Sultan II.Abdülhamid Han’ı unutulmadı

Saadet Partisi Fatih İlçe Gençlik Kolları vefatının 96. Yıldönümünde Sultan II. Abdülhamid Han için kabri başında anma programı düzenledi.

Sultan II.Abdülhamid Han’ı unutulmadı

Saadet Partisi Fatih Gençlik Kolları, vefatının 96. yıl dönümünde Sultan II. Abdülhamid han için anma programı düzenledi. Sultan’ın Çembertaş’taki kabri başında düzenlenen programa Saadet Partisi Fatih Belediye Başkan Adayı Lütfi Kibiroğlu, Fatih İlçe Başkanı Muzaffer Serenli, AGD İstanbul Şube Başkanı Ali Uğur Bulut, AGD Fatih Şube Başkanı Osman Oktar’ın yanı sıra çok sayıda vatandaş ve basın mensubu da katıldı. 

Kur’an’ı Kerim tilavetiyle başlayan programda Saadet Partisi Fatih Gençlik Kolları Başkanı İbrahim Bakşiş tarafından basın açıklaması yapıldı. Tam metni aşağıda bulunan basın açıklamasının ardından AGD İstanbul Şube Başkanı Ali Uğur Bulut bir konuşma yaptı. Bulut, Siyonistlerin bugünlerde Mescid’i Aksa’nın yıkılmasına yönelik yaptıkları saldırılara atıfta bulunarak II.Abdülhamid’in Siyonistlere karşı verdiği mücadelenin ne kadar önemli olduğunun bugün daha da anlamlı ve önemli olduğunu söyledi. Dünyadaki zulümlerin İslam Birliği’ni tesis etmekle önlenebileceğini belirten Bulut, bunun temeli olan D8’in kurucusu Erbakan’ı da rahmetle anıyoruz dedi.
Fatih Gençliğinden İlginç Çalışma.

Saadet Partisi Fatih Gençlik Kolları ilginç bir çalışma gerçekleştirdi. Sultan II.Abdülhamid’in biyografisi ve hayatından önemli kesitleri içeren kısa filmler hazırlayan gençler, Türkçe ve İngilizce olarak bu filmleri Sultan’ın kabrinin çevresine koydukları televizyonlu elektronik stantlarda izlenilmesini sağladılar. Gençlerin ayrıca II.Abdülhamid ve Erbakan’ın hayatını içeren Türkçe ve İngilizce kitapçığı da dağıttıkları görüldü. Anma programı dua ve ikramla son buldu.

İşte Saadet Partisi Fatih Gençlik Kolları Başkanı İbrahim Bakşiş’in okuduğu basın açıklaması:

"Kıymetli misafirler, saygıdeğer basın mensupları;

Bugün burada, 99. İslam Halifesi ve 34. Osmanlı Padişahı cennet mekân Sultan II. Abdülhamid Han’ı, vefatının 96. yıldönümünde kabri başında dua ve rahmetle anmak, davası için verdiği mücadeleyi tebrik ve teyit etmek, kendisini gerçek manada anlamaya çalışmak amacıyla toplanmış bulunmaktayız.

Dünyanın dört bir yanına nizamı, selameti, refahı, fazileti ve saadeti, kısaca İslam’ı götüren muhteşem neslin en güzide örneklerinden biri olan Sultan II. Abdülhamid Han’ın huzurundayız.

Sultan Abdülhamid Han, yüzyılın tam ve gerçek olarak keşfedemediği bir siyasetçi ve devlet adamıydı. Hayatını inancı uğruna adamış bir mümin, şefkatli bir baba, halkını; din, dil ve ırk ayrımı gözetmeden seven, ve huzurunun temin için mücadele eden bir devlet adamı, dış siyasette ise devletlerarası dengeyi, ülkesinin menfaati doğrultusunda en iyi şekilde temin eden gerçek bir strateji dehasıdır. Yüksek maneviyatı, nezaketi, devlet adamlığı ve dehasıyla Osmanlı devletinin son dönemine damgasını vuran yüce bir şahsiyettir.

Eğitime, sağlığa ve bilime büyük önem veren Sultan, Osmanlı'nın Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde kalan toprakları üzerinde 5 bin eğitim kurumu yaptırmıştır. Günümüzde halen kullanılmakta olan birçok okul ve kurumlar O’nun döneminin eserlerindendir.  

Memlekette çok büyük imar ve eğitim faaliyetleri başlatarak, çoğunu şahsi parasından karşıladığı cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü ve imarethane yaptırdı. Bu eserlerin tamamı 1552 adet olarak kayda geçmiştir. Ayrıca ülkenin dört bir yanını demiryollarıyla döşetmiştir.

O’nun ileri görüşlülüğü sayesinde, eleştirilere aldırmadan Çanakkale boğazına yerleştirdiği topların, en kritik anlarında savaşın bizim lehimize dönmesinde nasıl tesir ettiğini hepimiz biliyoruz.

Sultan 2. Abdülhamid Han, bugün Ortadoğu’da yaşanan dramı, bundan tam bir asır önce görmüş ve tek başına eşsiz bir mücadele örneği göstermiştir. Ortaya koyduğu mücadelenin, iktidarının sonunu getirebileceğini çok iyi biliyordu. Ama O’nun kaygısı tahtı değil, milletinin selametiydi. Bedeli ne olursa olsun, taviz vermeden mücadelesini sürdürdü.

O dönemde Yahudiler, Theodor Herzl ile, Sultan Abdulhamid’e Osmanlı’nın tüm borçlarının ödenmesi karşılığında Filistin’den toprak talep etmişlerdi. Osmanlı’nın ve Sultan’ın çok sıkıntılı dönemine rastlamasına rağmen Sultan bu talep karşısında; “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Kanla alınan topraklar para ile satılmaz” diyerek kaya gibi sert bir cevap vermiş ve huzuruna gelen heyeti kovmuştur.

Bütün bu mücadelelere rağmen son zamanlarda ırkçı emperyalizmin işbirlikçileri tarafından dedemiz Osmanlı'yı itibarsızlaştırma çabaları gerek devlet eliyle gerekse de yazılı ve görsel basın aracılığıyla sistemli ve maksatlı olarak yürütülmektedir.

Bugün II. Abdülhamid Han’ın yolundan gittiğini söyleyenler,  şehit kanlarıyla alınan bu İslam topraklarını, haçlı sürülerinin kuruluşu olan NATO toprağı ilan etmişlerdir.

Dış ve iç politikada dirayetli bir Hakan olan Sultan Abdülhamid, Osmanlı devletini 33 yıl hiçbir savaşa sokmadan yöneterek dünya dengelerini elinde bulundurması, siyasi deha olduğunu ortaya koymaktadır. 

Bu arada, İttihat ve Terakki Fırkası'nın ilk hedefi II. Abdülhamid'i tahtından indirmekti. Ancak sadece II. Meşrutiyetin ilanına muvaffak olmuşlardı. II. Meşrutiyet ile birlikte halkın Sultan Abdülhamid'e sevgisi ve bağlılığı daha da artmıştı. Bu nüfuzu ortadan kaldırmak için içeriden işbirliğine açık insanları kullanan Batı, nihayetinde 31 Mart Vakası'nı bu memlekete yaşatmış ve 27 Nisan 1909 Salı günü 33 yıl boyunca Osmanlı’yı ayakta tutmayı başarmış büyük padişahı tahtından etmişti.

Bizler bugün II. Abdulhamid Han'ı yâd etmek için buradayız ama aynı zamanda tarihten ders almak için de buradayız. Nasıl ki ırkçı emperyalizm o günkü işbirlikçileri vasıtasıyla, Osmanlı'yı parçalamış, millet ve memleket sevdalısı Sultan II. Abdulhamid Han'ı tahtından etmiş ise, bugün de yine yerli işbirlikçileri vasıtasıyla memleketimizi parçalamak istemekte, kurtuluş reçetesi olan milli görüş kadrolarının iktidara gelmesini başta algı yönetimi ve medya ambargosu olmak üzere çeşitli hile ve desiselerle engellemeye çalışmaktadır.

Sultan Abdulhamid Han, manevi yönü çok kuvvetli, dindar ve son derece şefkatliydi. Elinde fırsat varken bile düşmanlarının kanını dökmemişti. 31 Mart olaylarında devlete karşı ekseriyeti Sırp, Bulgar ve Yunanlı olan isyancı çete mensuplarının yağma ve cinayetlerine karşı muazzam donanımlı ordularını bile kullanmayan Sultan Abdülhamid; endişelerini dile getiren ordu komutanlarına şu anlamlı sözleri söylemiştir: ”Biz yalnızca padişah değil, aynı zamanda bütün Müslümanların halifesiyiz. Otuz küsur senelik saltanatımızda hiç kan dökmedik, hayatımızın sonlarında Müslüman kırdırıp günaha giremeyiz. Onları Cenab-ı Hakk’a havale ediyorum.” demiştir.

Sultan Abdülhamid, en çok saldırı ve komplolara maruz kalan padişahtır. Halkın sevgisine rağmen sırf Müslüman kanı dökülmesin diye kendini feda etmiştir. Öyle ki meclis, Abdülhamid’in tahttan indirilmesine karar vermesine rağmen fetva emini Hacı Nuri Efendi, Sultan’ın tahttan indirilmesine fetva vermemiştir. Sultan Abdülhamid’in mücadelesinin önemini anlamak için, tahttan indirilme kararını kendisine tebliğe gelen dört kişiyi tanımak yeterlidir. Bunlardan birincisi Yahudi casus Emanuel Karasu’dur, ikincisi Ermeni senatör Aram efendidir, üçüncüsü Osmanlı devletine karşı silah çekmiş hain Esat Toptani paşadır, dördüncüsü ise ismi birçok skandala karışan gürcü Arif Hikmet paşadır.

Abdülhamid Han, tahttan indirilmiş ama 33 yıl şan ve şerefle dolu padişahlık görevini başarıyla ifa etmiştir. Abdülhamid’in akıllarda kalan en büyük özelliği ise çok güçlü maneviyata ve vatan sevgisine sahip olmasıydı. O, sürgüne gönderildiği Selanik’te yaşlı ve hasta vaziyetteyken balkan savaşı çıkmış ve onu İstanbul’a götürmeye gelenler düşmanın yaklaştığını ifade etmesine rağmen aslan gibi kükremiş ve “Bende bir silah alır; asker evlatlarımla beraber vatanı müdafaa ederim, ölürsem de şehid olurum” demiştir. 

Sultan, 33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi, 3 yıl Selanik'te Alatini köşkünde ev hapsinde tutulduktan sonra 1912'de İstanbul'a Beylerbeyi Sarayına getirildi. 10 Şubat 1918’de İstanbul’da vefat etti.  Ama onun mücadelesi devam etmektedir. Bizler de aynı şuur ile bugün buradayız. Bize bu ulvi değerleri unutturmaya çalışanlarla mücadele eden kardeşlerimize de buradan Milli Görüş lideri, ümmetin önderi Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın diliyle sesleniyoruz; “Ey yürekleri dağlar kadar büyük ve azimleri kayalar kadar sağlam Millî Görüşçüler, Saadet Partililer, Ne olursa olsun, gelecekten asla ümit kesilmeyecektir. Tarihinize bakın, inancınıza sarılın, Milli Görüşe sarılın. Zulüm ebedî olmaz. Kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır.” 

Bu anlamlı günde, Sultan Abdülhamid’i bir kez daha rahmetle anıyor, davasını savunmaya devam ettiğimizi belirtiyoruz. Aziz milletimizden tek arzumuz odur ki, onun devrinde yaşama bahtiyarlığına ermiş olmalarına rağmen onu anlayamayanlar ve onu geç anlayanlar gibi olmayalım. Onu ve onun yolundan gidenlerin tavsiyelerini çok geç olmadan anlayalım. Üstad Necip Fazıl’ın sözüne ekleyerek diyoruz ki; ”Abdülhamid’i ve Erbakan’ı anlamak her şeyi anlamak olacaktır”. 

Vefatının 96. Yıldönümünde cennet mekân Sultan II. Abdulhamid Han’ı bir kez daha rahmetle anıyoruz.

Dua programımıza ve basın açıklamamıza katılan siz kıymetli misafirlerimize, saygıdeğer basın mensuplarımıza ve bu toplantımızın güvenliğini sağlayan emniyet güçlerimize teşekkürlerimizi sunuyoruz, hepinizi Allah’a (c.c.) emanet ediyoruz."

<< Önceki Haber Sultan II.Abdülhamid Han’ı unutulmadı Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER