Çarpıcı tepki: Adı konmamış OHAL ilanıdır

Emniyet’in, Savcı Serdar Coşkun’un hukuksuz talimatını hayata geçirmesine yönelik tepkiler büyüyor.

Çarpıcı tepki: Adı konmamış OHAL ilanıdır

Avukat Orhan Kemal Cengiz, talimatı ‘adı konmamış OHAL ilanı’ diye değerlendirirken, emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş, bunu emredenin de uygulayanın da suç işlemiş sayılacağını vurguladı. Kayseri Baro Bşk. Fevzi Konaç ise linç amaçlı belgesiz çalışmanın kabul edilemeyeceğini söyledi.

Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in deşifre ettiği, Ankara SavcıSerdar Coşkun ve Emniyet Terörle Mücadele Dairesi Başkanı Turgut Aslan’ın yazılı talimatlarıyla doğrulanan Hizmet Hareketi’ne yönelik bitirme planına tepki yağıyor. Hukukçu, akademisyen ve sivil toplum temsilcilerinin ortak kanaati, talimatların ‘hukuksuz ve insan haklarına aykırı’ olduğu yönünde. Hikmet Sami Türk, Başbakan’ın Cemaat’e yönelik asılsız iddialarına delil üretilmeye çalışıldığını söyledi. “Herkesi potansiyel suçlu görme anlayışı hukuk devleti ile, Anayasamızın temel ilkeleriyle bağdaşmaz.” dedi. Orhan Kemal Cengiz, ceza muhakemesi mantığının baş aşağı edildiğini vurguladı, “Bütün bunlar adı konmamış bir olağanüstü hal (OHAL) ilanıdır.” diye konuştu. Ümit Kardaş, delil üretmeye yönelik operasyonlara karışanların yarın hesaba çekileceğini hatırlattı. Ahmet Faruk Ünsal, bir grupla gönül bağı var diye yapılan suçlamaların kabul edilemeyeceğini dile getirdi. Fevzi Konaç da linç talimatının 28 Şubat zulmüne benzediğini, belgesiz ve mesnetsiz olarak silahlı güç araştırmanın ise akla ziyan bir durum olacağını kaydetti.

Adı konulmamış olağanüstü hâl yaşanıyor


Avukat Orhan Kemal Cengiz, ‘Hizmet'e kumpas ve fişleme' talimatının aslında adı konulmamış bir ‘olağanüstü hâl' ilanı anlamına geldiğini ifade etti.

Cengiz'in skandal talimatla ilgili görüşleri şöyle: "Burada, ilk önce suçlu bulunuyor ve deniliyor ki ‘bu suçludur', arkasından da ‘bunun delillerini de siz bulun' talimatı veriliyor. Bu talimatlar ceza muhakemesi mantığının tamamen baş aşağı edildiğinin göstergesi. Çünkü siz suçun gizli emarelerini, başlangıç delillerini bulursunuz, ondan sonra bunu derinleştirme çalışmasını yaparsınız. Ama burada ‘Ben suçlu olduğunu tespit ettim. Ama elimde hiçbir somut bilgi yok, bunu siz bulun' deniliyor. Bu talimatlarla cadı avı başlamış görülüyor.

Geçmişte işlenmiş cinayetlerle bağlantılar da kurulmaya çalışılıyor. Başbakan konuşmalarını ne kadar sertleştirirse, hukuk alanında da bunun yansımalarını görüyoruz. Burada mağdur olan insanlar için Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Bütün bunlara rağmen çok ciddi mağduriyetlerin oluşacağı görülüyor. Özellikle sulh ceza mahkemeleri ile ilgili tasarı gündeme girerse seri tutuklamaların olacağı anlaşılıyor. Yani bir tür adı konulmamış olağanüstü hal rejimi bu aslında. Olağanüstü zamanlarda olağan hukuk standartlarından ayrılıp keyfi birtakım uygulamalara girersiniz çünkü tehdit algınız vardır ya da yaratılmıştır bu. Başbakan’ın asılsız iddialarına delil üretmeye çalışıyorlar

Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, savcılık ve Emniyet'in hukuksuz talimatını şöyle değerlendirdi: "17 Aralık 2013'ten bu yana Başbakan, Hizmet Hareketi'ni hedef haline getirdi.

Paralel devlet yapılanmasıyla, yargı darbesiyle suçladı. Bunlar ispatlanmamış iddialar ve suçlama olarak havada kaldı. Şimdi bu iddia ve suçlara kanıt üretme çabasına girişildiği anlaşılıyor. İlginç olan, bu çabanın hazırlıklarını eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin kısa süre önce soru önergesi olarak gündeme getirdi. Burada hukuksal anlamda, idari anlamda düz mantıkla çok ters durumlar var. Öncelikle suçun araştırılması konusunda emniyet-savcılık arasında ters bir ilişki söz konusu. Suçun araştırılmasıyla ilgili savcının emniyete bir talimatının olması gerekir. Savcı suçu araştırır, lehte-aleyhte kanıt toplar, emniyete araştırma alanıyla ilgili talimat verir. Normal mekanizma budur. Burada uygulama tersine işliyor. Emniyet suç delillerini araştırıp savcıya talimat vermeye hazırlanıyor. Elbette emniyet muttali olduğu suçları, savcı talimatı olmadan da araştırır. Ama bulguları, zanlıları savcılığa aktarır. Burada bir gariplik var. İkinci gariplik, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bu talimatı sadece 30 ilin emniyetine göndermesidir. Danıştay saldırısı gibi, Dink cinayeti gibi, tarihe geçmiş önemli suçlarla ilgili yeni bir araştırma yapacaksan kuvvetli delillerinin olması gerekir. En önemlisi; iddia, amaç ve işlem arasında makul bağlantı olması gerekir. Bugüne kadar en ufak bir bağlantı yokken, bugün herkesi potansiyel suçlu görme anlayışı hukuk devleti ile bağdaşmaz. Anayasamızın temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Evrensel insan haklarına aykırıdır. Kişi güvenliği, hukuk devletinin temel şiarıdır. Hukuk devleti, kişiye devletin müdahale edemeyeceği alan bırakır. Makul olmayan yollara başvurma, aslında soruşturmanın başarı şansını sıfırlar."
<< Önceki Haber Çarpıcı tepki: Adı konmamış OHAL ilanıdır Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER