Yükselen kollektif şuur

Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

30 Nis 2019 09:53
  • Amerika’daki Afrika kökenliler, dört yüz sene süren ezilmekten, haksızlıktan, insanî haklardan mahrumiyetten nasıl kurtuldular? Fert fert, birer birer adım atmakla… Sonra gruplar halinde… Daha sonra bu kollektif şuurun ortaya koyduğu büyük birikim tsunami gibi önlerine konulan bariyerleri aşıp geçti. Evet önce fertler inisiyatif alıyor. Sonra gruplar… Sonra da bu birikim önünde durulmayan bir büyük hareket oluyor ve değişim  gerçekleşiyor. Ve bir gün  Obama, ABD  BAŞKANI oluyor.
    Teksas’taki Warisüddin Muhammed Mescidinde  Cuma namazı kılarken hutbeyi  okuyan İmam Vezir Ali şöyle demişti: “Biz mazlum ve mağdurların yanındayız. Çünkü bizler asırlarca ezilip tahkir edildik. Ama biz bu durumdan kurtulduk. Başkalarına örnek olduk. Mağdur ve mazlumlara yardım yapacak paramız, gücümüz ve imkânlarımız yok fakat çok mükemmel bir tecrübemiz var!..”
    Tom Shadyac’ın “I am” (Ben)  isimli belgeselindeki bir konuşmada şöyle deniliyor: “Değişim, yükselen kollektif şuur ile gerçekleşiyor.”
    Gazeteci yazar Lynne Mc. Taggart  “Eğer bütünün parçası olduğumuzu kabul edersek, dünyadaki problemleri çözmeye başlarız. Bu da, ‘Biz neyiz?’ diye kendimizi tarif ve şuurlanmayla başlar.” diyor.
    “I am (Ben) Kabîlesi” ne gelince. Bir kabile düşünelim… Ekip biçerek veya avcılıkla geçiniyor, emeklerinin semeresini paylaşıyor ve mutluluk içinde yaşayıp gidiyorlardı: Çünkü bu neticeden yaşlılar, zayıflar, fakirler de paylarını alıyorlardı. Ama bir gün birisi, “Ben çok güçlüyüm, çok üretiyorum, çok avlanıyorum… Elde ettiklerimi niye başkaları ile paylaşayım”  diyerek, üretip kazandıklarını biriktirmeye başlayınca, bunun üzerine ister istemez herkes  de biriktirmeye başlıyor. Zayıflar, kimsesizler, güçsüzler ve yaşlılar altta kalıp eziliyor. Bu böyle devam edince, herkese hırs, bireysellik, çıkarcılık, başkalarını bitirici rekabet duygusu aşılanmış oluyor… İşte bu kabilenin aynısı, artık bu modern hayatta, icraatın başında bulunuyor…
    1920’de Bediüzzaman Hazretleri Lemaat isimli manzum eserinde  şöyle diyor:
    “Şimdiye kadar İslâmlar iradesiyle girmemiş, şu medeniyet-i hazıra…
    Onlara yaramamış; hem de onlara vurmuş müdhiş kayd-ı esaret…
    Belki insanlara ilaç iken zehir olmuş. Yüzde seksenini atmış meşakkat ve şekavete. Yüzde onu çıkarmış dışı süslü bir saadete!..
    Diğer onu bırakmış arada rahatsız şekilde!  Zâlim azınlığın olmuş gelen kazancı ticaretin… Lâkin saadet odur; herkese olan saadet…
    En azından ekseriyete olsa vesile-i necat. İnsanlığa rahmet nâzil olan şu Kur’an, ancak kabul ediyor bir tarz-ı medeniyet;
    Umuma, ya eksere verirse bir saadet…”
    Evet gerçek insaniyet, vicdanın ve kalbin sesini dinleyerek toplumda yaşayan herkesi düşünmek, herkese faydalı olmak, toplum fertlerinin daha iyi duruma ve konuma yükselmesi için gayret göstermektir… Hutbe-i Şâmiye’de Üstad Hazretleri şöyle diyor: “Biliniz! Hakiki vukuâtı kaydeden tarih, hakikata en doğru şahittir. İşte tarih bize gösteriyor… Hatta Rusları mağlup eden Japon Başkumandanının İslamiyetin hak olduğuna dair şahitliği de şudur ki: ‘İslam hakikatinin kuvveti nisbetinde ve Müslümanların o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslamın medenileşip yükselme ve ilerleme kaydettiklerini tarih gösteriyor. Müslümanların, İslamî hakikatlerdeki zayıflıkları nisbetinde vahşete ve gerilemeye düştüklerini, hercü merç ve kargaşalar içinde belâlara mağlubiyete maruz kaldıklarını da yine tarih kaydediyor. Diğer dinler ise, İslâmiyetin tam aksine bir durum sergilemektedir. Yani onların dinlerine bağlılıklarının azalması ve taassuptan kurtulmaları nisbetinde medenileşip ilerlediklerini; aksine dinlerine bağlı kalmaları ve taassuplarının kuvvetlenmesi derecesinde de gerileyip ihtilâllere maruz kaldıklarını tarih gösteriyor. Şimdiye kadar hep böyle gitmiş.”
    Bunu söyleyen, General Nogi Maresuke’dir. Bu zat, Üstad Hazretlerine sorular sormuş ve cevaplar almıştır. II. Sultan Abdülhamid, Abdürreşad İbrahim Efendiye, “Git, o generalin alnından  /  başından öp!..” demiş. Bakmış, o bir samurayın oğlu olan General Nogi, emeklilikten sonra verilen köşkü bırakarak yatılı okullarda Japon gençlerini yetiştirmeye gayret etmiştir. 1904’teki Japon-Rus Savaşında zafer kazanmasına rağmen 56 bin Japon askerinin kayıp vermesinden kendisini sorumlu tuttuğu için harakiri yapmak istemiş, Japon İmparatoru Meili buna engel olmuş, Nogi’ye Kont ünvanı verip milli kahraman ilan etmiştir. İmparator Meili vefat edince, harakiri yaparak ölmüştür… 

    30 Nis 2019 09:53
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR