Ah Davam!

Bahattin Karataş

Bahattin Karataş

08 Ağu 2018 11:29
  • Mecnun Leyla’sı uğruna çöllere düşmüştü..Kerem Aslı’ya, Ferhat Şirin’e vurulmuştu, akılları başlarından gitmiş dünya adına neleri varsa her şeylerini feda etmişlerdi... Vahdeti vücutçular gibi her şey aşklarıydı.. Aldığı kokuyu Leyla'nın kokusu diye koklar, gezdiği yerlere Leyla'nın izi diye yüzünü gözünü sürerdi...

    Leyla yatar, Leyla kalkardı. Başka da bir dünyaları yoktu. Onunla her şey güzeldi. O işin içinde varsa eşya ve hadiseler değer kazanırdı...

    Ferhat’sa kazma ile dağları delmişti. Şirin’e kavuşacağım diye! Kandan irinden deryaları geçmişti.

    Kerem, her şeyi Aslı görüyor, Aslı duyuyor ve Aslı diye soluyordu..Başka hiçbir şey onu enterese etmiyordu...

    Dertleri davaları aşklarına kavuşmaktı... Bu aşk, bazen Kâf dağının arkasında anka kuşu, bazen çöllerde ahu gözlü ceylandı. Bazen de köy köy, kasaba kasaba arkasından koştuğu fakat bir türlü yakalayamadığı bir seraptı.. Acaba buraya uğradı mı, gören oldu mu, aşkından haber var mı? diye sorar gezerdi. Bu aşkın finali ise hep böyle biterdi.

    Leylâ, bir gün Mecnun'la karşılaşır. Mecnun onu tanımaz. 
    ''Benim, ben! Mecnun uğrunda çöllere düştüğün Leyla'n !.. Başını kaldır bak! Mevlam bizi kavuşturdu'' dese de Leyla, ''Mevla'yı buldum artık! Neyleyeyim Leyla'yı'' demişti Mecnun ve çekip gitmişti...

    Meğer aradığı Leyla değil, Mevla imiş..

    Mecazi aşk değil, hakiki aşk imiş..Suda ve eşyadaki tüm parıltılar onlardan değilmiş..Güneşe aitmiş..

    Mecazi aşklar hakiki aşka dönmezse boş bir heva ve hevesten ibaret kalır.

    Ama benim aşkım farklı, ama benim davam ayrı. Kainatın yaratılış gayesi..

    Sıddık’a anamın dediği gibi ”Mısır’ın kadınları, Yusuf’u gördüklerinde parmaklarını doğramışlardı. Benim Efendim'i görselerdi bıçakları sinelerine saplarlardı” demişti...

    Ah davam! Mecnunların, Ferhatların yolu çöllerden geçmekmiş. Benimkisi ise Meriçlerden, Ege Denizi'nin soğuk sularına ailece gömülmekte yardan, serden, maldan-mülkten vazgeçmekten, makam-mevkiden olmak, bazen aç susuz ölüme terk edilmekten, helal malı mülküne el konulmaktan, bazen öz anası babası tarafından doğup büyüdüğü evden kovulmaktan, bazen de yavrusunu göz göre göre azgın nehre kaptırmaktan geçmekmiş...

    Polis evi basacak diye çoluk çocuk nefes kesilmeler, acılar, işkenceler, tecrithaneler, kaçırılmalar.. Yolumun kaderine konulmuş uğraklar, duraklarmış sevdamın... Ah benim sevdam!

    Aşk desem aşktan içerisin, sevda desem sevdadan derinsin.

    Rabbim, Efendimize ‘Ya Muhammed seni dinlemiyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.. Mahvedeceksin kendini buyuruyordu.. Nasıl bir şeysin sen Allah aşkına?

    Ümmetinin ayağına bir dikenin batması, bir taşın değmesi bile onu o kadar dilgîr ediyordu ki Kur'an'ı Azimüşşan ‘Azizün aleyh’ Ona çok ağır gelir.. diyordu..

    Ah davam! Ne desem bilmiyorum ama ne kadar da tatlısın? Leyla’dan, Şirin’den ve Aslı’dan...

    Bütün Peygamberler (a.s) mahşerin dehşetinden nefsî nefsî derken nasıl bir dert, nasıl bir sevdaydı sen Ey şefkatli Resul! Ey Refetli Nebi! Ümmetî ümmetî buyuruyorsun? Bu aşkın bedeline o başta sahabini, bu başta kardeşlerini feda ettin öyle tarif ettin..

    Birinci kuşak arkadaşların yer yurt edinmediler.. Dünya ve mafiha nedir bilmediler.. Bineğin üstünde tutunamayanı bile sözün yere düşmesin diye ta İstanbullara geldi..

    Ya Resulallah! Mekke'den bir koptular bir daha da geri dönmediler... Otağlarını adının varmadığı yerlerde kurdular, orayı mekan edindiler... Oralara yer yurt dediler...

    Adeta davaya hizmet nerdeyse orası onlara yurt yuva oldu..

    Yıllar önce Kırgızistan'da bir yurdun duvarında; “Hizmette sınır yoktur. Sınırda hizmet vardır.” 

    Okumuş, ağlamış ve bu hakikatın farkına varmıştım...

    Allah aşkına aynı anlayış değil miydi? İkinci kuşak, adanmış ruhlar da aynısını söylüyordu.

    Allah c.c. Sen olmasaydın ya Muhammed! Ben kevnu mekanı yaratmazdım buyurduğu habibini feda etmişti bu davaya!..

    O da hem kendini hem tüm arkadaşlarını (r.anhüm) ve kurban olayım ahir zamanda gelecek adanmışlarına feda etti..Nasıl bir kıymete haiz idin ey benim de canımdan içeri davam!

    Huneyn’de İstemez misiniz onlar koyun ve develerle yurtlarına dönsünler, sizse Allah ve Resulüyle ve Onun davasıyla dönesiniz? Diyordu Ensar’a!

    Bir keresinde de “İstemez misin ya Ömer dünya onların ahiret bizim olsun?” Demişti..

    Sıddıki Ekber de ”Vücudumu öyle büyüt ki cehennemi ben kapatayım, başka kimse yanmasın ya Rabbi!'' Diyordu. Nasıl bir tanımaktı seni? Ah davam seni kime sorsam?

    Başta Efendiler Efendisi (s.a) ve diğer bütün peygamberler (s.a) sonra da müctehit ve müceddit bütün imamlardan (r.anhüm) işkence yemeyeni, zindana atılmayanı, ülkesinden kovulmayanı bilmiyoruz.. Asrın sözcüsü de öyle demiyor muydu?

    Seksen yedi sene dünya hayatımda dünya zevki namına bir şey tatmadım. Bütün hayatım memleket memleket sürgünlerde geçti. Çekmediğim eza cefa kalmadı. Bir cani gibi muamele gördüm..

    Adem babamızdan Efendimize, Ondan (a.s.) da Üstadımız ve Hocamıza emanet olarak geldin..Neydin sen? Ahir zaman adanmışlarına seni;” İslam bir ateş gibi olacak. Ele alınsa cayır cayır yakacak.. Yere salmaya ise imanları izin vermeyecek..“ Seni böyle tarif ediyordu, Efendimiz..

    Bu milletin’ imanının kurtuluşuna dünyamı da feda ettim ahiretimi de..gözümde ne cennet sevdası, ne cehennem korkusu... Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım... Vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur’ diyordu..

    Aman Allahım ! Horhor mağarasından düşerken bile ah davam! Demek nasıl bir şeydi?

    Yirmi bir defa zehirlediler, 35 yıl hapishane hapishane, memleket memleket sürgünlere yollandın. Meriç oldun ana kuzularını analarının elinden aldın suya saldın, KHK oldun yüzbinlerin ekmeğini aşını kestin..

    Şimdilerde ise rehber ve pişdarımızın da seksen senelik ömrüne pusu kurdun, bend oldun..Adanmışları vardı, arkadaşları vardı. Ailelerini parçaladın.. Çoluk çocuk beş kıtaya dağıttın.. Ülke ülke muhacir ettin.. Söyle Allah aşkına sen nesin?

    Nemrutlar, Firavunlar, Ebu Cehiller, Şeddatlar, Yezitler, Haccaclar, Deccaller, Süfyanlar bütün zulüm ve işkenceleri bütün zindan ve cevru cefalarıyla, sana engel olamadılar...

    Söyle ey davam! Kaf dağının arkasında anka mısın yoksa? Söyle sana nasıl kavuşayım? Ne olursan ol ama.. Ey davam, seni seviyorum. Bütün varlığım ve canım sana kurban, sana feda!

    Koyma beni yalnız... Edemem çünkü sensiz! Söyle artık bileyim... Yoksa cennetlerin bile ötesinde rıza ve rıdvan makamı... Allah Rızası mısın?

    Herşeye rağmen senden bu vazgeçilmezlik nedendir?

    Bahattin Karataş
    08 Ağu 2018 11:29
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR