ben de O’nun dediğini diyorum. Var mı itirazın. Gücün yetiyorsa bana da vur” diyen Hz. Hamza'yı aklıma getirdi. 

    Ercümend PERVER
    22 May 2017 01:03
    YAZARIN SON YAZILARI