Soylu kim soysuz kim?

Kur'ân-ı Kerim, soyluyu çok iyi tanıyabilmemiz için bize özellikle soysuzun kim olduğunu belli başlı vasıflarıyla tanıtır.

SHABER3.COM

DR.SELİM KOÇ 

Kur'ân-ı Kerim, soyluyu çok iyi tanıyabilmemiz için bize özellikle soysuzun kim olduğunu belli başlı vasıflarıyla tanıtır. Hani Hz. Lokman'a sorarlar ya! "Güzel ahlakı kimden öğrendin? diye. O da, 'Ahlaksızın davranışlarına baktım.' buyurur." İşte Kur'ân, daha Mekke'de, nübüvvetin başlangıcında nazil olan ikinci sûrede -Kalem Sûresi- soysuzların vasıflarını özellikle detaylı bir şekilde sayar ve Allah Resûlü’ne onlara biat etmeme/boyun eğmeme bu tip kimselerle işbirliği yapmama ve bunları topluma tanıtma talimatını verir. -Haşa ki- Allah Resûlü soysuzlarla işbirliği yapsın ve onlara itaat etsin. Peygamberimiz hakkında böyle bir şey düşünülemeyeceğine göre asıl emir, O'nun şahsı üzerinden kıyamete kadar gelecek bütün müminlere verilen önemli bir mesajdır. Soysuzların zulüm ve günah ortağı olmama adına dikkat çekici bir uslupta yapılmış özel bir uyarıdır. Şimdi bu çerçevede Kalem Sûresi'nin 8-13 ayetlerinde bize tanıtılan soysuzun bazı vasıflarını tek tek ele alalım:

Soysuz hayra mani olandır!

Kur'ân, soysuzun üçüncü vasfı olarak hayra mani olma özelliği üzerinde durur: "Hayra, hayırlı işlere engel olan, hayırdan insanları alıkoyan, iyiliğe ve yardıma mani olan aynı zamanda hak-hukuk tanımayan saldırgan/zalim ve olabildiğince günahkâr kimseye de boyun eğme!" (Kalem, 68/12)

Bu ayete göre soysuz iyiliğin ve yardımın/yardımlaşmanın amansız düşmanıdır. Her zaman iyilerin ve iyiliklerin karşısına dikilir. Bununla yetinmez bir de saldırgandır. Hayır peşinde koşanları bir eşkıya gibi adım adım takip eder/ettirir ve taraftarlarını üzerlerine saldırtır. Hak ve hukuk tanımadığı gibi mazlum ve muhtaçların hak ve hukuklarının gözetilmesine de müsaade etmez. Gerçek manada insan sevgisinden ve insanlıktan mahrum olduğu için kendi siyasî, iktisadî ve idarî menfaatlerine ters düşebilecek hiçbir hayır oluşumuna müsaade etmez. Tekelcidir; şayet hayır yapılacaksa o da onun emir ve çıkarları/emelleri doğrultusunda müsaade ettiği yer ve kimselere yapılmalıdır. O, yapılacak hayırlar ile muhtaçların maddi-manevi ihtiyaçlarının giderilmesi, toplum fertlerinin kaynaşması ve insanlığın yaşatılması niyetinde değil, bilakis hayırlar üzerinden güç, nufûz ve hakimiyet devşirme peşindedir. 

Bundan dolayıdır ki Kur'ân, namaz kılsa bile, hakiki iyilik ve insan sevgisinden mahrum bu zavallıların varlığına dikkat çeker ve onları şiddetle uyarır: "Vay haline o namaz kılanların ki, onlar namazlarının özünden uzaktırlar; halka gösteriş yaparlar ve her türlü hayırdan da insanları meneder, alıkoyarlar!" (Mâûn, 107/5-7) Buna göre gerçek mümin, hem Allah'a hem de insanlığa karşı sorumluluklarının idrakinde olan ve bunları ihlas ve samimiyetle yerine getiren, kendisi iyilikler yaptığı gibi herkesin de iyilik yapmasına öncülük eden; yardımlaşma ve dayanışmanın önünü tıkayan değil aksine yaygınlaşmasına ve kurumsal ve evrensel bir mahiyet kazanmasına çalışan kimsedir. İslam'ın hâkim kılmak istediği üstün ahlak ve insanî ilişkiler ağı budur. Ancak sadece kendi yandaşlarını, menfaatlerini ve siyasî geleceğini düşünen soysuz, Hakk’ın emrettiği maddî-manevî yardımlaşma ve dayanışmaya mani olur. Yapılacaksa da onu kendi onayına bağlar. Bu yönüyle o hayrı kendisinin ve destekçileri "Mele”nin politik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanır. Dolayısıyla iman ve ibadetleri gösteriş ve nifak olduğu gibi dilindeki din, ahlak ve insanlık kavramları da büyük bir yalandır. Ufkunda "İ'lay-ı Kelimatullah ve insanlık ailesi" değil kendi yakınları vardır. 


Allah Resûlü, hadislerde "Cevvâz" yani "tekelci" olarak nitelendirdiği bu kişinin cennete giremeyeceğini şöyle belirtir:  "Malı, mülkü ve serveti tekelinde toplayan ve ondan başkalarının istifadesine mani olan kimse ile çevresine karşı kaba ve kötü sözlü/bozuk ağızlı kişiler cennete giremez." (Ebu Davud, Edeb 8 (4801) Dolayısıyla soysuz, hayır hasenât değil servet düşkünüdür. Bunun için o malın üzerindeki Allah ve kul haklarını düşünüp hesaplamaz. Yolsuzluğu, yol edindiğinden, helalden mi haramdan mı geliyor, buna da bakmaz. Gelen ve biriken malı, Allah'ın rızası istikametinde, toplum ve insanlık adına mı harcıyor yoksa israf mı ediyor. Mevcut birikimle insanlık için ne gibi hayırlar ve yatırımlar yapabilir vs Hiç düşünmez. İşi gücü sadece servetini artırmak, çeşitli vesilelerle onu daima katlamaktır. Servetine duyduğu güveni Allah'a duymaz. Onun için ahiret hayatı üzerinde değil, kendisini ebedileştireceğini sandığı serveti üzerine titrer! Meşru ya da gayr-ı meşru çeşitli yollarla elde ettiği mülk ve hakimiyetiyle çevresine karşı iftihar eder. Bu suretle gözleri malda olan ve siyasî ve iktisadî çıkarları için işleri güçleri insanları birbirine tutuşturmak/vuruşturmak olan yağcı hümeze-lümeze gürûhunu etrafına toplar ve onlara başkanlık yapar. Zaten çevresindeki bu gürûhun bütün hedefleri de soysuzun yakınlığına mazhar olup iftira ve koğuculukla/tetikcilikle para kazanmaktır.  

Soysuz, İlahî/Hukukî sınır da tanımaz!

Kur'ân'ın soysuz olarak nitelediği kimselerin bir vasfı da, yani saldırgan oluşlarıdır. Hak ve adaleti gözetmeleri çıkarlarına ters düştüğü için onu rafa kaldırdıkları gibi bir de hadlerini aşar, ilahî, ahlakî, hukukî ve insanî sınırları da hiçe sayarlar. Şahsî çıkar elde ettikleri konumlarını koruma adına gerekirse bütün mukaddesatı ve hukuku rafa kaldırır; her türlü baskı ve zulmü meşru' görürler. Onlar için düşmanlıkta ya da kendini müdafaada had ve sınır yoktur. Mesele, saltanatlarının bekası meselesi ise gerisi teferruattır. Onlar için hedefe götürecek her yol mübah ve her vesile mübecceldir. Bunun için her türlü zulüm ve  düşmanlığı yapar, hak ve adaleti gözetenlere mani olur, onları suçlar ve gerekirse masumları asi ilan edip hapseder, işkence ederler. Sözlü, yazılı ve görsel propagandayla zulmü, adalet diye benimsetir ve milyonları kandırıp peşinden sürükler. Had ve sınır tanımadığından Allah'tan korkmaz, ilahi emir ve yasaklara da uymaz.

Halbuki müminler, kudsî bir hadiste tevazuyla emredildikleri gibi insanlara karşı muamelelerinde haddi aşmamakla da emrolunur: "Allah Teâla Bana, 'Birbirinize karşı öylesine alçakgönüllü olun ki, hiçbir kişi diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiçbir kimse, bir başkasına  karşı kibirlenip üstünlük taslamasın.' diye vahyetti." (Müslim, Cennet17/64 (2865); Ebu Davud, Edeb 48 (4895)) Bu uyarıyı dinlemeyenlerin kötü akibetine dikkat çeken Allah Resûlü üç kere üst üste "Söz ve davranışlarında ileri gidip haddi aşanlar helak oldu." (Müslim, İlim 4/7 (2670); Ebu Davud, Sünnet 6 (4609)) buyurur ve bu hususta müminleri özellikle ikaz eder. Zira "… Allah haddi aşanları doğru yola hidayet buyurmaz." (Mü'min 40/28) ve "… haddi aşanları da sevmez." (A'raf, 7/55) Bu zalimler, sözlü ve fiili olarak tevbe edip zulümlerinden vazgeçmez, haddi aşmaya ve soysuzluk yapmaya devam ederlerse, kalplerini de mühürler. (Bkz. Yunus, 10/74)   

Soysuz, alabildiğine günaha aalandır! 

Kur'ân'ın soysuz olarak tanıttığı kişilerin bir özelliği de olmalarıdır. "Esîm" "günahtan-vebalden çekinmeyen, günah yüklü, günahlardan beslenen, alabildiğince günahkâr" demektir. Günah, bu kişilerin artık tabiatlarının bir boyutu haline geldiği için onu önemsemezler. Sonuçta bu bağımlılık onları Allah'tan koparır, insanlıktan da uzaklaştırır. Ancak onlar bunun farkında bile değildir. Zaten ayet-i kerimede sadece günahkâr oluşlarının zikredilmesi ve işledikleri günahların ne olduğunun belirtilmemesi, bu sıfatın onlarda kalıcılığını vurgular ve artık günahın karakterlerinin değişmez bir parçası haline geldiğini gösterir. (Bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, Kalem Sûresi 12. ayetin ayetin tefsiri) 

Fısk u fucûrla bütünleşen soysuz ile müminlerin günaha karşı tavırlarını karşılaştıran Allah Resûlü bu farkı, bir benzetmeyle çok veciz ifade buyurur: "Mümin, günahını başucunda bir dağ gibi görür, hemen üzerine yıkılacağından korkar. Günaha alışmış fâcir ise onu burnuna konmuş bir sinek gibi görür ve kovalayınca hemen kaçacak zanneder." (Buharî, Daavât 4 (6308); Tirmizî, Sıfatu'l-Kıyame 49 (2497)) Aslında bu kıstas da soysuzları tanıma adına önemli bir ipucudur. Zira hayatın günlük meşgaleleri içerisinde sürçen mümin, kendisini Hakk'tan uzaklaştıracak hata ve günahlarda ısrar etmez bilakis onları tevbe ve istiğfarla temizler ve yeni sayfa açar. Allah Resûlü’nün "Tevbe eden o günahı hiç işlememiş gibidir." (İbn Mâce, Zühd 30 (4250)) müjdesiyle Rabbine sığınır; yara alan irtibatını tamir eder ve affına doğru koşar. Bu açıdan müminin rağbeti daima tevbeye, soysuzun rağbeti ise günahadır. Allah Resûlü’nün ifadesiyle günahla bütünleşen ve "Esîm" haline gelen bu kimselerin sonunda kalb ve vicdanı da tamamen tefessüh eder: "Günah işleyince kalpte bir siyah nokta hasıl olur. Eğer tevbe edilirse o leke silinir. Günahlara devam edilirse o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar." (Tirmizî, Tefsîr 74 (3334); İbn Mâce, Zühd 29 (4244)) Kur'an, bu içten içe çürümeyi dile getirirken şöyle buyurur: "Hayır! Gerçek şu ki onların işlediği kötülükler/günahlar sebebiyle kalpleri/beyinleri pas tutmuş vicdanları tefessüh etmiş, ruhları kararmıştır." (Mutaffifîn, 83/14) 

Dolayısıyla ahiret endişesi taşımayan soysuz, dinî, ahlakî, hukukî ve insanî değerlere sırt çevirdiğinden işlediği günahları, yaptığı zulüm ve haksızlıkları önemsemez ve ebedi kurtuluşu için elindeki ömür sermayesini hoyratça tüketir. Günahkarlığı ile yetinmez bir de çevresindekileri daha kullanışlı hale getirmek için onları da günahlarına/zulümlerine bulaştırır, ortak eder. Samimi Müminler ise, Allah Resûlü’nün "Nerede olursan ol, Allah'a karşı gelmekten sakın. Kazara bir kötülük işlersen hemen arkasından iyilik yap ki onu temizlesin…" (Tirmizî, Birr 55) emrine uyar, iyiliklerini arttırmaya çalışır. Günahı yol bellemiş soysuz ise kötülüğün arkasından yeni bir kötülüğe, her zulmün ardından bir başka zulme yelken açar.

Soysuz, zorbadır! 

Kur'ân'da müminlere tanıtılan soysuzun bir vasfı da yani kaba ve zorba  oluşudur: "Son derece kaba, katı kalpli, despot, saygısız ve oburdur…" (Kalem, 68/13)  

Bu kelime, hem lafzı hem de manasıyla oluşturduğu hava ile soysuzun bir çok karakteristik özelliğini verir. Bunun yerine başka bir kelime kullanılsaydı bu manalar verilemezdi. Zira bu kelime aşırı derecede kabalığı ifadenin yanında, çok yiyip içen, obur; doyma bilmeyen, aç gözlü anlamlarına da gelir. Bundan dolayı da insanlar arasında çirkin ve sevimsiz bir tiptir. Onun için Ebu'd-Derdâ, "Utul" kelimesini "Kötü ahlaklı, çok yiyip içen obur, çok mal biriktiren fakat fakirlerin ve miskinlerin haklarını gözetmediği gibi onların haklarını yiyen, sahip olduklarını başkalarıyla da paylaşmayan cimri kimse." diye tarif eder: Bu açıdan terim, soysuzu tam olarak deşifre eden bir kelimedir: Zorba, saygısız, önüne geleni çarpan, muhataplarına ölçüsüz ve yakışıksız sözleri rahatlıkla söyleyen acımasız, ikiyüzlü, despot/diktatör bir paranoyaktır. Ancak güce ve güçlüye tapar hale gelen bir topluluk, artık aşağılanmayı da iltifat kabul edeceğinden ondan şikayetçi değil, bilakis memnundur! 

Allah Resûlü, böyle bir kimsenin cehenneme doğru yuvarlanacağını şöyle haber verir: O, bir gün yanında bulunan bir topluluğa, "Size cennet ehlinin kimler olduğunu haber vereyim mi?" diye sorar ve ardından da şöyle buyurur: 'Onlar her zayıf ve zayıf görülüp horlanan kimselerdir. Hatta onlar Allah'a yemin etseler, Allah onları yeminlerinde hanis kılmaz yani yeminlerini yerine getirir. Bir de size cehennem ehlinin kimler olduğunu bildireyim mi? Onlar, her kaba/zalim/despot ve obur, aynı zamanda servet biriktiren ve ihtiyaç sahipleriyle, Allah'ın kendisine verdiği bu nimetleri paylaşmayan kibirli/gururlu kimselerdir. " (Buharî, Tefsir 68/1 (4918); Müslim, Cennet 14/46, 47 (2853)) 

Dolayısıyla sahip oldukları bu özelliklerle baş aşağı cehenneme doğru giden soysuzlarla işbirliği yapmak müminlere kesin olarak kaybettireceğinden, onlardan uzak durulması, asla işbirliği yapılmaması gerektiği, Allah Resûlü’nün zatında bütün müminlere ders verilir. Zira bu zalimlere yakın durulması, fertlerin/toplumların zihinlerinde onları aklar; bu özelliklerinin fark edilmesini perdeler hatta onlara güven duyulmasına sebebiyet verir. Ve sonuçta sadece onlar değil koca bir millet hem dünyasını hem de ahiretini kaybeder. 
<< Önceki Haber Soylu kim soysuz kim? Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER