Bakan Babacan, İGİD'i ziyaret etti

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bazı iş dünyası örgütleri ve sivil toplum örgütlerinin, AB konusunda açık taraf olmasına rağmen anayasa değişikliği paketi konusunda ''tarafsızız'' demesinin tutarlı olmadığını söyledi.


Babacan İzmir programı kapsamında İzmir Genç İşadamları Derneği'ni (İGİD) ziyaret ederek Ege Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu üyeleriyle bir araya geldi. Bakan Babacan, burada yaptığı konuşmada siyasete girmeden önce ailesinde 3. nesil ticaretle uğraşmış genç bir işadamı olarak, kendisini evinde hissettiğini, üzerinde iş dünyasıyla siyaset arasında bir köprü oluşturma sorumluluğunu da duyduğunu ifade etti. Ekonomide de iş dünyasındaki gibi güvenin en önemli gösterge olduğunu, ülkelerin verdikleri güven ölçüsünde değerlendirildiklerini belirten Babacan, 2002 yılında hükümeti kurdukları günlerde en çok kullanılan ''kaynak'' kelimesinin bugün çok fazla duyulmadığını, o dönemde söyledikleri ''Kaynak Türkiye'dir'' sözünün yeni anlaşıldığını ifade etti. Bakan Babacan, Türkiye'nin enerji ve hammadde ithal etmek zorundaki bir ülke olarak ''hazırdan yiyen değil ekmeğini taştan çıkaran bir ülke'' olduğunu, artık yeraltı kaynaklarına dayanan ülkelerin de durumlarının güven vermediğini ifade etti. Dünyanın son yüzyılın en büyük krizini yaşadığını, pek çok ülkenin bu etkiyi üzerinden atamadığını anlatan Babacan, şöyle konuştu: ''Deniyor ki büyüme var. Ama o diple aradaki mukayeseye büyüme diyorlar. Büyüme var ama bu büyüme, aynı yoğun bakım odasındaki hastanın durumunun biraz daha iyileşmesi. Çok kötü durumdan biraz daha iyiye gitmesi. Yoğun bakım odasından çıkan bir hasta gibi değil. Olağanüstü tedbirler, uygulamalar var. ABD Merkez Bankası bankaların elindeki batak alacakları alıyor, 'al sana para' diyor. Trilyonlarca dolar. Peki bu batak alacakları ne zaman tahsil edecek bunun cevabı var mı? Al sana para diyor, bu parayı nereden buluyor? Bilgisayar ekranında para üretiyorlar. Bu gidiş iyi bir gidiş değil. Artık Merkez bankaları da yolun sonuna doğru gidiyor. Enstrümanları tükeniyor. Bu tür uygulamalar geçici süreler için tamam, çöküşü önlemek için, iyice batarak gitmemek için tamam ama bunu uzun süre devam ettirilmesi başka bir büyük problemi, ikinci dip denen bir sorunu beraberinde getirebilir. Ülkelerin, hükümetlerin çok dikkat etmesi gerekiyor. Merkez Bankalarının yapacağı ve yapamayacağı var. Bütçenin yüzde 10-12'si kadar açık verin, bunu borcunuza ekleyerek devam edin. Bu oyun uzun süre gitmez. Çok ciddi tedbirler, kararlı adımlar gerekiyor. Bunun için de güçlü siyasi irade gerekiyor.'' -''TÜRKİYE STRATEJİSİNİ İLAN ETTİ''- Babacan, Türkiye'nin geçen yıl, krizden çıkışla ilgili stratejisini açıklayarak, 3 yıllık orta vadeli programla ne yapacağını ve ne yapmayacağını önceden ilan ettiğini ve kendisini karmaşadan çekerek bir kenara koyduğunu ifade etti. Gelinen noktada İtalya, İspanya, Portekiz'in avro bölgesinde olmasına rağmen Türkiye'den daha riskli pozisyonda görüldüğüne dikkat çeken Babacan, ''Türkiye'nin iç borçlanma kağıdını sigorta ettirmeye çalıştığınızda 100 liraya 1,70 kuruş, İtalya ise 2,20 kuruş ödüyor, Portekiz ve İrlanda Türkiye'nin 2 katı ödüyor'' dedi. Cumhuriyet tarihinin en düşük faizlerinin yaşandığını, Hazine borçlanma faizinin yüzde 8, reel faizin yüzde 0 ile 2 arasında değiştiğini kaydeden Babacan, hızlı büyümenin de halkın korkmadan ileriye doğru rahat harcama yapmasından kaynaklandığını söyledi. -REFERANDUM- Babacan, anayasa değişikliğinin de Türkiye'de güvenin artırılmasını amaçlayan bir felsefeyle hazırlandığını, hızlı bir ilerleme kaydeden Türkiye ekonomisinin 2007 yılında patinaj yaptığını, bunun da e-muhtıra olayından kaynaklandığını, 2008 yılında yaşanan parti kapatma davasının da ekonomiyi olumsuz etkilediğini belirtti. Yatırımcının geçmişteki darbeleri anımsatan bu olaylar nedeniyle Türkiye'deki yatırımlarını bekletme kararı aldığını ifade eden Babacan, şöyle dedi: ''Milli gelir 3 bin dolardan 10 bin dolara çıktı ama durdu. Mevcut hukuk sistemimizle 20 bin dolarları yakalamamız mümkün görünmüyor. Dünyada 20-30 bin dolara ulaşmış bir ülke yok ki ağır aksak hukuk sistemi, yarım yamalak demokrasisi olsun. 12 Eylül'deki halk oylamasına bu perspektiften bakılmalı. Malatya'da kayısı, Rize'de çay tartılışıyor. Türkiye'deki demokrasinin olgunluk derecesi bu. Olgun demokrasi olmak istiyorsak, anayasa değişikliklerini tartışmak zorundayız. Bu siyasi parti meselesi değil.'' Bakan Babacan, 12 Eylül'de 1. sınıf demokrasi istenip istenmediğinin, darbelere kapıyı açık tutma döneminin kapatılıp kapatılmayacağının oylanacağını, Türkiye'nin ciddi bir demokrasi sınavı vereceğini, bu fırsatın en iyi şekilde değerlendirilmesini umduğunu kaydetti. Paketin kabulünün ekonominin geleceği için de çok önemli olduğuna işaret eden Babacan, şunları söyledi: ''Önümüzdeki dönem inşallah her şey yolunda giderse, anayasa değişiklik paketi kabul edilip, devreye girerse önümüz çok açılacak. Avrupa'nın 6. büyük ekonomisiyiz. Bir üstümüzde İspanya var. İspanya ekonomisi daralmaya devam ediyor ve uzun süre toparlayamayacak. Biz o İspanya'nın beşinciliğini zaten gözümüze çoktan kestirdik. Arkasından İtalya var. 10-20 yıl öteye baktığınızda inşallah İngiltere, Fransa ekonomik büyüklük açısından rahat geçebileceğimiz ülkeler.'' -EKONOMİSTLERİN GÖRÜŞLERİ- Babacan, 20-30 sene sonrasının Avrupa'sında iki ekonominin göründüğünü, bunların Almanya ve Türkiye olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bir yıldır yazılan çizilen raporlara bakın... Ama bu hangi şartla. Türkiye'de iyi bir hukuk düzeni, sağlam bir anayasal çerçeve, öngörülebilir bir demokrasi. Gerçek anlamda halkın egemen olduğu bir demokrasi. Bunlar olmazsa ben açık söyleyeyim biz yerimizde saymaya devam edeceğiz. Ya da Allah korusun geri gidip kaymaya başlayacağız. Yükseldik, patinaj yapıyoruz, Allah korusun geri kaymalar başlar. Dolayısıyla bu referandum çok ciddi bir fırsat, dönemeç ve sınav.'' Türkiye ekonomisini objektif şekilde değerlendiren, Türkiye'ye İstanbul'dan ya da dışarıdan bakan çok sayıda ekonomist olduğunu ifade eden Babacan şöyle konuştu: ''Çok sayıda analiz yapılıyor Türkiye'yle ilgili. Bu referandum da çok önemli bir analiz konusu. Referandumda sonuç ne çıkarsa Türkiye ekonomisi nereye gider, Türk varlıkları değer mi kazanır değer mi kaybeder? Faizler yükselir mi düşer mi? Türkiye'nin risk primi yükselir mi düşer mi? Onlarca şu ana kadar analiz yayınlandı. En son büyük bir Japon kuruluşu açıkladı. Referandumda evet çıktığında Türk ekonomisi için bunun çok daha iyi olacağı konusunda hepsi mutabık. Bunu bir hükümet üyesi olarak söylemiyorum. Sadece dışardan Türkiye'yi gözlemleyenlerin raporlarından söylüyorum. Hayır çıkması durumunda da Türkiye ekonomisi için bunun iyi olmayacağı, zararlı olacağı konusunda tam bir mutabakat var. İdeolojinin ya da siyasi perspektifin ön planda olduğu köşe yazıları bir kenara. Ben objektif bilimsel değerlendirmelerden bahsediyorum.'' Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Babacan, anayasa değişiklikleri konusunda Avrupa Birliği'nden gelen destek mesajlarına da dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bakıyoruz bazı iş dünyası örgütleri, bazı sivil toplum örgütleri, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği derler. AB konusunda açık taraftırlar. Türkiye AB'ye üye olsun mu sorusuna 'evet' derler. Peki bu anayasa paketi Türkiye'yi AB'ye biraz daha yaklaştırıyor mu? Yaklaştırıyor. O zaman buna 'biz tarafsızız' demek çok tutarlı olmuyor. AB'ye evetse anayasa değişikliği de AB komisyonu tarafından tam uygun bulunduysa, bu Türkiye'yi AB'ye daha da yaklaştıracak deniyorsa 'AB'ye evet ama anayasa değişikliğini bilmem' çok da tutarlı olmuyor doğrusu.'' -İGİD VE ESİDEF'İN GÖRÜŞÜ- İGİD Başkanı Mehmet Timuroğlu ise referandumun siyaset üzerinden tartışıldığını, paketin içeriğinin gündeme gelmediğini, 12 Eylül'ün Türk demokrasisi için bir milat olacağına inandıklarını, referandumda ''Evet'' oyu kullanacaklarını söyledi. Timuroğlu, Bakan Babacan'ın büyük emeği ile hazırlanan Mali Kural düzenlemelerinin uygulamaya geçilmesinde ''çok fazla beklemeyeceklerini umduklarını'', krizde ikinci dip söyleminin kendilerini endişelendirdiğini, ekonomi yönetiminin yol haritası hakkında bilgi almak istediklerini ifade etti. Timuroğlu, İzmir Limanı'nda yapılacak yenileme yatırımları için gerekli kaynağın sağlanması konusunda da destek istediklerini sözlerine ekledi. ESİDEF Başkanı Ramazan Davulcuoğlu, federasyon olarak siyasi bir taraf olmadıklarını, üyelerini hep serbest bıraktıklarını ancak referandum konusunun partilerin çok ötesinde olması nedeniyle tavırlarını ortaya koyma kararı aldıklarını ve ''Evet'' dediklerini söyledi. AA
<< Önceki Haber Bakan Babacan, İGİD'i ziyaret etti Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER