Kim huzuru kaçırıyor, Kim Müfsit?

Samanyoluhaber.com yazarı Numan Yılmaz Yiğit'in yazısı

SHABER3.COM



Çok değil daha on beş ,yirmi sene önceye kadar ülkemiz ve insanı Müslüman fakat modern dünyaya açık olma yönüyle dünyaya tebessüm ediyor ve bütün dünyada yükselen bir yıldız gibi örnek gösteriliyordu.
  Dünyanın değişik ülkelerinden pek çok yabancı ,Hizmet gezileri vasıtasıyla Türkiye’ye geliyor ,ülkemizin doğal güzelliklerinden , turizm  merkezlerine oradan da ,kültürel, dini zenginliğimizin sergilendiği mekanlara gidiyor , geziyor hayranlıklarını ifade ediyorlardı. Onları bütün bunlardan daha çok etkileyen husus insanımızın güler yüz ve samimiyeti ,ikram perverliği, birbirleri ile olan muhabbet ve fedakarlıkları, içten ve samimi kardeşlik bağları ile birbirlerine bağlı olmaları idi. Amerikalı bir heyetin Hizmet okullarını ziyaretinde anlattığı bir müşahedesi hala hatırımdadır. Daha sonraki bir yemekte, okulda , cıvıl cıvıl koşturan çocuklardan bahsederken ’Çocukların yüzlerinde yaşama sevinci gördüm ‘demesi oldukça dikkatimi çekmişti. Bir diğer dikkatlerini çeken husus da insanımızın birbirleri arasındaki muhabbetti.
    Bizim insanımız arasında -ki Türkiye mozaiğine göre her kesimden insan vardır-gerçekten apartmanda ,mahallede , çarşı pazarda, işyerinde köyde kentte her yerde öyle bir muhabbet öyle bir sevgi vardı ki ;sağcısı solcusu, alevisi Sünni’si, Türkü Kürdü  ,insanlar, ne kadar aykırı düşünseler de yine de  birbirlerine gelir gider, akşam ev ziyaretleri yapılır, çaylar içilir yemekler yenir, gülünür eğlenilirdi. İnsanlar bir araya geldikleri zaman spordan sağdan soldan konuşacak ortak noktalar bulabilirlerdi. İnsanların bu hali  her kesimden aydınlara da tesir etmişti. Onlarda gerek sosyal aktivitelerde gerekse de medya da beraber olurlar, konularını rahatlıkla konuşabilirlerdi.

Özlenen muhabbet

Ya şimdi öyle mi? Bir köyde bile , insanlar arasında eski samimiyet ,muhabbet kalmadı. Arkadaşlık kardeşlik, akrabalık, dostluk,  sıla-i rahim gibi bir toplum için hele hele Müslüman bir toplum için en hayatı temel değerlerde ciddi manada sıkıntılar olduğu görülmektedir. Eskiden caminin bir birleştiriciliği vardı. Akıncısı ,ülkücüsü ,Süleyman Efendi’nin talebeleri, Nur talebeleri  tarikat erbabı, sosyal demokratlar hatta Atatürkçüler bile cami de çay ocağında oturur ,bir arada çay içer muhabbet ederlerdi. Hatta farklı siyasi görüşteki cemaat ,tatlı tatlı birbirlerinin parti liderlerine laf atar, takılır fakat aralarındaki dostluk baki kalırdı. Türkiye’de bu atmosfer oluşturulmuştu. O zamanlarda da farklı sıkıntılar vardı fakat insanımızın gülen yüzü samimi sözü olurdu. İnsanımız maalesef içten samimi dostluğu, muhabbeti ,gülmeyi şakalaşmayı birbirlerine takılmayı çoktan unutmuş görünüyor artık.

Sokakta insanlar gergin ve asabi bir şekilde birbirlerinden endişe ederek yürüyorlar. Eski ev ziyaretleri, ziyafetler çaylar muhabbetler maalesef yok denecek kadar azalmış veya sadece dar bir alana hapsolmuş. Ülkenin en değerli varlıkları yetişmiş insan gücü yurtdışına kaçtığı gibi ülkenin de tadı tuzu kaçmış. Elit parti tabanından bazı tuzu kuru kesimler istisna edilecek olursa insanımız mutsuz ve huzursuzdur.

15 Temmuz’un  sosyal hayata darbesi 

Bunun en başlıca sebebi , ‘Siyasal İslam’ı temsil ettiğini iddia eden hastalıklı bir anlayışın ,mevcut iktidarın ,toplumu,  siyasi partiler, cemaat ,tarikat, alevi, Kürt, Türk ,mafya , menfaat odakları ,göç edenler vs. şeklinde  ayrım ayrım ayrıştırması olduğu  gibi ,üstüne üstlük ,bir de , siyasi ikballeri için ,hala milleti bölme ,kamplaştırma, kutuplaştırma  ve gerilim siyaseti gütmelerinden başka bir şey değildir. İslam ve Kuranın verdiği en önemli mesaj ,dinin ve toplum hayatının en önemli dinamikleri  olan birlik beraberlik, tanışma ,kaynaşma , arkadaşlık, kardeşlik ve akrabalık hukuku, sıla-i rahim gibi hayati konular olmasına rağmen  bunları  hiç kale almadıkları ,tam aksine ,bütün icraatları ile sanki bu mühim dinamikleri yok etmeyi hedeflemiş gibi görülmektedirler.
15 Temmuz darbe fitne ateşini yakan bu zihniyet bu fitne ve fesat işiyle sadece darbe yapmakla kalmadı. Toplumun dini ,sosyal ,kültürel pek çok temel değerlerine de darbe indirdi. O dönemde estirdiği hukuksuzluk fırtınası ile pek çok aileyi, akrabaları, birbirine düşman hale getirdi. Eşleri hapishaneye giren pek çok Hizmet kadını maalesef en yakın akrabaları tarafından dışlandı. Hamile olduğu halde eşi hapishanede olan  kadınlardan ,kendi anne babasından bile ilgi, yardım göremeyenler oldu. Doğum yaptığı halde yalnız kalan birçok kadın küçük çocuğunun zor dönemlerini yalnız  ve sıkıntılar içinde geçirmek zorunda kaldı. KHK ile işlerinden atılan binlerce insan ve aileleri maddi manevi büyük ıstıraplar ,sıkıntılar yaşadı. Milyonlarca insan sorgulandı ,karakola mahkemeye çağrıldı. Bütün  bu fecaatlere sebep olanların  bir de bununla iftihar etmeleri yok mu? Ne imiş? Milyonlarca insan hakkında soruşturma açmışlar. Şu kadar hapishane inşa etmişler vs. Utanılması gereken bir konuyu iftihar vesilesi saymak, aslında  "Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler" deyiminden farklı  bir şey değildir. Sorgu esnasında insanlara işkenceler yaptı, iftira atmaya ,isimler vermeye zorladılar. Haklarındaki  iddianamelerde en yakın arkadaşların, akrabaların ,iş arkadaşlarının isimlerini gören pek çok kişi  adeta yıkıldılar. Bu nasıl bir insanlık, bu nasıl bir  Müslümanlıktır ki, hukukun ve dinin yasakladığı işkenceyi masum Müslüman kardeşine acımasızca yapar, insanları ,hem de en yakınlarını iftiraya zorlar ,onların isimlerini kayıtlara geçirir sonra da vatana millete hizmet ettim der, namaza durur, hacca gider! İnsanları korku, tehdit ve işkence , bazen de rüşvet ve para ile şikâyete, iftira ve yalancı şahitliğe  zorlama ,bu nasıl bir Müslüman ahlakı, nasıl bir vatancılıktır? 

Milyonlara baliğ  insan, bu yollarla sahte evraka şahit veya iftiracı olarak imza attırıldı ve  yalancı ,müfteri haline getirildi. Yani o insanların ahlaklarını ,vicdanları bozdular. Bunu bir devlet ,vatandaşına yaptı, yaptırdı. Onları suça ve ahlaksızlığa teşvik etti. Hatta bazılarını bu işlediği suç ve ahlaksızlıktan dolayı mükafatlandırdı. Sonra o iftiraya uğrayan masum insanlar sorgulandı, bazıları hapse atıldı, bazıları da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Aileler parçalandı. Her biri dağıldı sağa sola saçıldı. Hala dünyanın değişik yerlerinde eşiyle çoluk çocuğuyla ,anne babasıyla buluşamamış binlerce insan mevcut.  Malı gasp edilen ,iş yerine el konulan  iş adamları, unvanları iptal edilmiş binlerce başarılı,  devlet memuru insanın hayatı karartıldı. Sadece bu 15 Temmuz  darbe fitnesi sürecinden bu yana şikâyet eden, iftira atan, yalan şahitlik yapan sorgulanan hapse giren hüküm yiyen ,saklanan, yurt dışına kaçan milyonlarca insan ya mağdur oldu ya da hukuken dinen ve vicdanen kirlendi. Bu olay istatistiki olarak ülke nüfusuna göre küçük bir kesimi etkiledi gibi ele alınsa da topluma verdiği zarar, zannedilenden çok daha büyük oldu. Yarın bu insanlar hapishaneden çıktıkları zaman ülke normale döndüğünde-ki hiç şüphesiz dönecektir-aynı sokakta aynı mahallede aynı çarşı pazarda birbirlerinin yüzlerine nasıl bakacaklardır acaba?
Yapılan bunca akıl almaz suç ve ahlaksızlığı örtmek için medya ve meydanlarda, en ahlaklı, dindar, çalışkan ,namuslu, şerefli, vatansever ,fedakâr ülkenin özü ,usaresi, sosyal tutkalı sayılabilecek hizmet insanları ve KHK lılar aleyhine ,en üst düzeyde,  binlerce defa yalan, iftira dolu propagandalar yapılarak , milletin birbirine olan güveni, şefkat ve merhameti, kardeşlik ,arkadaşlık ve akrabalık duyguları adeta yok edilmeye çalışıldı. Bu aslında bir ülke için yakın gelecek adına toplumsal bir intihar demekti. Toplum ,tam da bu noktada  ,sosyal  bir katliam yaşadı. 17/25 Aralıktaki kendilerine ait  mali, hukuki ,yolsuzluk suçlarını örtbas etmek isteyen ‘Siyasal İslam’ postuna bürünmüş bir zihniyet mevki makam hırsı ile o günü kurtarmak için ülkenin toplumsal manevi genetiği ile oynayarak ülkenin geleceğine ve insanımıza büyük bir haksızlık ettiler.

   Sosyal değerlerin, dini ve milli  hayattaki önemi
 Halbuki bir ülkenin,  insanları arasındaki birlik beraberlik, sevgi ,kardeşlik bağları ,zor zamanda birbirlerinin yanında olma gibi değerler bir toplum için en kıymetli, en hayati  manevi unsurlardır.
Tarihte ve günümüzde en ilkel devletlerden tutun da hukuk ve demokrasinin hâkim olduğu modern devletlere kadar her ülke ve yöneticileri , vatandaşları arasındaki  bütün farklılıklara rağmen, bu bağları koparmaz, aksine  birbirlerini kabul ile , sevgi ,saygı, birlik beraberlik, huzur ve ahenk içinde olmalarını ,yaşamalarını ister, arzular. Batı da bu farklılıkların tolere edilmesi , herkesin kaynaşması bütünleşmesi  bir ve beraber yaşamalarını sağlamak  için , ne anayasa düzenlemeleri , ne kanunlar çıkarılmış ,ne hadd-i hesaba gelmez masraflar yapılmış, hala yapılmaktadır. Çünkü, kardeşlik atmosferi çerçevesinde ,ülke vatandaşlarının birlik ve dirliği her ülke ve yöneticileri için altın değerinde hayati bir konudur. Aklı başında olan her normal devlet ,ülkenin bütün imkanlarını bu yola seferber eder. Bu birlik beraberliği bazen hukukla, bazen ekonomik tedbirlerle bazen ideolojilerle bazen de din ile sağlar. Bir ülkedeki yöneticinin  en önemli vazifesi ,devlet aklıyla ,halkı arasında, ihtilafa sebebiyet verecek noktaları bilerek onu ıslaha yönelik adımlar atması ,tedbirler alması birlik ve beraberliği sağlamasıdır.
Beşerî sistemler bu birlikteliği hedeflediği gibi İslam’da bu birlikteliği hedefler. İslam tevhit dinidir. İslam tek Allah inancı ile ferdi  duygu düşünce ve inanç dünyasında dağınıklıktan kurtulup birliğe ulaştırdığı gibi inanan insanlardan oluşturduğu  cemiyet ve toplumu da birlik beraberliğe ulaştırmayı hedefler. Bu Müslüman bir toplumda dinin en önemli gayesidir. (Al-i İmran,103;Enfal ,46; Al-i İmran ,105)
Dolayısıyla Müslüman bir cemiyette o toplumu yönetenlerin her amel, davranış ve icraatının pek tabii  bu maksada yönelik olması gerekir. 

Sosyal değerleri bozmak fesatçılıktır
  Halbuki bir ülkenin,  insanları arasındaki birlik beraberlik, sevgi ,kardeşlik bağları ,zor zamanda birbirlerinin yanında olma gibi değerler bir toplum için en kıymetli, en hayati  manevi unsurlardır.
    Tarihte ve günümüzde en ilkel devletlerden tutun da hukuk ve demokrasinin hâkim olduğu modern devletlere kadar her ülke ve yöneticileri , vatandaşları arasındaki  bütün farklılıklara rağmen, bu bağları koparmaz, aksine  birbirlerini kabul ile , sevgi ,saygı, birlik beraberlik, huzur ve ahenk içinde olmalarını ,yaşamalarını ister, arzular. Batı da bu farklılıkların tolere edilmesi , herkesin kaynaşması bütünleşmesi  bir ve beraber yaşamalarını sağlamak  için , ne anayasa düzenlemeleri , ne kanunlar çıkarılmış ,ne hadd-i hesaba gelmez masraflar yapılmış, hala yapılmaktadır. Çünkü, kardeşlik atmosferi çerçevesinde ,ülke vatandaşlarının birlik ve dirliği her ülke ve yöneticileri için altın değerinde hayati bir konudur. Aklı başında olan her normal devlet ,ülkenin bütün imkanlarını bu yola seferber eder. Bu birlik beraberliği bazen hukukla, bazen ekonomik tedbirlerle bazen ideolojilerle bazen de din ile sağlar. Bir ülkedeki yöneticinin  en önemli vazifesi ,devlet aklıyla ,halkı arasında, ihtilafa sebebiyet verecek noktaları bilerek onu ıslaha yönelik adımlar atması ,tedbirler alması birlik ve beraberliği sağlamasıdır.
    Beşerî sistemler bu birlikteliği hedeflediği gibi İslam’da bu birlikteliği hedefler. İslam tevhit dinidir. İslam tek Allah inancı ile ferdi  duygu düşünce ve inanç dünyasında dağınıklıktan kurtulup birliğe ulaştırdığı gibi inanan insanlardan oluşturduğu  cemiyet ve toplumu da birlik beraberliğe ulaştırmayı hedefler. Bu Müslüman bir toplumda dinin en önemli gayesidir. (Al-i İmran,103;Enfal ,46; Al-i İmran ,105)
Dolayısıyla Müslüman bir cemiyette o toplumu yönetenlerin her amel, davranış ve icraatının pek tabii  bu maksada yönelik olması gerekir. 
   Sosyal değerleri bozmak fesatçılıktır

 Kuran insanları birlik beraberliğe sıla-i rahme davet ederken sulh ve barış ortamını bozmayı da’ fesat, ifsat ‘olarak değerlendirilmektedir.
 Farklı nedenlerden dolayı toplumu bölmek, parçalamak, onları birbirine düşman haline getirmek ,aralarındaki kardeşlik, akrabalık  ,arkadaşlık bağlarını koparmanın ,bozgunculuk çıkarmanın Kuran’daki ifadesi ‘Fesat’ dır .Yapılan bu işe de ,ıslahın zıddı olan ‘İfsat’ denir.‘ İfsatta; fesada verme, telef etme, akdi bozma, insanları birbirine düşürme, nifak ve şikak çıkarma gibi mânâlar söz konusudur. Kuran’da ‘Fesat’ kelimesinin kullanımının,  daha çok fasık ve münafıklarla ilgili olduğu görülmektedir. Yani ‘Fesat’ a sebebiyet veren ameller daha çok fasık ve münafıklardan sadır olduğu gibi bu amelleri işleyenlerde Allah ve kullar nezdinde fasıklık ve münafıklık fiilleri işlemiş dolayısıyla da bu isimler ile anılmaya ,muamele görmeye müstahak hale gelmiş olurlar.

Kuran’ın daha ilk kapağı  açıldığında ,hemen ikinci sayfada tafsilatlı olarak ‘kafir’ veya ‘Müşrik’ den değil , uzun uzadıya ‘Münafık’ tan ve onların özelliklerinden bahsedildiği  görülmektedir. Neden acaba? Bakara Suresi  11. Ayet’e mealen bakıldığında“Ne zaman onlara: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın!’ denilse ‘Biz sadece barışçıyız, ortalığı düzeltmekten başka işimiz yok!’ derler.(Halbuki) Gözünüzü açın, bunlar bozguncuların ta kendileridir, lakin şuur yoksunudurlar, fark edemiyorlar.”buyrularak hem münafıkların  tarif edildiği  hem de müminlerin onlara karşı dikkatli ve uyanık olmaları salıklandığı müşahede edilmektedir. 

 Bu ayette dört noktaya dikkat çekilmektedir. İlk olarak Allah tarafından münafıkların  yaptıklarının bir ‘Fesat’ hareketi, davranışı olduğunu tespit edilmektedir. İkinci olarak onların fesat çıkaran bir topluluk  olmalarına rağmen insanlara kendilerini ‘Islahçı’ olarak takdim ettikleri ifade edilmektedir. Üçüncü olarak da onları ve yaptıklarını tarif ederek gerçek müminlerin bunların verebilecekleri zararlara karşı dikkatli ve uyanık davranmaları onları ve davranış biçimlerini iyi bilmeleri aldanmamaları gerektiği  belirtilmektedir. Dördüncü dikkat çekilen konu ise, onlardaki; Şuur yoksunluğudur. Yani sebebiyet verdikleri felaketin farkına varamayacak kadar bilinç fukaralığı yaşamaktadırlar, dolayısıyla da bu insanların arkasından gidilmez, güvenilemez.

 Evet ‘Hiçbir müfsid ben müfsidim demez.’ Buna göre onlar: “Eğer yeryüzünde ıslahçı olarak gösterilecek bir zümre varsa o da biziz.” diyorlar. Aslında, günümüzde de hangi ifsatçıya sorarsanız sorun, “Biz her türlü klik, mezhep, meşrep anlayışların çok çok ötesinde insanlığa hizmet eden kimseleriz.” dediklerini duyarsınız. Onlar böyle diyecekler ama görünen köy kılavuz istemez, onlar bozguncuların ta kendileridirler ve yalan söylemektedirler.’(Bir İcaz Hecelemesi, Bakara Suresi,11)

<< Önceki Haber Kim huzuru kaçırıyor, Kim Müfsit? Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER