Abdullah Aymaz yazdı... Tazarru

Tarih tekerrür eder ama aynı ile değil misliyle… Şöyle düşünüp bir mukayese etmeye baklalım…

SHABER3.COM

Abdullah  Aymaz - samanyoluhaber.com 
“Senden   (önce de bir takım) ümmetlere Resuller gönderdik. Dinlemediler: Hakka dönüş yapsın suçlarının affı için niyaz etsinler diye onları çetin bir yoksulluk, hastalık ve sıkıntılarla cezalandırdık. Bârî, kendilerine şiddetimiz geldiği vakit yalvarsaydılar, tövbe etseydiler. Fakat heyhat! Onların kalbleri kaskatı olmuş, şeytan da yapmakta oldukları mâsiyet ve günahları kendilerine süslemiş, câzip göstermişti. Kendilerine verilen öğütleri terk edip unutunca üzerine herşeyin, her zevkin ve nimetin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada ansızın onları kıskıvrak yakaladık da bir anda bütün ümitlerini kaybediverdiler! “ (En’am Suresi, 6/42-44)
Musa Aleyhisselam doğmadan önceki firavun, İsrail oğullarının nüfus olarak çoğalmasını önlemek için erkek çocukları öldürtürmüş. Hz. Musa’ya tâbi olanlara uygulanan bu ikinci işkence döneminin Mineptah isimli Firavunun idaresine rastladığı söylenmektedir.
“Musa, kavmine şöyle dedi: ‘Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Muhakkak ki, dünya Allah’ın mülküdür; kullarının dilediğini oraya vâris kılar. Güzel âkıbet, elbette müttakilerindir.’  (A’raf Suresi, 7/128)
Musa Aleyhisselam bir yandan Firavun ve taraftarlarından  sıkıntı çekiyordu, öbür taraftan kendi mensuplarından…
“İsrailoğulları (Musa’ya)  ‘Biz, hem sen bize gelmeden önce, hem de sen bize peygamber olarak geldikten sonra işkenceye mâruz kaldık!’ diye yakındılar. Musa ise şöyle dedi: ‘Hele biraz daha sabredin. Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı imhâ eder de, onların yerine sizi hâkim kılıp nasıl işler yapacağınıza bakar.’  Biz Firavun hanedanı düşünüp ibret alsınlar diye,  senelerce onları KURAKLIK,  KITLIK  ve  ÜRÜN  AZLIĞI  ile cezalandırdık. Onlara iyilik, bolluk geldiğinde: ‘Hâ işte bu, bizim hakkımız! Kendi becerimizle bunu elde ettik’ derlerdi. Eğer kendilerine bir kötülük gelirse, onu, Musa ile beraberindeki müminlerin UĞURSUZLUKLARINA  verirlerdi. Dikkat edin, iyiliği olduğu gibi, kötülüğü de YARATMAK, ANCAK  ALLAH’IN  KUDRETİYLEDİR, fakat onların çoğu bilmezler.” (A’raf Suresi, 7/129-132)
Kıtlık, belâ gibi kötü bir hâl  geldiğinde ise, “Bu, Musa ve yanındakilerin  UĞURSUZLUĞU” dediler. Bu, onların ne kadar KABA ve KATI  olduklarını vasfeder. Çünkü başa gelen şiddetli haller, özellikle de mucizeleri gördükten sonra, kalbleri inceltir, nefisleri itaate sevkeder, taassubu ortadan kaldırır. Ama Firavun ve taraftarlarında bu musibetler tesirli olmadı, hatta musibetler geldikçe,  azgınlıklarını ve  bâtıla dalmaları da arttı. Başlarına gelenler, aslında bizzat kendi iradeleriyle, işlediklerinin neticesiydi. Âyette İYİLİK  olarak geçen “EL-HASENE”  kelimesi marife olarak geçmesi, çokça vuku bulması sebebiyledir. Ama KÖTÜLÜK mânâsına SEYYİE  ise nekre olarak ifade edilmesi nadiren olmasındandır. 
“Biz de onların (Firavun ve taraftarlarının ) üzerlerine Kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri olmak üzere TUFAN,  ÇEKİRGE, BİT, KURBAĞA  ve  KAN  gönderdik.” (7/133)
TUFAN  onları kuşatan, evlerini mahsullerini bürüyen taşkın bir yağmur veya sel suyudur. Rivayete göre, sekiz gün boyunca her taraf kararmış bir şekilde durmaksızın yağmur yağdı . Hiçbiri evinden çıkamadı. Su, evlerini bastı, ta boğazlarına kadar su içinde kaldılar. İsrail oğullarının evleri onların evleriyle karışık olmakla beraber, bir damla bile su evlerine girmedi. Su, arazilerini, bastı, ekip biçmelerine ve tasarrufta bulunmalarına engel oldu. Bu durum haftalarca devam etti. Bunun üzerine Hz. Musa’ya,  “Rabbine dua et, bu durumdan bizi kurtarsın, sana iman edeceğiz.” dediler. Hz. Musa Aleyhisselam Allah’a dua etti, Allah da bu musibeti onlardan kaldırdı, daha önce hiç görmedikleri şekilde bol mahsul verdi, ama onlar iman etmediler.
Allah da onlara ÇEKİRGE   gönderdi.  ÇEKİRGELER, onların ektikleri, meyvelerini, yiyip bitirdi. Sonra kapıları, çatıları, elbiseleri yemeye başladılar. Korkuyla ikinci defa Musa Aleyhisselama sığındılar. Hz. Musa, dua etti, sahraya çıktı. Doğu ve batı tarafına işaret etti, çekirgeler geldikleri tarafa döndüler. Firavun ve adamları yine iman etmedi.
Allah bu defa kendilerine BİT  gönderdi. Bitler, çekirgelerden arda kalanları yediler. Onların yemeklerinin içine düşüyor, elbiseleriyle derileri arasına giriyor, onları emiyorlardı. Yine Musa Aleyhisselama müracaat ettiler. Onun duasıyla bu âfetten kurtuldular. Bunun üzerine dediler ki: “Artık tahakkuk etti ki, SEN  BİR  SİHİRBAZSIN.” Sonra da Allah onlara KURBAĞA  gönderdi. KURBAĞALAR  her tarafı istila etti. Yemekler pişerken bile tencerelere atlıyorlardı. Korkuyla yine Hz. Musa’ya vardılar, yalvardılar. O da kendilerinden ahit aldı ve Allah’a dua etti, Allah bu musibeti de kaldırdı, ama ahitlerini bozdular. Sonra da Allah üzerlerine KAN  gönderdi, suları kana dönüştü. Cenab-ı Hak, kudretinin ayrı ayrı alâmetlerini, mucizelerini göstermek için bunları ortaya koyuyordu. Bunların her birisinin arasında bir ay vardı ve bir hafta boyunca devam ediyordu.
Bütün bunların benzerleri bu süreçte bir şekilde kendisini gösterdi. Tarih tekerrür eder ama aynı ile değil misliyle… Şöyle düşünüp bir mukayese etmeye baklalım… 
<< Önceki Haber Abdullah Aymaz yazdı... Tazarru Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER