Öğrencileri kıyma makinelerinde kıydılardan, çay içelim şifresine!

Ali Emir Pakkan

Ali Emir Pakkan

30 Nis 2018 14:15
  • Arada bir sosyal medya hesabımdan gelişmeleri takip ediyorum. Anadolu Ajansı, AA’nın bir haberi paylaşılmış! Başlık şu; “F. ‘nün yeni taktiği deşifre oldu” Neymiş? “Örgüt”, gizli toplantıların ifşa olmaması için “haydi çay içelim’ şifresi ile buluşuyormuş! Gizli tanık bu iddiayı ileri sürmüş! Habercilik burada başlar! Gazeteci alır bu iddiayı araştırır!
    Kim çayı şifre yapmış? Nerede? Ne zaman toplanmışlar? Doğruluğunu teyit eder!

    AA’nın bu “çay servisi” bazı başka servislerini hatırlattı bana...

    27 Mayıs (1960) sonrası halk dehşete düşmüştü. Çünkü gazete manşetlerinde, üniversite öğrencilerinin öldürüldüğü yazıyordu! Ancak bir sorun vardı! Cesetler ortada yoktu! Yalan başka büyük bir yalanla örtüldü. Öğrencilerin cesetlerinin kıyma makinalarında kıyıldığı söylendi!

    Et balık kurumu aranmış ceset parçaları bulunamamıştı. Daha büyük bir yalana ihtiyaç vardı. Kıyma haline getirilen cesetler, asfaltların altına serilip yok edildi, dediler!

    Bu yalanların kaynağı neresi diye araştırmıştım. Tahmin ettiğiniz gibi; devletin Anadolu Ajansı çıktı.

    Psikolojik harp eğitimi almış 2 Milli Birlik Komitesi üyesi subay, bir bülten kaleme alıp AA’ya göndermiş onlar da bunu haber diline çevirip “servis” etmişlerdi.

    Ertesi gün bütün gazetelerde AA’nın yalan haberi manşetti!

    Türk medyası olağanüstü dönemlerde hiç iyi sınav vermedi. Hep gücün emrinde oldu! Akan kana elleri bulaştı. Başka örnek vereyim.

    12 Eylül’den (1980) önce toplumsal olaylar var! Sivas’ta Alevi-Sünni çatışması tezgahlanmış. Ortam hazırlanıyor. Görgü tanıklarından dinlemiştim. Cuma namazı çıkışı cemaat, Alevi mahallelerine yöneliyor! Neden mi ?

    Devletin ajansı ve radyosu saat başı haber geçiyor. “Aleviler Camileri ateşe verdi” diye! O günkü olaylara şahit bir Alevi dedesi, “Sivas nere, Ankara nere! Caminin ateşe verildiği doğru değil! Kim bu yalanı ajansa ulaştırdı? diye sormuştu. Devletin yayın organları eliyle Sünniler kışkırtılmış kan gövdeyi götürmüştü.

    Yine başka bir servis olayını anlayayım.

    1980, 6 Eylül.. Konya mitingi...İstiklal marşı okunurken bir grup ayağa kalkmıyor, oturuyor! O mitingi organize eden Mehmet Keçeciler’den dinlemiştim. “Biz kürsüden kimseyi görmedik. Ama akşam TRT televizyonu ve bazı gazeteler, bu grubun görüntülerini kullandı. Bir anlık olay... Herkes ve bütün basın kürsüde Erbakan’ı dinlerken bir anlık oturma olayı nasıl görüntülenebildi?”

    Konya mitingi ülkeyi ayağa kaldırdı. TRT görüntüleri, 12 Eylül darbe bildirisine konu oldu. Tekrar ve tekrar kullanıldı. 

    28 Şubat’ı yazmıyorum bile! Sincan’da tanklar, Hürriyet için ikinci kez yürütüldü.

    Psikolojik harpçiler, yine devletin yayın organlarında tezgâhlarını kurmuşlar! Tarihin hiç bir döneminde görülmemiş şekilde yalan haberler üretiyorlar! Alçakça, ahlaksızca...

    Kitleler bu haberlerle zehirleniyor! Kardeş kardeşe düşman ediliyor. Yolsuzluklar, hukuksuzluklar ve cinayetler bu şekilde örtülüyor.

    Ancak hemen belirteyim. Edirne’den öteye geçince kara propagandanın bir etkisi yok! Dünya gerçekleri görüyor. AKP’nin yayın organlarına itibar edilmiyor. En son Amerikan Dışişleri Sözcüsü, Sabah adlı paçavranınn muhabirine cevap vermedi. Basın toplantısında, “medya grubunun hükümet tarafından fonlandığını” söyledi.

    Demokrasi ve hukuk döndüğünde, kara propaganda yayınları, “zulüm dönemi”ni anlatan deliller olarak zalimlerin boynuna asılacak... 

    Ali Emir Pakkan
    30 Nis 2018 14:15
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR