İhtilalciler Babıali’den geçecekti!

27 Mayıs’tan sonra darbecilerin ‘Babıali’den de geçeceğiz’ sözünü boşuna söylemediği ortaya çıktı. Türkçü, siyasetçi, yayıncı Tahsin Demiray’ın arşivinden çıkan belgeler de bunu doğruluyor.

İhtilalciler Babıali’den geçecekti!

27 Mayıs 1960 darbesinden hemen sonra Milli Birlik Komitesi (MBK) üyeleri üniversitelere el atmış, Demokrat Parti’yi (DP) kapattıktan sonra siyasi partilerle ilgili düzenlemeye gitmiş, sıra basına gelmişti. Darbeciler bu niyetlerini “Babıali’den de geçeceğiz.” sözüyle ortaya koymuştu. Darbeyi yapanlardan Milli Birlik Komitesi (MBK) Üyesi Muzaffer Özdağ bu sözü boşuna söylememişti. 27 Mayıs’ın üzerinden geçen 47 yılda ortaya çıkan bir belge bunu doğruluyordu. Cumhuriyet Gazetesi’nin sahiplerinden ve başyazarı Nadir Nadi Abalıoğlu, 1962’de, basınla ilgili böyle bir dosyanın varlığından haberdar olarak veya şüphe duyarak, durumun araştırılması için İçişleri Bakanlığı’na bir dilekçe ile başvurmuş, Vali Muavini Fikret Aslan imzasıyla bakanlığa verilen cevabî yazıdan da olayın doğruluğu anlaşılmıştı. Ünlü Türkiye Yayınevi’nin sahibi, yayıncı, yazar, Köylü Partisi ve Adalet Partisi kurucularından ve Türkçü kimliği ile bilinen Tahsin Demiray’ın arşivinde ortaya çıkan belgeye göre “Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi Abalıoğlu’nun dilekçesinde bahis konusu edilen rapor arşivlerimizde bulunmuştur.” deniliyor. Rapor, İstanbul’da çıkmakta olan gazetelerin sahipleri ve önemli yazı kadroları hakkında bilgiler içeriyor. Buna, bir anlamda, 2000’li yıllarda sıkça tartışma konusu olan ‘andıç’ türü raporların 27 Mayıs döneminde hazırlananı demek mümkün. Orgeneral Refik Tulga’nın vali olduğu İstanbul’da Vali Muavini Fikret Aslan’ın imzasını taşıyan yazıya göre rapor, ihtilali müteakip İstanbul 1. Şube Müdürlüğü yapmış Kurmay Binbaşı Fuat Yılmaz tarafından verilen bir direktifle yine 1. Şube Müdürlüğü’nde basın bürosunda çalışan komiser Muzaffer Us tarafından 7 nüsha olarak tanzim edilmiş. Bunun 6 nüshası Binbaşı Yılmaz’a verilirken bir nüshanın da dosyada saklandığı bilgisi komiserin şifahi beyanından ortaya çıkmış. Raporun resmî bir yazı ile bakanlığa gönderilmediği gibi kanunî bir takibata da mesnet oluşturmadığı vali yardımcısının açıklamasından anlaşılıyor. ‘Andıçın’ neden hazırlandığı konusuna gelince: “O zamanki MBK üyelerinden bazılarının ‘Babıali’den de geçeceğiz’ şeklindeki beyanatları üzerine bu notların ilimizde münteşir bütün gazetelerin yazı aileleri hakkında hazırlatılmış olduğu aynı komiser tarafından ilaveten beyan olunmuştur.” ‘Babıali’den de geçeceğiz’ sözü sarf edildiği dönemde yeterli tepki almamış, alamamıştı. Yalnız dönemin gazete yönetici ve patronları, Abdi İpekçi’nin önerisi ile karşı hamle olarak, basın ahlâk yasasına imza koymuş, ayrıca basın şeref divanını teşekkül ettirmişlerdi. Böyle bir çalışmadan hiç haberi olmadığını söyleyen 27 Mayısçılardan Numan Esin, Fuat Yılmaz’ın o zaman valilikte görevli olduğunu, valiliğin istemesi ile bunu yapmış olabileceğini anlatıyor. Esin, Özdağ’ın sözünün basını susturmaya değil, basın çalışanlarına sendikalaşma ve başka haklar da sağlayarak, onların patron karşısında güç kazanmalarına yönelik çalışmaları ifade ettiğini iddia ediyor. Heyecanlı bir Türkçü olarak tanınan Tahsin Demiray’ın arşivinde yer alan ‘basın’ dosyasında, bir de 9 Aralık 1957 tarihinde Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürü Munis Faik Ozansoy tarafından 2177 sayılı yazısına istinaden yapılması talep edilen bir başka çalışmaya yönelik bilgiler de mevcut. Ozansoy, gazete kadrolarında yer alan, komünistlikten mahkûm veya sanık olmuş ya da Sovyet Rusya ile uydu devletlerinde kısa veya uzun süreli bulunmuş kimselerin durumlarının acele bildirilmesini istiyor ilgililerden. Emniyet hiç vakit kaybetmeden hemen Cumhuriyet Gazetesi’ni araştırmakla başlıyor göreve. Bunu da “Evvela Cumhuriyet Gazetesi hakkında calibi dikkat bir haber aldığımızdan…” diyerek açıklıyor İstanbul Vali Yardımcısı, durumu İçişleri Bakanlığına arz ettiği çalışmada. CUMHURİYET’TEKİ ANTİ-KOMÜNİST YAZILAR Raporda, Cumhuriyet Gazetesi’nde bir ara neden komünizme karşı yazılar çıktığı, bir müddet sonra da nasıl komünist çevrenin etkisini arttırdığına dair bir bölüm var. Buna göre komünist Zekeriya Sertel, Cumhuriyet başyazarı Nadir Nadi’ye rastlıyor ve ondan demokratik dünya devletlerinin bir gaye etrafında birleşmeleri ile ilgili bir başmakale yazmasını rica ediyor. Fakat Nadi, aradan epey süre geçmesine rağmen böyle bir yazıyı yazmıyor. Bu sefer Sertel, kendisi, bu konuda bir yazı yazıp bunu köşesinde yayımlamasını rica ediyor Nadi’den. O da kabul ediyor. Yazı gazetede çıkıyor fakat sıkıntılı bir durum olması muhakkak ki, ertesi gün makalenin el yazısı nüshası tüm aramalara rağmen gazetede bulunamıyor. Tahminlere göre bunu Zekeriya Sertel çaldırtmıştır. Bunun üzerine Cumhuriyet’te komünistler aleyhine yazılar çıkıyor. Bilahare de komünistlerin yavaş yavaş Cumhuriyet’e girmeye başladıkları gözleniyor. Rapora göre komünistlerin gazeteye alınmasında Nazım Ulusay büyük rol oynuyor. Cumhuriyet’le ilgili daha kapsamlı bir raporun mevcut olduğu Tahsin Demiray’ın arşivinde ayrıca Hürriyet, Milliyet ve Vatan gazetelerinin, sahipleri ve çalışanları ile ilgili yazılar da bulunuyor. Üzerlerinde tarih olmamasına rağmen, Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürü Munis Faik Ozansoy’un 1957’deki talebinden ziyade, içerikleri okunduğunda 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra hazırlandıkları belli olan raporlardaki bilgiler dikkat çekiyor. Vâlâ Nureddin, ‘Bu Dünyadan Bir Nazım Geçti’ kitabının 137. sayfasında, Nazım Hikmet ile birlikte Bolu’da oldukları sırada kendilerini takip eden Tahsin Demiray için “Ayınpe” (doğrusu Ayn-Pe), yani askeri polis, bir nevi siyasi polis veya MAH (MİT’in eski adı) teşkilatı adamı olup bizi takibe memur edildiğini söylerlerdi.” diye yazar. Bunu da Türk Editörler Derneği’nin, meşhur Kitapçı Hilmi’nin 80. yaş günü için tertiplediği ziyafette, Demiray’ın, Bolu’da kendilerini takip edenin kendisi olduğunu itiraf etmesine dayandırır. 1965’te baskısı yapılan kitaba Demiray, iki yıl sonra 19-20 Mayıs’ta, Kayseri’de yaptığı bir konuşmada ithafta bulunup “İstihbarat işlerinde, o zamanki adıyla (Ayın Pe=A.P.) teşkilatında çalışıyordum.” diyerek Nureddin’in iddiasını doğrular. Bu durum, 1971’de vefat eden Demiray’ın arşivindeki bu bilgileri daha ehemmiyetli kılıyor. 1903 doğumlu Tahsin Demiray, 1923’te İstanbul Muallim Mektebi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde son sömestre kadar tahsil görür. Bolu Sultanisi (lise) ilk kısım öğretmenliği yapar (1921). Başka yerlerde de öğretmenlik vazifesi üstlenen Tahsin Demiray, yeni kurulmuş cumhuriyetin ilk ve önemli yayıncılarından biridir. 1925’te Türkiye Yayınevi’ni kurar. Sonra basımevi işine de girer. Kardeşi Celal Demiray’la birlikte bu işe ağırlığını koyan Tahsin Bey, Yeni Yol mecmuasının dışında bugün yaşları ileri olanların bir zamanlar okuduğu çocuk dergilerinin de yayıncısıdır. Yavru Türk, Çocuk Haftası bunların başında gelir. Resimli Mecmua, Ev İş, Yıldız, El İşleri, 1001 Roman, Hafta çıkardığı diğer yayınlardır. Demiray’ın sermaye birikimini harf inkılâbı sonrası basımını yaptığı okul öğrencilerine yönelik resmî kitaplarla sağladığı biliniyor. Yeğeni Gökhan Demiray’ın söylediğine göre, Enver Ören Türkiye Gazetesi’ni, amcası vefat ettikten sonra tüm işleri üzerine alan yengesi Rezan Hanım’dan satın almış. Burada bir yanlış anlama da olabilir. Tahsin Demiray, yayıncılığın dışında da önemli bir isimdi. DP’den ayrılan bir grupla birlikte Köylü Partisi’nin kurucuları arasında yer alan Demiray, bu partinin, önce Millet Partisi ile birleşmesi, ardından da Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi halini almasıyla siyasî hayatına burada devam etmiş. CKMP, bugünkü MHP’nin çekirdeğidir. Demiray, 27 Mayıs’tan sonra ise AP’nin kurucuları arasında yerini alır. Milletvekili seçilir. Gazeteciler Cemiyeti ile Sosyoloji ve Editörler Cemiyeti’ne üyeliği başta olmak üzere çok faal bir sosyal hayat sürer. Yayınevinin yazarları arasında ise Nihal Atsız, Abdullah Ziya Kozanoğlu, Cemil Cahit Cem gibi devrin daha nice önemli kalemleri bulunur. Evet bu bilgilerden sonra şimdi de belgelere dönelim tekrar. Önce Cumhuriyet Gazetesi. İhtilalcilerin isteğiyle hazırlandığı anlaşılan metin, Cumhuriyet Gazetesi’nin kuruluşunu anlatarak başlıyor: “Atatürk’ün müzahereti ile Ankara’da Hakimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazetelerini çıkaran Yunus Nadi, cumhuriyet rejiminin ilanı ile İstanbul’a gelerek Matosyan adında bir Ermeni’ye ait olup, işgal senelerinde İngilizler tarafından hapishane olarak kullanılan Cağaloğlu Halkevi Sokak 30/4 adresindeki matbaayı Matosyan’ın firarı üzerine ve belki de o zamanki hükümetin göz yummasıyla eline geçirmiş ve bu suretle 1924 yılında Cumhuriyet Gazetesi’ni tesis etmiştir. Yunus Nadi Abalıoğlu, menfaati için Atatürk’e çok yaltaklık yapmış…” Bir sonraki paragrafta Yunus Nadi’nin, Habip Edip Törehan vasıtasıyla matbaa makineleri getirdiğini, daha sonra mutabık kaldıkları komisyonu Törehan’a vermemesi üzerine birbirleri aleyhine neşriyata başladıkları da yazılıyor. Ayrıca, Nadi’nin, aynı zamanda maden işleriyle de meşgul olduğu ve bir Ermeni’ye ait Ege bölgesinde maden ocağını bu Ermeni’nin firarı dolayısıyla uhdesine geçirdiği ve servet başlangıcına bu suretle kavuştuğu ifade ediliyor. Nadi ailesinden Emine Uşaklıgil, bu hususlar hakkında duyumları olduğunu fakat kayıtlar olup olmadığı hakkında araştırma yapma imkânı henüz bulamadığını ifade ediyor. Bunun, o zamanki iktidar tarafından madencilikle ilgili bir şirketin yönetim kurulunda görevlendirmesi ile ilgili olabileceğini de belirtiyor. Rapordaki bazı ifadeler, MİT’in eskiden hazırladığı raporlarda tartışmalara yol açan magazinsel üslubuna da yakınlık gösteriyor. Nadir Nadi Abalıoğlu ile ilgili “… yedek subaylığı sırasında Mesut Cemil’in karısını kandırmış ve kadın Mesut Cemil’den 1957’de ayrılarak Nadir Nadi ile evlenmiştir.” satırları akla hemen bunu getiriyor. Nadir Nadi ile alakalı, ayrıca, babasına olan şükran borcundan dolayı Atatürkçü gözüktüğü, sosyalist fikirli olduğu da anlatıldıktan sonra “Kültür, karakter ve ananesini Avrupai istikamete götürme gayesini güden sahte inkılâpçıdır.” ifadesine yer veriliyor. Raporda, Cumhuriyet’in İkinci Dünya Harbi’nde, para mukabilinde Almanları desteklediği bilgisine de yer veriliyor. Gazetenin kurucusu Yunus Nadi’nin ölüm yıldönümlerinde verilen Yunus Nadi Mükafatı’nın da sol tandanslı şahıslardan teşekkül eden jüri heyetince daima sol tandanslı muharrirlerin eserlerine verildiği bilgisi de raporda ifadesini buluyor. Cumhuriyet Gazetesi çalışanları için o zamanlar yazılmış şu satırlar, bugünler gözetilerek yazılmış sanki: “Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışanlar mutlak surette idarecilere itaat etmek ve onların söz ve direktiflerini dinlemek mecburiyetindedirler. Gazetede tam bir istibdat havası hüküm sürmektedir. Muterizler (itiraz eden), bu gazetede sureti katiyede barınamazlar. Gazeteye alınacakları bizzat Cevat Fehmi (Başkut) tayin eder.” Cumhuriyet’te bugün değişen tek şeyin ne olduğunu yazmaya gerek yok herhalde! Notlarda, şahısların ne zaman ve ne kadar dövizle yurtdışına çıktıkları da kayıtlı. Mesela Cevat Fehmi Başkut, 1957’den 1959’a kadar üç kez ve 4 bin 107, 2 bin 500 ve 5 bin Türk Liraı karşılığı dövizlerle yurtdışına çıkmış, buna da DP mensubu Emin Kalafat destek olmuş. Cumhuriyet Gazetesi ile alakalı bunun dışında Doğan Nadi, Ahmet Hamdi Varoğlu, Hasan Ali Yücel, Hüseyin Cahit Yalçın, Tahir Fakir Baykurt, Necati Mahmut Makal, Mehmet Nuri Mazhar Kunt, Ali Ulvi Ersoy, Osman Okyar gibi isimler hakkında da bilgiler mevcut. Bugün Cumhuriyet’le özdeş İlhan Selçuk, raporların hazırlandığı tarihte henüz gazetede değil. Burhan Felek ismiyle bildiğimiz Mehmet Burhanettin Felek’le alakalı da biyografik bilgiler verildikten ve Eleni adlı zengin bir Rum’la evli olduğunu belirttikten sonra “Eşi Rum asıllı olduğu için Yunanlılar aleyhinde yazı yazmamakta ve sık sık Yunanistan’a seyahat ederek ekseri vaktini burada geçirmektedir.” deniliyor. Bu satırlar da Felek için yazılmış: “Aşırı derecede muktesittir (tutumlu). İdealist bir Atatürkçü değildir. Düşkünlere yardım hissi yoktur. Ne kokar ne bulaşır cinsinden bir tiptir.” Cumhuriyet Gazetesi bölümünde Kemal Sadık Gökçeli, yani Yaşar Kemal’in önceleri milliyetçi olduğu halde Abidin Dino’nun tesiri ile komünizmi benimsediği kaydediliyor. 10. kuruluş yıldönümü sebebiyle İsrail’in davetlisi olarak 25 Şubat 1958 tarihinde aldığı altı aylık 83402 numaralı pasaportla İsrail’e gidip geldiği bilgisine de yer verilen raporda, Adana’da bulunduğu yıllarda ‘dilenci gibi herkesten para istediği de iddia edilmiş, ‘… fikir yazılarıyla cemiyete zararlı, (…) inandığı komünizm davası için her fenalığı yapabilecek bir tiptir. (…) Komünist taktiği olarak icabına göre sahte milliyetçi, sahte Atatürkçü’dür.’ ifadelerine yer verilmiş. HÜRRİYET’E VATİKAN YARDIMI Hürriyet Gazetesi ile ilgili ise şu kayıtlara rastlıyoruz: “Süleyman Sedat Simavi, sabık İstanbul Valisi Dr. Lütfü Kırdar ve Burla Biraderler’in muhasebeciliğini yapan samimi dostu Alaettin delaletleriyle (Selanik dönmelerini ve masonluğu müdafaa etmesi şartıyla) Burla Biraderler’den 250 bin lira civarında kredi sağlamış ve Hürriyet Gazetesi’ni tesis etmiştir. Simavi, Burla Biraderler’in şartına riayet etmemiş ve fakat aldığı krediyi ödemiştir.” Fakat Hürriyet için ilginç bir not daha var belgelerde: “Süleyman Sedat Simavi’nin Hürriyet Gazetesi’ni tesis sırasında Papa’dan İstanbul’daki kardinali vasıtasıyla, papalık lehinde neşriyat yapmak kaydıyla 100 bin liralık yardım gördüğü söylenmektedir.” Sedat Simavi’nin oğullarından Haldun Simavi’yle ilgili özel zevkleri anlatıldıktan, dinî inancı konusunda fikir yürütüldükten sonra da ‘gazetenin tirajını arttırmak ve daha fazla para kazanmak ve kazancını safahat âlemlerinde sarfetmekten başka bir gayesi yoktur. Sosyete adamıdır.’ deniliyor. Erol Simavi, Hasan Tahsin Öztin, Selçuk Çandarlı, Nihat Sami Banarlı’nın da değerlendirmeye tabi tutulduğu Hürriyet Gazetesi ile ilgili, Vali Lütfi Kırdar’ın, gazetenin, Cağaloğlu’ndaki meşhur binasından önce bu yerde bulunan binaları istimlâk ettiği ve bir yardım olarak Simavi’ye belediye marifetiyle devrettiği ve muhtemelen de bundan komisyon aldığı ileri sürülüyor. Gerek Cumhuriyet gerekse Hürriyet kadroları için daha ağır kaçacak ifadelere de yer veriliyor, ancak bunları yayımlamayı uygun görmüyoruz. Hakkında rapor hazırlanan devrin önemli gazetelerinden biri de Ahmet Emin Yalman’ın kurduğu Vatan. Bugünlerde belirli bir yüzdesi Aydın Doğan’a satılan Vatan’da, 27 Mayıs’ın olduğu sıralarda Nihat Karaveli ve Naim Tirali grubu ile Ahmet Emin Yalman grubu arasında bir çekişmeden bahsediliyor. Karaveli ve Tirali’nin gazeteyi ele geçirmek istediği, buna karşılık mücadele eden Yalman’ın ‘istediği anda istediği miktarda parayı zengin Selaniklilerden temin edebildiği ve para sıkıntısı çekmediği, bu sebeple gazetede daima söz sahipliğini muhafaza edebildiği belirtilmekte. Rapordan anlaşıldığına göre gelinen son noktada Yalman, eşi Ayşe Rezzan Hanım’ı da hissedar yapmış ve Yapı Kredi Bankası kurucusu ve meclis idare reisi Kazım Taşkent’ten de maddî yardım gördüğünden, Tirali grubunun gazete içindeki dengesi sarsılmış. Ahmet Emin Yalman ile ilgili yazlık ve kışlık ikamet adresleri ve mevcut telefon bilgileri verildikten sonra akrabaları hakkında bilgilerin aktarıldığı rapordan, Yalman’ın, diğer gazete patronlarına göre sık sayılabilecek sayıda yurtdışı seyahati yaptığı gözleniyor. Hakkında çok geniş kişisel bilgiler aktarılan Yalman’ın ailesinden yola çıkarak, dönmelerin aile içi evliliklerine getirilen eleştiriye de yer veriliyor. Gizli Siyonizm teşkilatı üyesi ve 33. dereceden mason olduğu belirtilen Yalman’ın ‘Bugün ak dediğine yarın kara demekte tereddüt göstermediği, halk arasında dönekliği ile şöhret bulduğu’, dinî inancı, milliyetçiliği ve vatanperverliği bulunmadığı, Atatürkçü olmadığı da ileri sürülüyor. Ve Milliyet Gazetesi. Gazetenin kurucusu Şefike ve Mehmet Hasan Hemedani’den olma Acem asıllı Ali Naci Karacan, Babıali’de Acem Ali namıyla tanınıyor. Karacan’ın, Hariciye vekili olduğu sırada Necmettin Sadak’a müracaat ederek, malî vaziyetinin bozuk olduğunu ileri sürüp ondan bir iş istediği, bunun neticesinde de İsviçre’deki Türk elçiliğinin basın ataşeliğine tayin edildiği anlatılan raporda ilgi çeken satırlardan biri de şu: “Bu vazifesi sırasında diplomatik hüviyetinden de faydalanarak Fransa ve İsviçre arasında döviz kaçakçılığı yapmış ve İsviçre hükümetinin şikâyeti üzerine vazifeden geri alınmıştır.” Ali Naci, İstanbul’a döndükten sonra, teraküm ettiği (biriktirdiği) para ile 3 Nisan 1950’de Arif Oruç’tan Milliyet’i satın almış ve bundan bir ay sonra da Milliyet yayın hayatına başlamış. DP iktidarında bir milyon 200 bin lira kredi sağlayıp, aldığı bol miktardaki resmî ilânlarla Milliyet Gazetesi’nin Cağaloğlu’ndaki binası ve matbaasını tesis etmiş. Milliyet Gazetesi’nden bunun dışında Ercüment Karacan, Refi Cevat Ulunay, Ömer Sami Coşar, Çetin Altan ve Abdi Münif İpekçi hakkında da notlar var. Çalışma sisteminin gazeteciler tarafından beğenildiği belirtilen Abdi İpekçi hakkında şeceresi ile ilgili açıklamaya yer verdikten sonra ‘sosyeteye, paraya, şöhret ve gösterişe zaafı vardır’ deniliyor. Milliyet’te çizer olarak çalışan ve İlhan Selçuk’un Adana Erkek Lisesi’nden mezun ağabeyi Turhan Selçuk hakkında ise, talebe iken öğretmen ve arkadaşlarının portrelerini çizip satmakla karikatüre başladığı, talebe arkadaşları arasında kopyacılıkla şöhret bulduğu, lise imtihanını da kopya çekerek verdiği anlatılıyor. Turhan Selçuk’un o zamanlardaki özelliklerinden biri de din ve dince mukaddes tanınan hususları küçük düşürecek şekilde karikatür yapmasıdır. Bugün Amerika karşıtlığı ile politika yapan Selçuk kardeşlerden Turhan, biyografisinde yer vermese de, o zaman, sanatını ilerletmek için Amerika’ya gitmiş, orada bulunduğu sürece de Amerikan matbuatlarında karikatürleri yayımlanmış. Aşırı sosyalist Turhan Selçuk için dinî inancı, tarihî ve ananevî geleneklere bağlılığı bulunmadığı ve cemiyete karşı isyankar ve küskün bir tavır sergilediği bilgisi not edilmiş. SAMİ KOHEN’E SORUŞTURMA Tahsin Demiray’ın arşivindeki basın dosyasında yer alan Milliyet bölümündeki belgelerden birinde Sami Kohen’le alakalı bir soruşturma yazısı da mevcut. Milliyet muhabirliğinin yanında birçok yabancı gazeteye de haberler hazırlayan Kohen, Bangkok’ta çıkan bir gazetede ‘Türkler, Kürt ekaliyet üzerinde zecri tedbirler almaktadırlar’ başlığıyla yazdığı bir makaleden dolayı İçişleri Bakanlığı’ndan Müsteşar Muavini Sabri Sözer imzasıyla hakkında takibat yapılmasına karar verilmiş. Demiray’ın arşivindeki belgelerden anlaşıldığına göre DP’den önceki tek partili dönemde CHP de basına karşı tetikte bekleyerek valilikler kanalı ile İçişleri Bakanlığı’na sürekli raporlar hazırlatmış. Bu, eskiden komünistler için yapılmış; günümüzde ise başkaları için yapılıyor. Yani Nokta Dergisi’nin kapanmasına sebep olan Genelkurmay’ın hazırladığı basınla ilgili ‘son andıç’lar ilk değil.
<< Önceki Haber İhtilalciler Babıali’den geçecekti! Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER