Ergenekon avukatına iddianame dersi

Gareth Jenkins'in ses getiren Ergenekon raporunu didiklemeyi sürdürüyoruz: İngiliz gazeteci iddianameyi kimi yerde yanlış, kimi yerde de işine geldiği gibi okumuş.

Ergenekon avukatına iddianame dersi

Gareth Jenkins'in “Gerçek ve Fantezi Arasında: Türkiye'nin Ergenekon Soruşturması” adlı 83 sayfalık raporunda tamamı Ergenekon karşıtı örneklerden seçilen eleştiriler ikiye ayrılabilir: Samimi tutarsızlıklar ve maddi hatalar içerenler. Ve pek de iyi niyetli görünmeyen çarpıtmalar, el çabuklukları. Kimse Ergenekon iddianamelerinin dikensiz gül bahçesi olduğunu iddia etmiyor. Binlerce sayfa içinde mesnetsiz pek çok iddia ve yüzlerce şüpheli arasında mağdur edilmiş pek çok kişi olduğu açık. Ama Türkiye şartlarında ve Türkiye adliye kültürü içinde yürütülmeye çalışılan böylesine bir soruşturmanın sorunlu alanlarına yoğunlaşıp büyük iddiaların karambole getirilmesi pek iyi niyetli bir değerlendirme biçimi değil. “Ergenekon yöneticisini Ergenekon öldürtecekti” Jenkins'in raporundan Türk medyasına yansıyan iddialardan en ünlüsü şu: Birinci Ergenekon İddianamesi'nde adı Ergenekon tarafından öldürülecekler arasında gösterilen Şener Eruygur, Tuncay Özkan ikinci iddianamede Ergenekon yöneticisi çıkıyor. Böyle şey olur mu! Birinci Ergenekon İddianamesi'nde savcıların Ergenekon'un Şener Eruygur, Tuncay Özkan gibi isimlere suikast düzenleyeceğine dair bir iddiası ve suçlaması yok. Bu iddia, iddianameye Osman Yıldırım'ın ifadesinde, Yıldırım hapisteyken dışarıdaki bir arkadaşına gönderdiği mektupta geçen bir cümle içinde girmiş. Bunun dışında savcılar tarafından bu iddiayla ilgili herhangi bir yorum, suçlama yapılmamış. Yıldırım bile Eruygur ve Özkan dışında Orhan Pamuk, Lagendijk gibi isimlerin de aralarında yer aldığı isimlere suikast yapılacağını iddia ettiği mektubu savcıların dikkatini çekebilmek için yazdığını söylüyor. Anlaşılan Jenkins'in kafasını, savcıların kendi iddialarıyla, iddianameye boca ettikleri delil dosyalarının birbirine girdiği Türk iddianame yazma stili karıştırmış. 8.5 sayfalık cümle Jenkins'in Türk usulü iddianameleri yanlış yorumladığı bir başka örnek de çıktığı TV'lerde iddianamenin kötü yazılışına örnek olarak tekrarladığı Kemal Alemdaroğlu'nun 8.5 sayfa boyunca süren cümlesi. Aslında Jenkins'in tek bir cümle sandığı, Alemdaroğlu'nun Ergenekon ile ilgili 32 farklı kişiyle yaptığı görüşmelerin “dediği” şeklinde alt alta yazılmasından ibaret. Bu da Türk iddianamelerin de sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Jenkins'in savcıların iddiaları ve tam metni konan delil dosyalarındaki ifadeleri birbirine karıştırıp iddianamedeki absürdlükleri teşhir ettiği başka örnekler de var. Örneğin raporun 58. sayfasında savcıların Ergenekon yapılanmasını “Masonik Bilderberg, Alman Nazileri, İngiliz istihbarat servisi ve batıdaki bazı NGOlar gibi” örgütlendiğini söylediğini iddia ederek savcıların ‘komplocu dünyasını' batılılara gösterdiğini sandığı alıntı, savcıların iddianameye koydukları Lobi adlı Ergenekon'a ait olduğu iddia edilen belgede geçiyor. Savcıların Ergenekon'un 1999'dan sonra strateji değiştirip ÇYDD, ADD gibi sivil toplum örgütlerini kontrol ettiğini söylediğini iddia ettiği alıntı ise yine savcılara ait değil, Ergenekon belgelerinden biri olan Devletin Yeniden Yapılanması belgesinden... Raporda sanıldığının aksine “Ergenekon'un kimyasal silah üretip satarak para kazanmayı düşündüğü” iddiası da savcılardan değil, deliller arasında tam metin yer alan Lobi belgesinden. Cheney ile görüşüldü mü Rapor batı kamuoyuna dönük yazıldığı için iddianameden ‘garabet örnekleri' de ona göre seçilmiş. Raporda en ‘absürd' iddialarından biri olarak Ergenekon'un Dick Cheney ile yaptığı görüşme gösteriliyor. Ama bu iddianın somut bir kaynağı var: İlhan Selçuk ve Cumhuriyet'in Yazı İşleri Müdürü İbrahim Yıldız arasındaki telefon konuşması. Konuşmada “Cumhuriyetin Washington temsilcisi Elçin Poyrazlar'ın Dick Cheney'nin bir ve iki numaralı danışmanlarıyla görüşüp, AKP'ye alternatif senaryoları konuştukları” söyleniyor. Dink cinayeti hiç girmedi ki Raporda söylendiği gibi “Rahip Santoro, Hrant Dink cinayetleri ve Malatya Zirve katliamının Ergenekon'un işi” olduğuna dair somut bir iddia şu ana kadar iddianamelere (ilk ikisinde hatta Jenkins'in okumadığı üçüncüsünde bile) girmedi. Dolayısıyla elde herhangi bir somut delil de yok. Cumhuriyet bombası Emek'ten Jenkins'in raporunda üzerinde durduğu konulardan biri de Ümraniye'de bulunan bombalar ile Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombalar arasındaki benzerlikler mevzusu. Bu konuda rivayetler muhtelif. Bombaların aynı seriden çıktığı yolundaki kesin haberlerin daha sonra doğru çıkmadığını söylerken Jenkins haklı. Bir bilgi kirliliği olduğu açık. Bunu haklı bir şekilde raporuna koyan Jenkins'in emekli subay Fikret Emek'in Eskişehir'deki evinde çıkan bombalarla Cumhuriyet'e atılan bir bomba arasında benzerlik olduğuna dair Cumhuriyet Gazetesi'nde bile haber olan iddiaları görmemesi ise büyük bir eksiklik. Peki Cumhuriyet'i bardan çıkanlar mı bombaladı? Cumhuriyet'in başyazarı İlhan Selçuk'un adının 2006 yılının Mayıs ayında Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalaması olaylarında geçmesi sahiden de inanılması zor bir iddia. Bunu da raporuna haklı olarak koyan Jenkins'in, Cumhuriyet Gazetesi'nin bir haftada üç kez bombalanması (ilk iki bomba medyada yeterince yer bulmadığı için olabilir mi), bombayı atanlardan bir kısmının barlardan para karşılığı tutulması ve bu olaydan birkaç gün sonra da aynı kişilerin Ankara'da Danıştay'ı basması gibi inanılması zor bir hikayeyi de raporuna eksiksiz koyması gerekmez miydi? Danıştay'ın kararı da o değil Bu arada Jenkins, okuduğu iddianamelerin üzerine kurulduğu cinayetin esas sebebini de yanlış biliyor; Alparslan Arslan'ın Danıştay'ı üniversitelerde türban yasağını destekleyen kararları nedeniyle bastığını zannediyor. Cinayete gerekçe yapılan söz konusu Danıştay kararı okuldan çıktıktan sonra başörtüsü takan bir anaokul öğretmeninin öğrencileri kötü etkilediğiyle ilgili bir karardı. Jenkins'ın yanılmasına şaşmamak gerek. Cinayeti işleyen Alparslan Arslan bile mahkemede “Anaokul öğretmeni başörtülü okula almadılar” diye cinayeti işlediğini iddia etmişti. Arslan'a hala İslamcı-milliyetçi diyen Jenkins, Ergenekon'daki iddiaları çürüten karşıt tüm haberleri derlemesine rağmen Danıştay Davası'nın Yargıtay kararıyla Ergenekon Davası ile birleştirilmesinden ise (raporun zamanlamasına uymasına rağmen) hiç bahsetmemiş. Tanıdık bir yorum: Silahlar boru Raporda torraktan fışkıran silahlar “Türkiye'de silah sahibi olmak kolay. Zaten Güneydoğu'daki savaş nedeniyle silahlar karaborsada” diye açıklanıyor. Ama hem Fikret Emek hem de Mustafa Dönmez'in, evlerinde çıkan silahlar nedeniyle bizzat Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından yargılandığından bahsedilmiyor. Nisan ayında çıkan Poyrazköy cephaneliği için ise hemen hemen Genelkurmay Başkanı gibi konuşuyor Jenkins “Boru bunlar.” ‘Hahamın' başının altından... Raporda en geniş yerlerden biri “İslamcı ofisboyluktan sürgündeki hahamlığa” başlığı altında Tuncay Güney'e ayrılmış. Her ne kadar Güney'in kendinden çıkan belgeleri yazmış olamayacağı söylense de Ergenekon soruşturmasının Tuncay Güney'in iddialarıyla başladığı tezi tekrarlanıyor. Delilin az olduğu ilk iddianamede ifadelerine pek çok referans yapılan Güney'in tanıklığına soruşturma derinleştikçe ihtiyaç kalmadığı ve arkadan gelen iddianamelerde kendisinden hemen hemen hiç bahsedilmediği atlanarak. Patrikhane karşıtı Ergenekon sanığı Noel Baba Vakfı Başkanı'nın, Aziz Nikolos için mücadele veren bir gönül insanı olarak anlatıldığı raporda, Turhan Çömez Başbakan'ın otoriter politikalarına kızıp AKP'den istifa eden bir muhalif, Ferda Paksüt de eşi AKP kapatma davasına bakarken CH'ye içeriden bilgi sızdıran biri değil alelade bir ev kadını, Başbakan'a suikasttan tutuklanan Atabeyler Çetesi amatör bir grup, Süleymancılar Nakşi, Ergenekon'un avukatı olduğunu söyleyen Baykal'dan bir bahis açılmamakla birlikte Başbakan “Ergenekon'un savcısı”. Bu dünyada “Taraf da kararlı bir ordu düşmanı” olmuş çok mu? Şemdinli: Hükümetin Büyükanıt'a komplosu Raporun bu pek de iyi olmayan niyetinin “Ergenekon soruşturması Türk ordusunun karşıtlarının yargı üzerindeki etkilerini kullanarak orduyu itibarsızlaştırmaya dönük ilk çabası değil” gibi ağır bir politik girişle kendine ele verdiği en çarpıcı örnek Şemdinli Davası ilgili söylenenler. Jenkins'e göre Şemdinli soruşturması aslında “AKP'nin Özkök'ün yerine Genelkurmay Başkanı olmasını istemediği Yaşar Büyükanıt'ı yıpratma operasyonu.” Rapora göre Büyükanıt'ın Yahudi kökenleriyle ilgili iddiaları dolaşıma sokanlar da “Şemdinli'de başarısız olan AKP taraftarı çevreler.” Türkiye'de en radikal ulusalcı çevrelerin bile böylesine iddiaları ortalık yerlerde dile getirmedikleri düşünülürse Jenkins, bütün rapor boyunca şikayetçi olduğu komplo teorilerine teslim olmuş gözüküyor. Şemdinli olayına karışan askerler Özel Harp Dairesi'nde olmadığı için de bu olaya derin devlet işi diyemeyeceğimizin söylendiği kısım ise Jenkins'in kafasındaki steril derin devlet tarifini ortaya çıkarıyor. JİTEM, itirafçılar Jenkins'in derin devleti içine girmiyor. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt için de soruşturma isteyen Şemdinli Savcısı Sarıkaya'nın Genelkurmay'ın yayınladığı bildiri sonrası Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından meslekten atıldığını ustalıkla saklayan Jenkins, Şemdinli İddianamesi'nin zaten baştan sakat olduğunu açıklamaya çalışırken ise daha vahim hatalar yapıyor. Jenkins'e göre, savcı, iddianamesini Büyükanıt'ın “Tanırım, iyi çocuktur” açıklamasını bile üç kez farklı şekilde kullanacak kadar özensiz hazırlamış. Halbuki Jenkins'in verdiği üç kullanımdan ilki savcının ilk elden yazdığı sözler iken, diğer ikisi iddianameye giren iki ihbar mektubundan yapılan alıntıdan ibaret. İddianamede bu iki ihbar mektubu italik ve büyük başlıklarla verilmişken Türkçesi gayet sarih olan Jenkins'ın bunu savcının özensizliğine örnek göstermesi oldukça manidar. Jenkins'in raporunda iddianameleri yanlış yorumladığına tek örnek de maalesef bu değil. Şener Eruygur; bir yanlış yapmış işte... Raporun ikinci iddianameyle ilgili eleştirileri ise sahiden çok şaşırtıcı. Darbe iddialarına yoğunlaşan ikinci iddianamede yer alan Şener Eruygur'un Jandarma Komutanlığı sırasında hazırlattığı belgeler, Başbakanın da aralarında olduğu isimlerle ilgili fişlemeler, andıçlar, siyasi temaslar, toplantılar “Eruygur'un Ergenekon ile ilgili olmayan yanlışları” olarak geçiştirilmiş. Eruygur tarafından kurulan ve amacını “Kurum kimliği altında yapılması mahzurlu olan ve fakat yapılması gereken eylem ve faaliyetleri organize etmek, toplumsal refleksi harekete geçirmek” olarak tanımlayan Cumhuriyet Çalışma Grubu ise mektup kampanyaları düzenleyen, Atatürk posterleri bastıran, konferanslar düzenleyen bir tür emekli subaylar derneği gibi anlatılmış. Türkiye'de fişlenmedik kurum ve kişi bırakmayan, rektörler ve STK'ları yönlendiren bu grubun bir benzeri İngiltere'de ortaya çıksa herhalde Ergenekon'dan daha büyük bir cadı avı başlatılırdı. Eyvah aynı soru: Peki kim sızdırdı Rapor darbe günlüklerini de pek ciddiye almıyor. 2003-2004 yılındaki darbe planlarını ortaya çıkaran Darbe Günlükleri ile ilgili Jenkins'in derdi ise çok tanıdık: Peki bunları Nokta Dergisi'ne kim sızdırdı. Türkiye'de fazla kaldığı anlaşılan Jenkins'ın bir boşluğa söylettiği iddia ise şu: Orduyu yıpratmak için İslamcılar çalıp Nokta Dergisi'ne sızdırdı. Zaten Jenkins'e göre ikinci ve üçüncü iddianamelerin üzerine oturduğu günlüklerin de Ergenekon ile hiçbir ilgisi yok. Tıpkı Balbay günlüklerinin olmadığı gibi. YILDIRAY OĞUR- TARAF
<< Önceki Haber Ergenekon avukatına iddianame dersi Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER